ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Parçalı Bulutlu

YAZARLAR

Paket tamam ya asayiş!

Kürşat Özdemir

10 Ekim 2013 Perşembe 11:24
  • A
  • A

 

 

Köprü:“Türkiye insanların, dil, etnik köken, gelenek, kültür farklılaşmasını toplumun bütünlüğü içinde ortaya koymalarından korkmamalıdır. Devletin bu farklılaşmaları yasaklar koyarak engellemesi de, özendirmesi de yanlıştır. Asimilasyona, var olan bir etnik yapıyı inkâra dönük yaklaşımlarla bu sorunun çözülemeyeceği artık anlaşılmalıdır.”  Deniz Baykal, 1990 SHP Güneydoğu Raporu Önsözü

Kürt meselesi Cumhuriyet’in başından beri günden güne büyüyen Türkiye’nin nerdeyse asırlık sorunlarından biridir. 1925’ten başlayarak 2011 yılına kadar Kürt sorunu ile ilgili 70 kadar rapor hazırlanmıştır. Devlet kurumları tarafından hazırlanan raporlarda daha çok güvenlik politikaları, tarihsel süreçler üzerinde durulurken, siyasi partiler, STK’lar tarafından hazırlanan raporlarda demokratikleşme, hak ve özgürlükler gibi konuların ön planda tutulduğu dikkat çekmektedir.

1984 yılının Ağustos ayının 14’ünde Eruh ve Şemdinli’ye düzenlenen PKK saldırıları ile birlikte Türkiye 30 senelik bir terör kıskacının içinde buldu kendini. Önceleri birkaç çapulcu denilerek önemsenmeyen PKK saldırıları Türkiye’nin her bir köşesindeki hanelere al bayrağa sarılı dönen şehit cenazeleri ile birlikte gündemin ilk maddesi haline geldi. Devlet 1990’lı yıllarda PKK terörüne karşı gayri nizami harp unsurlarını ön plana çıkaran güvenlik politikalarını benimsedi. Ancak bu dönemde teröre karşı kazanılan kimi başarıların yanı sıra uygulanan olağanüstü hal ve kimi devlet görevlilerinin kontrolsüz güç kullanımları bölge insanının devlete olan güven ve bağlılığını zedeledi.

Ak Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 12 Ağustos 2005 Diyarbakır konuşması ile birlikte başlayan “Demokratik Açılım/Milli Birlik Projesi” sorunun çözümüne yönelik olarak demokratikleşme ve kültürel haklar odaklı bir yaklaşım olarak ortaya çıktı. Demokratik Açılım sürecinde sorunun çözümüne ilişkin pek çok cesur adımlar atıldı.

Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan müebbet hapis cezası ile İmralı Cezaevi’nde kalan PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın 21 Mart 2013 tarihinde Diyarbakır Nevruz kutlamalarında okunan 5 sayfalık mektubu ile birlikte ‘Demokratik Açılım’ perspektif değişikliği ile birlikte‘Çözüm Süreci’ne dönüştü.  Söz konusu mektubunda Öcalan, ‘(…) artık yeni bir dönem başlıyor. Silah değil siyaset öne çıkıyor.’ diyerek örgütün mücadele zeminini silahlı mücadeleden legal siyaset alanına kaydırıyor, silahlı unsurların sınır dışına çekilmesi talimatı veriyordu.

Çözüm sürecinin girdiği bu yeni aşama barışa ve PKK terörünün durdurulmasına dair yeni bir umut dalgası oluşmasına neden oldu. Toplumun geniş bir kesimi çözüm sürecine destek verirken, yine hatırı sayılır bir kesimi de yaşanan süreci terör örgütünün bir başarısı ve bölünme süreci olarak görüyordu. Aslına bakılırsa çözüm sürecine destek verenlerin dahi zihinlerinde sorunun tarihsel gelişimi içerisinde yaşanan pek çok kanlı hatıra hâlâ canlılığını koruyor, verilen destekler ‘ama’lara sarılıyordu.

Çözüm sürecine verilen bu tedirgin desteğe rağmen hükümete yakın olarak nitelendirilen kimi basın organlarında PKK terörünün sona geldiği, bölgedeki tüm unsurların sınır dışına çekildikleri, askerin artık köylerde devriye gezmek yerine köylüler ile birlikte halay çektikleri vb. oldukça iyimser haberler yayınlanıyordu. Tam bu noktada Başbakan Erdoğan 17 Ağustos 2013’te yaptığı “Türkiye’yi terk konusunda verilmiş sözler yerine gelmiş değildir. Çok çok basit anlamda, o da çocuk, yaşlı, kadın gibi yüzde 20 gibi bir durum. Bunun dışında çekilme diye bir şey söz konusu değil. Böyle bilinmesinde fayda var.” sözleri ile devletin süreci soğukkanlılıkla ve rasyonel bir şekilde takip ettiğini ortaya koyuyordu.  Erdoğan, aynı konuşmasında örgütün silah bırakmadığını, herhangi bir saldırı durumunda askerin gerekli yanıtı vereceğini belirtiyordu.

Başbakan Erdoğan’ın bu açıklamasından yaklaşık bir ay sonra KCK hükümetin çözüme ilişkin ikinci aşamayı başlatmadığı ve beklenen adımları atmadığı gerekçesi ile çekilmeyi durdurduklarını ancak ateşkes durumunun devam edeceğini açıkladı. Güvenlik uzmanları PKK’nın geleneksel kış hazırlığına geçtiğini, Suriye’de ortaya çıkan yeni konjonktüre göre pozisyon aldıklarını ifade ediyor.

