ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL11°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

13 Eylül Sabahı

Mehdi Çetinbaş

27 Temmuz 2010 Salı 23:06
  • A
  • A
Referandum günü yaklaştıkça, gerginlik de o oranda artacak gibi görünüyor. Türkiye Cumhuriyeti’ni belli bir statükoya oturtan ve babalarının malı gibi yöneten derin güçler, savaşarak geri çekiliyorlar. Geri çekilirken de, adeta benden sonra tufan der gibi,ortalığı kan gölüne çeviriyorlar.
Bu güne kadar hatırlayamadığımız kadar kısmi anayasa değişiklikleri yapıldı. Neredeyse 12 Eylül anayasasının yarıdan fazlası değişikliğe uğradı. Hiç birinde bu son değişiklikte kopan yaygaraya rastlamadık. Buradan da anlıyoruz ki AKP,anayasanın kalbine dokunmuş, bir nevi fincancı katırlarını ürkütmüş.
Cumhuriyeti kuran (kuruluşundan sonra ele geçiren)güçler, seçkin ve tepeden inmeci bir yapıyı oluşturarak, her zaman muktedir olmayı başarmışlardır.Bunun en önemli delili, merhum İsmet İnönü’ye izafe edilen; Demokrat Partililere söylenen “Bu ülkede iktidar olabilirsiniz, ancak muktedir olamazsınız” sözüdür.
87 yıllık Cumhuriyet rejimi geçmişinde, devlet partisi olarak bilinen CHP dışında, hiçbir parti muktedir olamamıştır. Ezici çoğunlukla iktidarı ele geçiren DP yönetimi, 27 mayıs darbesiyle alaşağı edildikten sonra, yerine geçen Adalet Partisi de dahil olmak üzere hiçbir siyasi parti, iktidar gücünü muktedirlik ile taçlandıramamıştır.
Rejimin kurucuları,iktidara ortak olmak için kurdukları çeşitli anayasal kurumlar ile, milletten görev alan iktidarların yetki alanlarını sürekli olarak sınırlamışlardır. Ordu,yargı, üniversiteler ve meslek odaları gibi çeşitli kurumları ellerinde tutan CHP zihniyeti, bu sayede her zaman devletin gizli ortağı olmayı başarmıştır.

1950’den beri CHP tek başına iktidar olamadı; ama hep muktedir oldu.

CHP çok iyi etüt edilmesi gereken bir yapıdır. Osmanlı’nın yıkılışından sonra, ittihatçı ve komitacı güçler tarafından kurulan bu siyasi parti, hiçbir zaman demokrasiden yana olmamıştır. 1950 yılında demokratik seçimle iktidarı DP’ye devrettikleri, ülkeye demokrasiyi getirdikleri safsatası külliyen yalandır. 1946 seçimi rezaletinden sonra,daha fazla dayanmaları mümkün değildi. İstemeyerek de olsa iktidarı devretmek zorunda kaldılar. İktidarı diyorum! Zira devlet yönetimi her zaman CHP’nin elinde oldu.
12 Eylül darbesinden sonra iktidara gelen Özal yönetimi ve ANAP, iktidar gücünün yanında muktedir olmayı da denediler. Özal yönetiminin iktidarı sırasında yaşananları biliyoruz. Özal muktedir olmak için, Cumhurbaşkanlığı makamını ele almak gerektiğini elzem olarak görmüştü. Bu konudaki öngörüsü doğru olmakla birlikte, partisindeki güvenilir ikinci adam problemini aşamadı. Derin güçler Özal’ı da ortadan kaldırarak, saltanatlarını yeniden tesis ettiler.
Türkiye’de bir kez demokrasi nehri yatağından taşmıştı. Bu nehrin önüne çekilen setlerin, daha fazla dayanması mümkün değildi. Her defasında önüne set çekilen demokrasi nehri, halk tarafından tekrar yatağına sokularak akışını sürdürmüştür. Her müdahale nehir yatağını daha da derinleştirerek, darbecilere ve tepeden inmecilere adeta meydan okunmuştur.
Halka rağmen halkı yönetmek isteyenler tarafından TSK iç hizmet yönetmeliğine konulan 35. Madde kanalıyla, iktidarların ve halkın ensesinde sürekli boza pişirilmiştir. Ne anlama geldiği kimse tarafından anlaşılamayan ”Cumhuriyeti koruma ve kollama” görevi adı altında TSK, sürekli olarak CHP dışında iktidara gelen yönetimleri bir tehdit olarak algılamıştır.
AKP yönetiminin iktidara gelişinin ilk günlerinde yayınlanan kartel gazetelerinin manşetlerini, arşivlerden bulup okumanızı tavsiye ederim. Muhafazakar bir partinin yüzde kırk beşler dolayında oy almasını, irticanın ve şeriatın kapısının aralanması olarak ilan edenleri bu millet unutmadı.

Bir tuğgeneral aleni olarak ülke Başbakanına pez…k diyebilmiştir.

