ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

12 Eylul ve Demirel'in Vebali

Mehdi Çetinbaş

06 Nisan 2012 Cuma 12:46
  • A
  • A
12 Eylül gelip çattığında üç yıllık edebiyat öğretmeniydim. İstanbul Zeytinburnu İhsan Mermerci Lisesi’nde, müdür yardımcısı olarak idari görevde de bulunuyordum.

Bütün liselerin ideolojik olarak paylaşıldığı bir ortamda; İstanbul’da, o zamanın tabiriyle sağ görüşlü öğrencilerin elinde olan üç beş liseden biriydi İhsan Mermerci Lisesi. Bu günün tersine, o dönemde devrimci ya da sosyalist olma bir nevi modaydı. Sağ görüşlü, ya da muhafazakar görüşüyle mimlenen, deşifre olan öğrencilerin, sol görüşlülerin kontrolündeki liselerde okuması neredeyse imkansız gibiydi.

Koca İstanbul’da, sağ tandanslı lise öğrencilerinin okuyabileceği okul sayısı çok kısıtlıydı. Bu sebepten, Anadolu yakasından okulumuza gelen öğrenciler bile oluyordu. Otuz beş kırk kişilik sınıflarımızda, ortalama yetmiş kişi ders görürdü.Bir sıraya üç kişi oturturduk.

Böyle bir okulda görevli olmak, takdir edersiniz ki ateşten bir gömlek giymekle eş değerdi. Hele böyle bir okulda idareci iseniz, risk oranınız o derece yüksek demekti. Olay bununla da kalmayıp,mektup ve telefon yoluyla açık açık tehditler de alıyorduk. 78 ve 79 yılarında üç öğrencimiz öldürülmüştü. Teneffüste öğrencilerimize ateş edilmiş, dört öğrencimiz yaralanmıştı. Her gün yeni bir olay yaşamaktan yorgun düşmüştük.

5 Temmuz 1980 gününü hiç unutamıyorum.
Bütün bunların dışında; yükümüz yetmiyormuş gibi, okulumuzda liseyi dışarıdan bitirme sınavlarını da organize ediyorduk. Dışarıdan bitirme sınavları, idareci olarak bana bağlıydı. Okulların kapanmasından hemen sonra dışarıdan bitirme sınavlarına başlardık.

O günü hiç unutmuyorum. 5 Temmuz 1980 Cumartesi. Dışarıdan bitirme Edebiyat sınavını yapalı birkaç gün olmuştu. Binlerce sınav kağıdını okumak kolay değil. Hafta sonu olmasına rağmen okula gelip komisyon olarak kağıt okuyorduk.

Saat beş civarına kadar kağıt okuduk. O dönemde, kendimizi en güvende hissettiğimiz Fatih’te oturuyordum. Müdür Baş Yardımcımız Edebiyat öğretmeni Sedat Yenigün ve birkaç arkadaş ile birlikte Fatih’e geldik. Aksaray’dan Hırka-i Şerif Camiine kadar yürüdük. Biz üç kişi oradan ayrılıp, Çarşamba semtine doğru yöneldik.

On ya da on beş dakika sonra, Fatihte birinin vurulduğu şayiası hızla yayıldı. Hemen yakında olan emniyet müdürlüğüne koştum. Oradaki polislerden, telsizlerden bilgi almak istiyordum. İçime sanki doğmuştu. Evet! Vurulan on beş dakika önce ayrıldığımız arkadaşımız Sedat Yenigün’dü. Azrail anlaşılan bizi uzun süre takip etmiş, berber dükkanına girip traş için sıra bekleyen arkadaşımız Sedat Beyi, korunmasız bir vaziyette yakalamıştı.

Bu olaydan sonra her gün ölümü solur olmuştuk. 1979 yılının mart ayından beri, sözüm ona koruma altındaydık. İlk önce aralık ayında, bizim korumamızı sağlayan ekibin başı, Baş Komiser Ali Yaşar Günaydın şehit edilmişti. Tam onu unutmuştuk ki; ardından en yakın arkadaşımızı kaybetmiştik.

Temmuz başından, 12 Eylül tarihine kadar her gün ölümü yaşadım. Sabah evden çıkarken abdest alıp çıkardım. Akşama sağ salim eve dönmenin hiçbir garantisi yoktu. Bu ortamda 12 eylülü karşıladım. İşin garibi; ilk anda belki de ihtilali duyunca, ani bir rahatlama yaşadığımı da söyleyebilirim. Kim bilir belki de, aylardır yaşadığım ölümü ensemde hissetme duygusunun yok olma ihtimalinin belirmesi, beni geçici olarak rahatlatmıştı.


