ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Ters köşe Baykal mı?

Kürşat Özdemir

03 Mayıs 2014 Cumartesi 14:21
  • A
  • A

 

İşaret Fişeği: "Bizim Cumhurbaşkanımızla aramızda herhangi bir anlaşmazlık olmaz. Bundan önce de

medya bir şeyler söylüyordu Cumhurbaşkanımız o zaman başbakandı. Hep benimle ilgili de. Sonra

ters köşe oldunuz yine ters köşe olabilirsiniz. Bizim sağımız solumuz belli olmaz.” Başbakan Recep

Tayyip Erdoğan

Türkiye’nin gündemi 31 Mart Yerel Seçimlerinin ardından Ağustos ayındaki Cumhurbaşkanlığı

Seçimi’ne kilitlenmiş durumda. Kamuoyunda oluşan Putin-Medvedev benzeri bir makam takası

ile Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı Gül’ün ise AK Parti’nin başına geçerek

Başbakan olacağı algısını önce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “gelecekle ilgili bir siyaset planımın yok"

diyerek bozmuştu.

Bu açıklamanın ardından Başbakan Erdoğan’ın ters köşe açıklaması geldi. MHP kendi içinden bir aday

çıkaracağını söyleyerek net tavrını ifade ederken, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, siyaset dışı bir

Cumhurbaşkanı tarifi yaparken, AK Parti’nin adayını bekler bir tavır alarak yine oyunu AK Parti’nin

kurmasına izin verdi.

Paralel saldırılar ile seçime giren AK Parti’nin yerel seçimlerden de güçlenerek çıkması, dış kaynaklı

siyaset mühendislerinin hesaplarını yine boşa çıkarmış ve Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde bir AK

Parti’nin kolay kolay yıkılmayacağı artık anlaşılmıştı. Bunu en iyi ifade eden açıklama ise CHP İstanbul

Milletvekili Oktay Ekşi'den geldi: “Bu konjonktürde en "doğru seçenek" onun Çankaya'ya çıkmasıdır.

Çünkü onun cumhurbaşkanı olması, Adalet ve Kalkınma Partisi'ni siyaset sahnesinden silecek en iyi

çözümdür.

Yerel seçimler öncesi “paralel rüzgârı” arkasına alan CHP ise yerel seçimlerden nerede ise hezimete

yakın bir sonuçla çıkıyordu. Parti içindeki çekişmelerde yeniden alevleniyordu. İçten içe devam eden

ve parti içinde konuşulan kimi konular, eski genel başkan Deniz Baykal’ın 17 Nisan’da yaptığı “çılgınca

hatalar yapıldı. Boş lafa doyduk, ciddi bir tabloyu boş lafla izah etmesin kimse. Tazelenmeye ihtiyaç

var” açıklaması ile su yüzüne çıktı.

Bu arada birileri Deniz Baykal’ın ‘malum kaseti’ni hatırlatıyor, bu görüntülerin bizzat Başbakan

Erdoğan tarafından yayıldığı iddiasını ortaya atıyorlardı. Başbakan Erdoğan’ın “o görüntüleri yayan

değil, internetten sildiren benim” açıklaması ve ardından Baykal’ın “ben doğrudan Erdoğan’ı işaret

etmiyorum” açıklaması ile Erdoğan-Baykal kavgası bekleyenler hüsrana uğruyordu. Kasetle ilgili asıl

konu ise yine gözlerden saklanıyordu; kasetten ve Baykal’a komplodan Kılıçdaroğlu’nun haberi vardı

ama Baykal’a bildirmemişti! (bknz. Baykal neden gönderildi anladınız mı? http://www.yazete.com/

yazilar/kursat-ozdemir/baykal-neden-gonderildi-anladiniz-mi/477131/)

Baykal’ın yerel seçim değerlendirmelerinin ardından medyadaki kimi CHP’li kalemler tarafından

kendisine itina ile saldırılmaya ve seçim başarısızlığı parti içindeki Baykalcılara ihale edilmeye

başlandı.

Geçtiğimiz hafta ORC Araştırma’nın Cumhurbaşkanlığı Seçimi ile ilgili seçmen araştırması yayınlandı.

Başbakan Erdoğan "Cumhurbaşkanlığına aday olursa oy verir misiniz?" sorusuna verilen cevap, yüzde

51,2 ile "Evet oy veririm" olurken "Hayır" diyenlerin oranı ise yüzde 40 ,5 oranındaydı. Asıl ilginç

sonuç ise CHP seçmenine sorulan “Partinizin Cumhurbaşkanı adayı kim olmalı?" sorusuna verilen

cevaplarda ortaya çıktı.

