ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Karaçi saldırısının Türkiye ile ne ilişkisi var?

Kürşat Özdemir

18 Haziran 2014 Çarşamba 10:06
  • A
  • A

Vezir: “Avrasya yerkürenin en büyük kıtasıdır ve jeopolitik olarak bir eksendir. Avrasya’ya egemen

olan bir güç, dünyanın en ileri ve ekonomik olarak verimli üç bölgesinden ikisini kontrol edebilir.”

Zbigniew Brzezinski – Büyük Satranç Tahtası

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani 18 yılın ardından 9 Haziran 2014’te Ankara’yı cumhurbaşkanı

düzeyinde ziyaret eden ilk isimdi. Ankara için de bu ziyaret büyük bir önem taşıyordu çünkü

bu ziyaret aynı zamanda İran ile yüksek düzeyli işbirliği toplantılarının da ilkiydi. Ruhani’nin

Cumhurbaşkanı seçilmesi ile birlikte Obama yönetiminin İran’a bakışı yumuşamış, İran üzerindeki

ABD ve AB ekonomik yaptırımları hafiflemeye başlamıştı. Birçok Avrupa devletinin özellikle ticari

heyetleri ülkenin ortaya çıkan ekonomik potansiyelini ülkelerine aktarmak amacı ile sürekli Tahran’ın

yolunu tutuyordu. Ancak bu olumlu hava İran’ın komşusu Türkiye’den sanki kasıtlı olarak esirgeniyor,

Türkiye’de çok bilinçli bir şekilde hükümet ve bazı stratejik kurum yöneticileri üzerinden İran ilişkileri

ile ilgili kara propaganda yürütülüyordu.

İşte böyle bir dönemde Türkiye’ye gelen Ruhani, çok önemli sözler sarf ediyordu: “İran ve Türkiye’nin

son derece önemli jeopolitik konumda yer aldığını herkes idrak ediyor. Bu iki önemli ülke yan

yana olduğunda bu, İran Körfezi’ni ve Umman Denizi’ni Karadeniz ve Akdeniz’e rahatlıkla

bağlayabileceğimiz anlamına geliyor. Bir başka deyişle Hint Okyanusu’nu Atlas Okyanusu’na

bağlayabiliriz demek. Bu nedenle bu iki önemli ülkenin ilişkileri sadece İran ve Türkiye için değil, tüm

bölgenin gelişmesi için büyük önem taşıyor.”

Tarihi öneme sahip bu sözler Türkiye gibi aynı günde farklı birçok gündemin yaşandığı bir ülkede -

medyada yer bulsa bile- üzerinde derinlemesine konuşulma şansı bulamadı. Ruhani bu sözleri ile

Türkiye ile İran ilişkilerini aynı zamanda Pakistan ve Afganistan ilişkilerine de bağlıyordu. İşte bu

nokta da ise işler hayli çetrefilli bir hâl alıyordu.

Flashback: Türkiye-Afganistan-Pakistan ilişkileri 2007 yılında başlayan üçlü zirveler ile birlikte

stratejik bir önem kazanmıştı. Pakistan’ın komşusu İran ile olan sıkı ilişkileri ve Çin ile artan askeri

ve ekonomik yakınlığı bölgede ABD çıkarlarını tehdit ediyordu. Pakistan Başbakanı Navaz Şerif 90’lı

yıllardaki ilk başbakanlığı döneminde ABD ve AB baskılarına rağmen nükleer faaliyetleri durdurmadığı

gibi, son seçim kampanyasında Taliban ile barış görüşmelerine başlayacağı vaadi ile de ABD’ye

rağmen politika geliştiriyordu.

Yine aynı şekilde Afganistan Cumhurbaşkanı Karzai'nin ABD ile askerlerin Afganistan'da kalmasına

izin veren ABD-Afganistan İkili Güvenlik Anlaşması'nı imzalamaması ABD’nin Karzai’ye olan bakışını

değiştirmişti. NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti'nin (ISAF) 2014 sonu itibarıyla

görev süresinin dolacak olması da ayrı bir sorun oluşturuyordu.