Bize ölümü gösterip sıtmaya razı ettiler.
Bütün bunları neden yazdım! 32 yıl sonra mahkeme önüne çıkarılan 12 Eylülün mağrur generallerini görünce bir anda geçmişe daldım. Bizleri nasıl bir kavganın içine attıklarını aradan yıllar geçtikten sonra öğrenme fırsatı bulduğumuzu hatırlayarak acı acı güldüm.

Bizler bu devleti canımızdan çok seviyorduk. Komünistler ise Moskova’dan aldıkları talimatlarla(!) bu devleti yıkmaya çalışıyorlardı. Darbe gelince, darbeciler, sözde onu koruyan ve savunan bizim arkadaşlarımızla komünistler arasında hiçbir fark gözetmemişlerdi. Yıllarca bu milletin evlatları sun’i bir savaşa tutuşturulmuş, boğaz boğaza getirilmişlerdi. Anlayacağınız, bize ölümü gösterip sıtmaya razı etmişlerdi.

12 Eylül bu ülkenin toplumsal hafızasında derin izler bıraktı. Yüz binlerce insan, sağ ya da sol ayırımına bakılmaksızın zindanlarda işkenceye tabi tutuldu. Kimi vatandaşlıktan atıldı, kimi işinden oldu. Kimi ise itibarsızlaştırılarak izole edildi. İhtilalin kudretli generalleri, kendi yaptıkları anayasa ile kendilerine neredeyse ilahi bir güç izafe etmeye kalktılar.

Bu millet, yıllarca 12 Eylülün gölgesinden kurtulamadı.12 eylülün küstah ve mağrur generalleri arkalarında öyle bir miras bırakmışlardı ki, neredeyse darbecilik, ordunun bütün generallerinin genlerine işlemişti. Aslında bu işte generaller yalnız değildi. Alkış tutan sivil şakşakçıların bu işteki veballeri de çok büyüktü.

12 eylül darbesi bu ülkeyi öylesine etkiledi ki; devlet aygıtı şirazesinden çıktı. Ülkeyi seçilmişlerin yerine atanmışlar yönetmeye başladı. Önce 28 Şubat 1997 rezaleti yaşandı bu ülkede. Halkın oylarıyla seçilen, iş başına gelen bir iktidar adeta gasp edildi. Asker bu sefer, 12 eylülde olduğu gibi değil, ad değiştirerek “post modern” darbeler yapmaya başladı.

Darbeciler AKP iktidarının ertesi günü, yeni darbe planlarını hazırlamaya başladılar.

28 Şubat mağduru Refah Partisi, düzmece iddialarla 16 ocak 1998’de kapatıldı. Onun yerine kurulan Fazilet Partisi de aynı akıbetten kurtulamadı. 22 haziran 2001 tarihinde Fazilet Partisi de kapatıldı. Milli iradeye bu denli ipotek koyulması, alttan alta halkın tepkisini çekiyordu.

2001 yılında Fazilet’in yerine Saadet Partisi adıyla yeni bir parti kuruldu. Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları yeni kurulan partiye katılmayıp, daha geniş bir tabana hitap eden Adalet ve Kalkınma Partisini kurdular. 14 Ağustos 2001 yılında kurulan parti,bütün engelleme çabalarına karşı (parti genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan seçim yasaklısı ilan edilerek seçimlere sokulmadı) 3 Kasım 2002 tarihinde kuruluşundan on beş ay sonra tek başına iktidara geldi.

Darbeciler AKP’nin iktidara gelişinin ertesi günü, darbe zemini oluşturmak için hazırlıklara başladılar. Bununla yetinmeyerek, Genel Kurmayın bünyesinde kurulan hükümet karşıtı internet sitelerinden yapılan yayınları delil olarak gösterip, AKP’nin kapatılması için düğmeye bastılar.

2007 yılında yaşanan Cumhurbaşkanlığı seçiminde, meclis oturumuna katılması gereken 337 milletvekili şartını ihdas ederek yeni bir hukuk rezaletine kapı açtılar.Anayasa mahkemesi, kıl payı tabir edilecek bir kararla, AKP’yi kapatma kararı alamadı. Alamadı diyorum çünkü,tüm dayatmalara karşı mahkeme sadece ihtarla yetinerek partinin devamına karar verdi.