“Partinizin Cumhurbaşkanı adayı kim olmalı?” sorusuna CHP seçmeninin yüzde 43,5'i fikir

belirtmezken, yüzde 15'le Deniz Baykal ilk tercih, Kemal Kılıçdaroğlu ise yüzde 12,9 ile ikinci tercih

oldu.

Aydınlatma Fişeği: “Ortak aday Türkiye'nin kaderini değiştirir. Hiçbir partinin tam istediği aday

olmayabilir ama üçünün de oy vereceği biri bulunabilir. Bu her partiden olabilir. AK Partili bir isim

bile.” CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal

Bugün gazetesi yazarı Seda Şimşek 1 Mayıs 2014 tarihli yazısında Deniz Baykal’la yaptığı söyleşiye

değiniyor ve şunları yazıyordu: “cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili olarak "Siz var mısınız" diye

sordum, "Böyle bir teklif gelirse, 'Şimdi başka işlerle meşgulüm, düşünmüyorum, hayır' denilecek

bir makam değil" cevabını verdi. Bu cevaba alt yazı geçmeye, tercüme etmeye herhalde gerek yok.”

Evet; Deniz Baykal ortak bir adaydan söz ediyor, Kılıçdaroğlu siyasi parti bağı olmayan bir

Cumhurbaşkanı tarifi ile Baykal’ın olası adaylığın önüne geçmek istiyor ama Haşim Kılıç gibi

muhafazakâr bir ismin peşinden giden ve halen “paralel yapıdan” medet uman bir konuma

düşmekten kendini kurtaramıyordu.

AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nun 2 Mayıs 2014’te yapılan toplantısı sonrası yapılan

açıklama ile 3 dönem kuralının muhafaza edilmesi ve 2015 seçimlerine mevcut seçim sistemiyle

girilmesine karar verildiği ifade ediliyordu. Bu da 2015 genel seçimlerine Recep Tayyip Erdoğan’ın

katılmaması demekti. Doğal olarak herkesin ortak fikri Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adayı olacağı

yönünde şekillendi.

Teori: Tüm beklentilere rağmen Erdoğan’ın 12 yıllık AK Parti iktidarında siyaset mühendislerini ters

köşe eden pek çok çıkışına şahit olduğumuzu ve “Ters köşe olabilirsiniz. Bizim sağımız solumuz belli

olmaz.” açıklamasını hatırlayarak cumhurbaşkanlığı için 10 CHP’li ve 10 AK Partili milletvekilinin ortak

aday olarak Deniz Baykal’ı göstereceklerini ve Başbakan Erdoğan’ın gerilim olmaması adına ortak

adaya destek vereceğini düşünüyorum.

Recep Tayyip Erdoğan, düşünülenin aksine 3 dönem kuralına uyarak birkaç yıl genel başkan

danışmanlığı gibi bir görevle yada kendisinin daha önce ifade ettiği bir vakıf başkanı sıfatı ile genel

seçimde yine meydanlarda olacaktır. AK Parti’nin kuruluşundan beri Meclis’te olan 73 ismin yerine

gelecek taze kanla ve Erdoğan’ın gölgesini her daim üzerinde hisseden seçmenlerin desteği ile AK

Parti ne ANAP’ın ne DYP’nin düştüğü duruma düşmeyecektir.

Baykal’ın cumhurbaşkanlığı adayı olması ile CHP içindeki Kılıçdaroğlu-Baykal-Sarıgül fay hatlarındaki

kırılma daha da artacak, teşkilatlar bu kırılma ile 2015 genel seçimlerine girecektir. Bu da aslında 31

Mart yerel seçimlerinde oyunu yükselten MHP’yi ana muhalefete ortak edecektir. (Aslına bakılırsa

seçim sürecinde MHP için sürekli ‘yavru muhalefet’ tabirini kullanan ve MHP’ye yüklenerek, milliyetçi

seçmeni MHP etrafına toplayan Erdoğan’ın arzu ettiği de budur.)

Son seçimlerde paralel yapı ile dirsek temasına geçen ve İstanbul Sermayesi’nin talepleri

doğrultusunda aday tercihlerinde bulunan CHP’ye nazaran daha milli reflekslere ve duruşa sahip

MHP’nin ana muhalefete ortak olması, “Çözüm Süreci” ile yükselen Kürt milliyetçiliğine karşı bir

sigorta olarak, sürecin daha sağlıklı ilerlemesini de sağlayacaktır.

