ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

İlaçla Mesih olunur mu?

Kürşat Özdemir

01 Ekim 2013 Salı 09:55
  • A
  • A

 

 

Maşa:“Bütün gerçekler üç aşamadan geçer: Önce, dalga geçilir; sonra, şiddetle karşı çıkılır, sonunda aşikâr kabul edilir” Arthur Schopenhauer

Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen 28 Şubat davası devam ediyor. Tüm siyasi davalarda olduğu gibi bu davada da pek çok kamuoyuna mâl olmuş isim üzerinde duruluyor. Bu süreci daha iyi anlayabilmek adına TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu tarafından yayınlanan raporun özetinden 28 Şubat ile ilgili bölümü tekrar okudum.

Raporda 28 Şubat öncesi siyasi gelişmeler arasında ismi anılan siyasilerden biri dikkat çekici; Hasan Mezarcı. Raporda şöyle deniliyor: “25 Şubat 1994 tarihinde RP İstanbul milletvekili Hasan Mezarcı’nın Atatürk döneminde kurulan İstiklal Mahkemeleri tarafından haksız yere cezalandırılan kişiler için iade-i itibar talebinde bulunması, Hasan Mezarcı’ya ait kasetler televizyonlara servis edilmesi neticesinde, toplumda tepki meydana gelmiş; 27 Şubat 1994 tarihinde partisinden istifa eden Mezarcı’nın dokunulmazlığı kaldırılmış ve yargılanıp hapis cezasına çarptırılmıştır. Bu süreçte, Mezarcı’nın, insanlık dışı muamele ve işkence görmesi nedeniyle tasarruf ehliyetini kaybettiğine dair beyanlarda bulunulmuştur.”

Geçen yazımızı (bknz. Zihni ile oynananlar!) şöyle noktalamıştık; “Mirzabeyoğlu, 'Beni bu yöntemle delirmiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Amaçları itibarsızlaştırmak' diyor. Bu cümleyi unutmayalım ve Ergenekon iddianamesinde Ümit Sayın’a ait internet görüşmeleri kayıtlarından bir bölümü bu cümleyle birlikte not edelim: “"Sonuçta gizli örgütlenip bizim düşündüğümüz bazı eylemleri yapmadan hiçbir yolu yok; yani gerekirse silahlı. Dünyada en büyük güç nedir biliyor musunuz? Gizlice adam öldürebilmek! Yok, erken ölmesi sakıncalıysa, dayarsın ilacı Mezarcı gibi İsa Musa yaparsın”

Şimdi bu noktadan devam edelim; Refah-Yol hükümeti Türkiye’de yerleşik düzeni savunan pek çok kişiyi, kurumu ve yapıyı rahatsız etmişti. Bu rahatsızlık her gün medya organlarınca adeta hükümetin yüzüne haykırılıyordu. Özellikle Refah Partisi’nin kimi milletvekillerinin her yaptıkları, her söyledikleri takip altındaydı ve sürekli gazete manşetlerinde yer alıyordu. Bu isimlerden biri de Hasan Mezarcı idi.

Hasan Mezarcı milletvekilliği döneminde Ali Şükrü cinayetini gündeme getiriyor, İzmir Suikastı davasında asılanlara, Said-i Nursi’ye iade-i itibar istiyor, televizyonlarda pek çok açık oturuma davet ediliyordu. Televizyonda tartıştığı isimler arasında Uğur Mumcu gibi isimler de vardı. Mezarcı’nın o dönemde yaptığı teklifler ve görüşleri bugün de tartışılabilir, eleştirilebilir, tasvip edilmeyebilinir, anlatmak istediğimiz şey Mezarcı bu süreçte söyledikleri ile dikkate alınan ve sivrilen bir isim olmuştu.

Tam da bu dönemde medya üzerinden adeta bir kampanyaya tabi tutulan Mezarcı “Manyağa halk öfkesi” Hürriyet - 26 Şubat 1994 vb. gazete manşetleri ile aşağılanıyor, tepkiler nedeni ile partisinden istifa ediyor ve yargılanıyordu. Bu süreçte Nokta Dergisi’ne verdiği bir röportajda kullandığı “Generaller beni ölümle tehdit ediyor” sözleri derginin kapağında yer alacaktı.