Bugün gelinen noktada Başbakan Erdoğan, geçtiğimiz hafta merakla beklenen yeni Demokratikleşme Paketi’ni açıkladı. Paketten yine çözüm sürecini destekleyen, siyasal katılımı teşvik edici, siyasal ve kültürel farklılıkları kabul eden maddeler çıktı. Elbette daha önceki demokratikleşme hamleleri gibi bu paket de heyecan ve umut taşırken beraberinde korku ve tereddüt de getirdi.

Demokratikleşme paketi sonrasında yoğun olarak hissedilen duygu barışa daha da yaklaşıldığına dair umuttu. Doğrusu merkez medyası ve hükümet yanlısı görünen medyada bu doğrultuda haberler ile paketi duyurdu. Tam da bu haberlerin yayınladığı günlerde (30 Eylül 2013) Diyarbakır’da BDP tarafından düzenlenen yürüyüşte PKK bayrakları açılıyor, 9-10 yaşlarındaki çocuklar yüzlerinde maskeler ile ortalıkta dolaşıyor, ellerde dolaşan dövizlerde “Paketten Kürtlere Devrimci Halk Savaşı Çıktı” mesajları yazıyordu. 

PKK’nın ‘sözde’ gençlik örgütü Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi (YDG-H)Eylül ayının başından beri artan bir biçimde; Şırnak, Diyarbakır, Cizre, Lice, Beytüşşebab gibi il ve ilçelerde özellikle eski Hizbullahçılar tarafından kurulan Hüda Par teşkilatlarına, mütedeyyin olarak bilinen insanların araçlarına evlerine saldırıyordu. Düzenlenen saldırılar ile yeni bir PKK-Hizbullah çatışması çıkarılması hedefleniyor izlenimi verilirken, kurdukları Hüda Par ile bölgede hem BDP hem de Ak Parti’ye alternatif bir İslamcı Kürt politika üretmeye çalışan eski Hizbullahçılar özellikle böyle bir çatışmadan uzak duruyor. Ne var ki geçmişte bölgede PKK’ya olduğu kadar bölge insanına da kan kusturan Hizbullah’ın yeniden harekete geçmeyeceğinin bir garantisi de bulunmuyor.

Bunların yanı sıra ‘kurtarılmış bölgeler oluşturma’ stratejisi doğrultusunda kundaklama, yol kesme, polis araçlarına ve MOBESE kameralarına silahlı saldırı, şantiye basma, iş araçları yakma gibi her gün farklı eylemler ile bölgede yeni bir terör dalgası oluşturulmaya çalışılıyor. Bu tarz terör olayları bölgesel internet siteleri haricinde ulusal medyada neredeyse hiç yer almıyor. Devlet ise şimdilik hadiseleri soğukkanlılıkla izliyor ve büyük provokasyonlara sebebiyet verebilecek terör faaliyetlerine karşı önleyici tedbirler alıyor.

Türkiye Kürt Sorunu’nun çözümünde büyük devlet bilinci ve sorumluluğu ile hareket etmesi gerektiğini anladı ve buna yönelik adımlar atılıyor. Hükümetin açıkladığı her demokratikleşme paketi terör örgütünün ve siyasal uzantılarının yıllarca bölge halkını kandırmak için kullandıkları argümanları ellerinden alırken manevra alanlarını daraltıyor. Silahla var olmuş ve silahların gölgesinde siyaset yapmaya alışmış Kürt siyasetçileri ne yazık ki siyasal alternatifler üretmek yerine halen hükümeti silahla tehdit etme yöntemine sığınıyor.

Hariçten Gazel:Hükümet devletin tüm kurumlarınca mutabakat sağlanan çözüm sürecinin sağlıklı yürütülmesi noktasında atılan demokratikleşme hamlelerini, toplumun hatırı sayılır bir kesiminde paketlere karşı oluşan tedirginliği giderecek şekilde, topluma anlatmalıdır. Sürdürülen açılım sürecinin örgütün propagandasını yaptığı gibi silahla kazandığı kazanımlar değil önceden belirlenmiş, devletin tüm kurumlarınca mutabakat içinde yürütülen bir planın parçaları olduğu açıkça ifade edilmelidir. Uygulanacak plana dair adımlar, açıklanması düşünülen demokratikleşme paketleri hükümet tarafından belirli bir takvime bağlanmalı ve ilan edilmeli, böylece ‘örgüt istedi hükümet yaptı’ türünden söylentiler boşa çıkarılmalıdır.  

Gerek Güneydoğu’da gerekse İstanbul’un göbeğinde olsun kanun dışı hiçbir eylem hukuk çerçevesinde karşılıksız bırakılmamalı, terörün propagandasına izin verilmemelidir. Terör her kime yönelirse yönelsin ciddiyetle ele alınmalı, Türkiye’de faili meçhul hiçbir hadise kalmamalıdır. Unutulmamalıdır ki, hukuk devleti olmanın bir gereği de devlet otoritesinin tesis edilmesidir.

Dikkat Kitap:Kürt Sorunu’nun tarihsel gelişimi ve bu konuda yayınlanan raporlara ulaşmak için Hüseyin Yayman tarafından hazırlanan ve SETA tarafından yayınlanan Türkiye’nin Kürt Sorunu Hafızası isimli eser gerçek bir kaynak. (Kitap daha sonra Doğan Yayınları tarafından da yayınlandı)

YORUM YAZ
TOPLAM 1 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - Ertuğrul Gazi SAĞLAM:09 Ekim 2014, Perşembe 09:50

    Gündemdeki olayların özgeçmişine bakarak farklı bir açıdan yorum. Teşekkür ederim.