Üniversitelerde baş örtüsü yasağının en şedit olarak uygulandığı dönemin, AKP’nin iktidara geldiği ilk yıllara rastlaması sizce tesadüf müdür. Bir bilim yuvası olması gereken YÖK’ün ana muhalefet partisi gibi çalışması sizce tesadüf olabilir mi? Her YÖK genel kurulunun sonuç bildirilerini canlı yayın araçları ile takip eden TV yayınları sizce normal miydi?
Bu ve buna benzer sayısız soruyu sorarak cümlelerimizi uzata biliriz. AKP yönetimi sabırla kendisine karşı kurulan provokasyonlara karşı direndi. Kurulan bütün çirkin tezgahları bir bir bozmayı başardı. Daha önceleri TSK tarafından korkutulan ve ürkütülen yönetimler gibi AKP ceketini alıp kaçmadı.
Darbeci ve derin güçlerin sert kayaya çarptıkları tarih 27 Nisan 2007 tarihidir. Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi AKP yönetimine uyarı anlamı taşıyan, E-muhtıra olarak anılan bildiri demokrasi tarihimiz açısından bir milat olmuştur. Genel kurmay başkanlığı her zaman alışkın olduğu üzere, o meşhur E-Muhtırasını yayınlar. Çok ağır ifadeler taşıyan bu muhtıra sonucu, herkes hükümetin görevi bırakıp kenara çekilmesini bekledi. Fakat beklenen olmadı. Hükümet aynı sertlikte, orduya asli görevini hatırlatan uyarısını yaptı. Daha önceleri ordunun ufak bir öksürmesi ile görevi terk eden iktidarlar yerine, sapasağlam ayakta duran bir yönetimle karşılaşmak, ordunun beklediği bir şey değildi.
Rüzgar tersine döndü; iktidarı tehdit ile alaşağı edemeyen güçler, bu sefer yeni tezgahların peşine düştüler. Yıllardır yönetimde olan, devr-i saltanatlarında yapamadıkları şeylerin bir bir yapıldığını görenler, AKP yönetiminden her şeyi istemeye başladılar.
Daha dün ülke Başbakanına pez….k diye hakaret eden bir tuğgenerale tolerans gösteren Genel Kurmay yönetiminin, bu gün geldiği nokta ortadadır. Ülke başbakanına hakaret edilirken, o dönemde de parlamentoda görev yapan bir çok muhalefet partisi yöneticilerinin takındığı tavrı da bu millet kolay kolay unutmayacaktır.
Parlamento basılıp milletvekilleri tutuklanırken, demokrasinin ırzına geçilirken susanlar, bu gün alabildiğince özgür konuşmanın tadını çıkarıyorlar. 12 eylülde çile çektiklerini, hapiste yattıklarını söyleyerek, Tayyip Erdoğan’ı istismarcılıkla suçlayanlar, bu güne kadar demokrasi düşmanlarına karşı ne gibi tepkiler vermişlerdir. Bunları sormak millet olarak en tabi hakkımızdır.

MHP ve BDP’nin hayır kampanyası için gerekçeleri ne kadar inandırıcıdır.

Yıllarca darbe şakşakçılığı yapan CHP’nin, TSK iç hizmet yönetmeliğinin 35. Maddesini değiştirmek için kanun teklifi hazırlaması ibretle izlenecek bir davranıştır. 35.Madde elbette darbe için bir dayanaktır; ancak bunu kaldırmak tek başına bir çözüm olabilir mi? Darbeyi yapan zaten kendi hukukunu oluşturur. Ordu darbe yapacaksa, 35. Madde olsa ne yazar, olmazsa ne yazar.
Burada önemli olan, bu tür teşebbüslerin üzerine giderek bunların şiddetle cezalandırılmasıdır. Balyoz harekatını küçümseyerek “öyle yüz elli ,iki yüz kişiyle toplantı yaparak adeta davul çalarak darbe mi olur” diyenler geçmişi ne çabuk unutuyorlar. Tek başına aldığı bir kararla tankları Sincan sokaklarında yürütenleri ne çabuk unuttunuz. Sırf Sultanbeyli Belediye başkanına inat olsun diyerek,Sultanbeyli’de trafiğin anasını ağlatarak, ana caddenin ortasına Atatürk heykeli diken komutanları ne çabuk unuttunuz.
Bu gün geldiğimiz noktada,yüzü aşkın emekli ve muvazzaf üst düzey TSK mensubu hakkında tutuklama kararının verilmesini tartışabiliriz. Bu kadar kalabalık bir listenin içinde, masum olanların da bulunması ihtimal dahilinde de olabilir. Bu konuda, delilleri inceleyen hakimlerin oy birliğiyle karar almaları da işin diğer dikkat çekici bir yanıdır.
Son günlerde ülkede meydana gelen terör olaylarındaki artışı da tesadüf ile izah etmemiz mümkün değildir. Mevzilerini kaybetmeyi kabullenemeyen derin güçler ve çete artıklarının, konumlarını muhafaza etmek için yapamayacakları şey yoktur. Önümüzdeki günlerde de muhtemelen yeni provokasyonlarla karşılaşacağız.
Önümüzdeki kırk beş günlük süre, çok kolay geçeceğe benzemiyor. Statükoyu yerinden oynatan AKP’nin alaşağı edilmesi için kolay kolay bir araya gelmesi mümkün olmayan güçlerin ittifak yapması çok ilginç değil mi? CHP’yi bir nebze olsa da anlayabiliriz. MHP ve BDP’nin anayasa oylamasında hayır kampanyası yürütmesinin mantıklı bir izahı olabilir mi?
Bütün stratejisini AKP ya da iktidar partisi düşmanlığı üzerine kuran bir partiye ne kadar güven duyabilirsiniz. 12 eylülde idam edilen Mustafa Pehlivan’ın ailesini Başbakan ağzına almadan önce bir kez bile hatırlamayan MHP, ülkücülerden gereken dersi elbette alacaktır. Sorarım size; bana 12 eylül çilesini çeken ülkücülerden, MHP yönetiminde etkin görev alan kimleri sayabilirsiniz.
12 eylül anayasa referandumunda bu millet, hırsı ve hasetliği, aklının önüne geçen insanlara umarım iyi bir ders verir. 13 Eylül sabahında şayet evet çıkarsa, tabanını temsil etmeyen siyasilerin yüzlerinin alacağı rengi çok merak ediyorum. Tabi bir de verecekleri demeci…
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.