Yine aynı dönemin dikkat çeken Refah Partisi milletvekillerinden Şevki Yılmaz yıllar sonra çıktığı bir televizyon programında (TVnet – Son Baskı – 22 Kasım 2012) Hasan Mezarcı’nın bir gün mahkemede, “Beni zehirliyorlar” diye bağırdığını iddia ediyordu. 28 Şubat’tan önceki süreçte Ulucanlar Cezaevi Müdürü olan Vehbi Camgöz, o dönemde Ulucanlar’da kalanları değerlendirirken Mezarcı ile ilgili şu bilgileri veriyordu: “Aralarında en ilginç olan Hasan Mezarcı’ydı. Çok işkence yapmışlar. Mezarcı Metris’te yatarken İBDA-C üyeleri sen TC’nin vekilisin diye yapmadıklarını bırakmamış, tuvalet temizletmişler.  Ankara’ya getirildi ve DEP’li vekillerin olduğu koğuşta kalmak istedi. Onlar da istemiyorlardı. Ben de onu müşahede merkezinde güzel bir odaya yerleştirdim. Dengesini iyice kaybetmişti. Bir gün odasının duvarına Sibel Can’ın fotoğrafını yapıştırmış. Hapishanede, ‘Yengeniz olur, laf diyenin kellesini alırım’ diye bağırıyordu.” (Bugün Gazetesi – 1 Ocak 2013)

Hapiste işkence gören ve dengesi bozulan Hasan Mezarcı, hapisten çıktığı artık bambaşka bir insan olmuştu. Medyanın yine ilgi odağıydı ama artık sarıya boyanmış uzun saçları, küpesi, tarihi filmlerden fırlamış gibi duran yaldızlı kıyafetleri ve etrafındaki havarileri ile ayda kendisini gördüğünü söyleyen bir Mesih olarak manşetlerdeydi.  Bu kez çıktığı televizyon programlarında fikirleri alınmak yerine adeta küçümseniyor, alaycı sorulara muhatap kalıyor ve toplumun gözünde itibarsızlaştırılıyordu.

Hasan Mezarcı, bugün tekrar televizyonlara çıksa Türkiye ve dünya gerçekleri üzerine en sahici yorumları bile yapsa artık kimse tarafından ciddiye alınmayacak, sokağa çıksa kılık kıyafeti ile herkesi kendisine güldürecek bir adam haline getirildi.

İğne deliği: Hasan Mezarcı bugün bir internet sitesine sahip, bu siteden kimi yayınlar yapıyor. Asıl ilgi çekici olan ise kendilerine havari adını veren ve Mezarcı ile birlikte hareket eden kişilerin varlığı. Bu kişiler de sitede yazdıkları yazılar ile aslında kendi işine gücüne sahip insanlar olarak Hasan Mezarcı’yı Mesih olarak gördüklerini hatta Mesihliğini ispat için gönderildiklerini belirtiyorlar. Bence asıl araştırılması gereken kişiler onlar!

Bugünden 28 Şubat’a bakıldığında, sürecin 28 Şubat 1997 tarihli MGK Toplantısı’nda Refah-Yol hükümetine dayatılan kararlardan öte bir anlamı olduğu rahatlıkla anlaşılabiliyor. Hasan Mezarcı vb. pek çok insanın hapishane ile tanıştığı bu sürecin ardından Türkiye’de “Mesih” olduğunu iddia edenlerin sayısının çoğalması, yine aynı süreçte pek çok kanaat önderinin ülkeden adeta kaçarcasına ayrılması, 28 Şubat sürecinde Batı Çalışma Grubu tarafından hazırlanan raporlarda adları geçen bazı STK’ların başkan veya üyelerinin Hizbullah’ın mezar evlerinden cesetlerinin çıkması gibi ayrıntılar dikkat çekicidir.

Merak:2007 senesi kış aylarında Kuvayı Milliye Derneği'nin Mersin Şube Başkanı Kemal Canay gözaltına alındı. Canay o dönemde bir yerel gazeteye "Genel merkezimizin, hain olduğunu belirlediği 13 bin 500 kişi ve kurum var. Bu hainlerin listesini, onların en çok güvendiği kaynaklardan elde ettik" demişti. (DHA – 13.02.2007) 17 Ocak 2000 tarihinde İstanbul’da düzenlenen bir operasyon ile örgüt lideri Hüseyin Velidedeoğlu’nun öldürülmesi ile birlikte çözülen Hizbullah’ın Türkiye’nin pek çok köşesinde bulunan  ‘mezar evleri’nden çıkan cesetlerin kaçı bahsi geçen bu hainler listesinde yer alıyordu?

Not:Hasan Mezarcı ile ilgili bilgilerin birçoğu http://icmihraklar.wordpress.com adresinden derlenmiştir.

YORUM YAZ
TOPLAM 1 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • Resul Tiryaki - Resul Tiryaki:01 Ekim 2013, Salı 19:57

    Adnan Oktar'ı da unutmayalım.