Elbette bunların hepsi bir teori, en doğrusu çok kısa sürede şekillenecek süreci iyi izlemek olacaktır.

Çünkü Ağustos ayındaki Cumhurbaşkanlığı Seçimi Türkiye’nin geleceğini doğrudan etkileyecek bir

dönüm noktasına şahitlik etmektir.

Meraklısına Özel: AK Parti 2001 yılında Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kuruldu. 2002

seçimlerinde \%34 oyla iktidara gelen AK Parti’nin genel başkanı Erdoğan, siyasi yasağı nedeniyle

seçimlere giremedi ve milletvekili seçilemedi. Bu nedenle seçim sonrası kurulan 58. Hükümet,

Abdullah Gül’ün başbakanlığında kuruldu.

AK Parti’nin Siirt’teki seçimlere itirazının YSK tarafından kabul edilmesi ile Siirt’te seçim 9 Mart 2003

günü tekrar edildi ve seçime giren 4 parti arasından AK Parti oyların \%84,8’ini alarak aralarında Recep

Tayyip Erdoğan’ın da bulunduğu 3 milletvekili adayını meclise gönderme hakkı kazandı.

AK Parti’nin \% 47 oyla ikinci kez tek başına iktidara geldiği 22 Temmuz 2007 seçimlerinin hemen

ertesi günü Zülfü Livaneli Vatan gazetesine yazdığı yazıyla Erdoğan’ın milletvekili seçilmesinde

Baykal’ın önemli bir rolü olduğunu iddia ediyordu.

2002 yılının Aralık ayında Cumhurbaşkanı Sezer’in Erdoğan’a milletvekilliği yolunun açılmasının önünü

açan yasa tasarısını veto etmesinin ardından CHP Milletvekili Mehmet Sevigen’in evinde Baykal ve

bazı CHP kurmayları ile buluştuklarını ifade eden Livaneli şunları yazıyordu:

“Türkiye’nin kaderi o akşam o evde değişti, çünkü siz ‘Tayyip Erdoğan başbakan olacak!’ diye tutturdunuz.

Sizi ‘Çok tehlikeli bir oyun bu!’ diye uyaran parti dışından önemli şahsiyetlere kızdınız, ‘Hayır!’ dediniz ‘İki ay

dayanamaz. Göreceksiniz iki ay dayanamaz.’

Sizin bu iddianıza karşılık ben ne dedim: ‘Erdoğan herhangi bir kişi değil, bütün tarikatların birleşerek Erbakan’ın

yerine seçtiği siyasetçi; arkasında Amerika, Avrupa desteği de var. Program Türkiye’yi ılımlı İslam cumhuriyeti

yapma programı. Sizin dediğiniz gibi iki ayda gitmeyecek; tam tersine, bu odada bulunan herkesin siyasi

hayatını bitirecek.’

İki ay dayanamaz iddianızı, ‘görüşleri gereği IMF ile anlaşma yapmaz, ekonomiyi zora sokar ve dayanamazlar.’

tezine oturttunuz.

Ama bunların hepsi bahaneydi çünkü siz iki partili rejimin işinize yaradığını anlamış ve seçim sonuçlarına

sevinmiştiniz. Çünkü size ana muhalefet partisi lideri olmak ve soldaki rakiplerinizi yok etmek yetiyordu. Bu iş

birliğini daha sonra da sürdürdünüz.

O zaman ben sizin Tayyip Erdoğan’la seçim öncesinde Beylerbeyi’nde gizlice buluştuğunuzu ve bir anlaşma

yaptığınızı bilmiyordum.”

Livaneli’nin yazısı CHP tarafından yalanlanırken, Baykal basına yaptığı açıklamada “Tayyip Erdoğan’ın

parlamentoya girmesine yol açmakla iftihar ettiğini, bunu demokrasinin gereği olarak önemsediğini ve karşı

çıkanları önemsemediğini” dile getiriyordu.

Siirt seçimleri öncesi gerçekleşen Erdoğan-Baykal görüşmesi ise şu an AK Parti milletvekili, o dönem Star

gazetesi yazarı Şamil Tayyar tarafından da doğrulanmış ancak Tayyar seçimle ilgili bir pazarlık olmadığını

yazmıştı. 

YORUM YAZ
TOPLAM 1 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - halid kocaoğlu:04 Mayıs 2014, Pazar 13:29

    görelim medvla neyler neylerse güzel eyler