Türkiye ise 2007’de başlattığı üçlü zirveler ile üç ülkenin ilişkilerini yüksek düzeyli işbirliğine

yükseltiyordu. 2012 yılında Batı medyasında Pakistan, İran ve Türkiye’nin nükleer silah ve enerji

üretiminde işbirliği yaptıklarını iddia eden pek çok makale çıkmaya başlamıştı. Türkiye’nin

Afganistan ve Pakistan’la yaptığı işbirliği birilerini rahatsız etmişti. Bu rahatsızlık 11-12 Aralık 2012

tarihlerinde düzenlenen 7. Üçlü Zirve’de bizzat Cumhurbaşkanı Gül tarafından ifade edilecekti:

“Hatırlayacaksınız, geçen seneki toplantıdan önce büyük bir terör olayı meydana gelmiş; Afganistan

eski Cumhurbaşkanı Burhaneddin Rabbani hayatını kaybetmişti. Bu toplantıdan da birkaç gün önce

Afganistan İstihbarat Başkanı Sayın Esad’a karşı bir suikast teşebbüsü olmuş...”

1 Kasım 2011’de başlayacak Türkiye-Afganistan-Pakistan 6. Üçlü Zirvesinden önce 21 Eylül 2011’de

Taliban ile barış görüşmelerini yürüten Afganistan Yüksek Barış Konseyi Başkanı ve eski Devlet Başkanı

Burhaneddin Rabbani evinde uğradığı saldırıda hayatını kaybetmişti.

Yine aynı şekilde 11 Aralık 2012’de başlayan 7. Üçlü Zirve’den bir hafta önce 6 Aralık 2012’de

Afganistan İstihbarat Şefi Esadullah Halid intihar saldırısına uğradı ve ağır yaralandı.

Tekrar bugünlere dönelim; Türkiye o günlerde, Mayıs ayının sonlarında Lice’de başlayan yol kesme,

çocuk kaçırma, araç yakma vb. eylemlerinin 8 Haziran’da Diyarbakır'da yüzü maskeli bir kişinin 2.

Hava Kuvvet Komutanlığı’nda asılı Türk bayrağını indirmesi ile diken üzerindeydi. 7 Haziran’da

Başbakan Erdoğan’ın Sultangazi ilçesinde katıldığı bir açılış sırasında bir kişi elinde silah ile

yakalanıyordu. Silahla yakalanan kişi her ne kadar korkutmak amacını taşıdığını söylese de emniyet

güçleri bunun bir suikast girişimi olabileceği ihtimali üzerinde duruyordu.

İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin Ankara’da temaslarda bulunduğu 9 Haziran 2014’ün gecesinde

Pakistan’ın en kalabalık şehri Karaçi’de Cinnah Uluslararası Havaalanı’na silahlı bir grup tarafından

saldırı düzenleniyordu. Çoğu güvenlik görevlisi 23 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı.

Fil: Saldırının ardından yapılan bazı değerlendirmelerde, saldırgan grubun havalimanında bulunan

THY bürosunu özellikle hedef aldıkları ve THY’ye ait bir uçak aradıkları iddia edildi. Havalimanına

yapılan saldırı sebebiyle İstanbul-Karaçi seferini yapan THY uçağı Sivas civarından geri dönüş yaptı.

İğne Deliği: Saldırıyı daha da ilginç kılan bir ayrıntı da Pakistan Cumhurbaşkanı Memnun Hüseyin’in

baskının olduğu saatlerde Nijerya’ya gitmek için transit olarak geldiği İstanbul’da bulunmasıydı. Bir

gün önce İstanbul’a gelen Hüseyin’in Türkiye-Pakistan ilişkileri açısından kritik önemde temaslarda

bulunduğu belirtiliyordu.

Karaçi’de havaalanı saldırısının ardından Pakistan - İran sınırında yolcu otobüslerine yönelik

zamanlı olarak intihar saldırısı düzenleniyordu. Eş zamanlı olarak iki intihar bombacısı tarafından

düzenlenen saldırı sonucu en az 22 kişinin öldüğü ve onlarca kişinin yaralandığı kaydedildi.