Bu tarihten sonra, ok döndü ve bumerang misali avcıları avlamaya başladı. 27 Nisan E- Muhtırasına bir başkaldırı olarak başlayan AKP’nin direnişi, bugün gelmiş olduğumuz seviyenin bir sonucudur. 12 Eylül anayasasını defalarca değiştirmek için teşebbüste bulunan AKP, muhalefet partilerinin statükoya canla başla sarılmaları sonucu muvaffak olamadı.

AKP’nin tek başına yaptığı ve halk oyuna sunduğu kısmi anayasa değişikliği, büyük bir tesadüf eseri 12 Eylül 2010 tarihinde oylandı. Başta CHP olmak üzere, MHP ve BDP gibi mecliste temsil edilen partiler, şedit bir hayır kampanyası yürüttüler. Bu oylamanın maddelerinden biri de, 12 Eylül darbecilerine yargılama yolunun açılmasıydı.

Yıllarca suçsuz yere hapis yatıp beraat edenlerin hesabını kim verecek.

Başta CHP yetkilileri olmak üzere, herkes bu konuda dalga geçti. Hayır oyu vererek darbecilerin yargılanmasını engellemek istediler. Bu gün müdahil olarak mahkeme kapısına ilk dayananın CHP olması bizi hiç şaşırtmadı. Üstelik bununla da yetinmeyip, tüzel kişilik olarak müdahil olan hükümet ve meclisin müdahilliğine bile itiraz ettiler. Neymiş efendim bu hükümet ve meclis darbeden zarar görmemiş. Ne diyeyim; güler misiniz ağlar mısınız!

Bu gün Ankara’da yargılanan 12 Eylül darbecilerinin, darbenin başarılı olması sonucu yargılanamayacakları savı son derece saçmadır. Darbeye teşebbüs suçtur, ancak başarıya ulaşan darbe suç değildir mantığı doğru değildir. 12 Eylül darbesi, sonuçları itibariyle aynı zamanda bir insanlık suçudur. İnsanlık suçunun, hukukta mürür-ü zamanı da yoktur.

Suçsuz yere idam edilen, işkence hanelerde sakat bırakılan, yıllarca hapis yattıktan sonra beraat eden, sayısı yüz binleri bulan insanların hesabını kim verecek. 12 Eylül davasının hayatta olan iki generalini yargılamakla bu işin biteceğini sanmıyorum. Bu yargılamanın, gittikçe genişleyerek, yerel unsurlara varıncaya kadar, her vilayette mutlaka sorumluluk taşıyanlara uzanması gerekir. Sorumlular yargılansınlar ki, asla bundan böyle kimse, bırakın darbeyi, teşebbüsü bile aklından geçirmesin.

Darbenin bir numaralı mağduru olması gereken Süleyman Demirel’in, müdahil olma talebinde bulunmamasını da doğrusunu isterseniz çok da şaşırtıcı bulmadım.

28 Şubat sürecinde sözüm ona devletin başı sıfatını taşıyan Demirel, askerlerle birlikte “Post modern “darbeye iştirak ederek görevini ifa etmiştir.

Demirel’in politika sahnesindeki finali şanına yakışmadı.
Bir zamanlar uzun süre peşinden gittiğim, demokrasi havarisi olarak adeta gözümde ilahlaştırdığım Demirel’in, bugün içine düştüğü durum çok hazindir. Yıllarca inançlarını sömürerek oylarını aldığı muhafazakar kesimin, üniversite kapısından sırf baş örtüsü taktıkları için çevrilen kızları için sarf ettiği “baş örtüsü ile okula girmek isteyenler Suudi Arabistan’a gitsinler” sözü onun için bir bitiş noktası olmuştur.

Bir rivayete göre beş, bir rivayete göre altı kez muhtıra ya da benzeri sebeplerle gidip gelen Demirel ile ilgili ister istemez insanın kafasında soru işaretleri uyanıyor. Bu kadar çok gidip gelen, görünüşte askerlerin en fazla mağdur ettiği bir insan olması gereken Demirel’in, 28 Şubat işbirlikçisi olması sizde nasıl duygular uyandırıyor.?

Bu kadar yıl Türk siyasetine yön veren Demirel’in, politikadaki finali kendisine hiç yakışmadı. Fotör şapkasıyla çizdiği baba imajı silindi gitti.

Şeytan durduk yerde bana vesvese veriyor.

Acaba diyorum “Baba” bu milletin inançlı kesiminin önünü tıkamak için görevlendirilen özel biri miydi?

Ne dersiniz haksız mıyım?
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.