Ne büyük tesadüftür ki, saldırıların gerçekleştiği Pakistan’ın cumhurbaşkanı gibi saldırıya uğrayan

otobüslerin geldiği İran’ın cumhurbaşkanı da aynı saatlerde Türkiye’deydi. Haydi o bilindik nakaratı

tekrarlayalım: “Yoksa birileri bir mesaj mı vermek istiyordu.”

Pakistan ve İran’ı içine alan şiddet sarmalı aynı gün (9 Haziran) Afganistan’da da etkili olmuştu.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gitmeye hazırlanan Afganistan’ın Celelabad kentinde bir havaalanına

bombalı intihar saldırısı düzenleniyor; 9 kişi hayatını kaybediyordu. Ayrıca yine aynı kentte bir polis

karakoluna da intihar saldırısı düzenleniyor, NATO’ya ait 25 sivil koruma aracı ateşe veriliyordu.

Parantez: 2 Haziran 2014 tarihinde Afganistan’ın Nangarhar kentinde faaliyet gösteren EMTA İnşaat

firması çalışanlarını taşıyan minibüs intihar saldırısının hedefi oldu. Saldırıda 3 Türk mühendis

hayatını kaybetti. EMTA İnşaat, Türkiye’de ve dünyanın çeşitli ülkelerinde ABD tesislerinin inşaat

ve güvenlik projelerini gerçekleştiriyor. Buna ABD NATO İncirlik Üssü’ndeki güvenlik iyileştirme

ve inşaat işleri de dahil. Bu açıdan bakıldığında saldırının bir yönü ile yine ABD’yi hedef aldığı

söylenilebilinir.

Ters Açı: Afganistan’da Cumhurbaşkanı Karzai nezdinde ABD ve NATO askeri gücünün ülkeden

çekilmesi yönündeki kararlılığın arttığı bir dönemde ABD ve NATO’yu hedef alan saldırıların giderek

artması da kuşkulu bir durumdur. Şiddet olayları bilinçli bir şekilde arttırılarak, “Biz gidersek bu şiddet

ve terör eylemleri ile baş edemezsiniz” mesajı mı verilmek isteniyor.

Sonuç Yerine: Türkiye’nin nükleer enerji ile ilgili çalışmaları belirli bir takvim üzerinden ilerliyor. Peki,

Türkiye’nin nükleer silah ile ilgili bir programı var mı? Türkiye, 1969'da Nükleer Silahların Yayılmasının

Önlenmesi Anlaşması NPT'yi imzaladı ve 1980'de onayladı. Hukuken bu bağlayıcı bir durum. Ancak

Roma merkezli NATO Savunma Koleji'nin Ortadoğu uzmanı Jean-Loup Samaan tarafından 2012

yılında hazırlanan “İran'ın nükleer güç olmasının bir gün sonrası: NATO'ya etkileri" başlıklı raporda

İran’ın nükleer silah sahibi olması durumunda Türkiye’nin de aralarında bulunduğu diğer bölge

ülkelerinin de nükleer silah sahibi olabileceği değerlendiriliyor.

‘Ayrıca 1991 ve 1992'de ABD, Türkiye'den Pakistan'a nükleer silah yapımında kullanılabilecek

stratejik maddeler gönderildiği gerekçesiyle suçlamalar yöneltmiş; 1995'te de Yunan Dışişleri

Bakanlığı'ndan Thanos Dokos, Ankara ve İslamabat arasında nükleer işbirliğine dikkat çekmişti.

2003'te CIA ajanı olduğu basına sızdırılan ve geçenlerde CIA'deki günlerini anlattığı kitabı yayımlanan

Valerie Plame Wilson'ın Türkiye-Pakistan nükleer bağlantıların araştırmak için "enerji danışmanı"

sıfatıyla Türkiye'ye geldiği de konuşuldu.’1

Daha öncede ifade etmiştik; Türkiye bölgesel güç hedefinde olduğu müddetçe içerideki hiçbir olayı

küresel güçlerden ayrı düşünemeyiz. Yine aynı şekilde artık Türkiye’nin yüksek düzeyde ve stratejik

işbirliği içerisinde olduğu ülkelerdeki olayları da Türkiye’den ayrı düşünmemek gerekir. 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.