ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL15°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

BM’nin mayasında ‘manda’ sütü mü var?

Kürşat Özdemir

04 Eylül 2013 Çarşamba 10:01
  • A
  • A

 

Kitabın ortası: “Batı güldü yüzümüze / Ama hep arkadan vurdu/ (…) Ey doğunun ikiyüzlü, Batının iki yüzlülükten de artık yüzlü / Hainlikleri ve düşmanlıklarıyla karşılaşan / Saf ve temiz yürekli Müslüman.” Sezai Karakoç – 26 Eylül 1988 – Alınyazısı Saati, Diriliş

Suriye’de Esad’a bağlı ordu birliklerinin, Şam'ın Doğu Guta bölgesine düzenlediği kimyasal silah saldırısı sonucu çoğunluğu çocuk yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği günlerde, Mısır’da darbeciler bir yandan darbeye karşı direnen İhvan üyelerini – özellikle de lider kadrosunu – tutuklamaya, tutukladıkları İhvan liderlerine işkence etmeye devam ediyordu.

Suriye’deki iç savaşta 2011 yılı Mart ayından 2013 Haziran’ına kadar Birleşmiş Milletler’in (BM) verdiği rakamlara göre ölü sayısı 93 bini geçti. Tüm bu ölümlere, yaşanan kıyımlara uluslararası toplum gözlerini yumuyor. Açıkçası bu bizler için yeni bir şey değil, daha önce Bosna, Kosova, Ruanda,  Doğu Türkistan, Arakan, Sudan ve Somali gibi daha pek çok ülkede yaşanan katliamlara, iç savaşlara, ölüm ve yıkımlara BM gereken tepkileri vermemiş, verememiş yada tepki vermekte gecikmişti!

Bugün gelinen noktada Suriye’ye uluslararası müdahale yine BM’nin adaletsiz karar mekanizmaları arasında adeta bir tiyatroya dönüşmüş durumda. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 1 Eylül’de katıldığı bir toplantıda bu adaletsizliğe dikkat çekiyordu: "BM’yi 5 daimi üyenin iki dudağı arasına hapsetmek asla demokratik değildir. Antidemokratiktir. 1. Dünya Savaşı’nın koşullarında alınmış bir karar diye bu böyle mi kalacak. Gençler bir kampanya başlattı, dünya 5’ten büyüktür. Ben de bu kampanyayı destekliyorum”

Başbakan Erdoğan’ın bu sözleri Türkiye’de sanki ilk defa söylenmiş gibi tepki gördü. Başbakan’ın dış politika danışmanı İbrahim Kalın’ın bir tweetinde geçen “değerli yalnızlık” kavramı etrafında bir sürü yorum yapıldı. Oysa Erdoğan, 22 Eylül 2011 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Somali’de yaşananlara dikkat çekerek; “Açık söylemek zorundayım ki, Birleşmiş Milletler bugün insanlığın umutlarını insanlığın geleceğini tehdit eden korkulara galip kılacak bir liderlik sergileyemiyor. BM, ne yazık ki, belli ülkelerin çıkarları ve vesayeti istikametinde değil, bütün insanlığın hukukunu korumayı esas almak üzere yeniden yapılanmak ve vizyonunu yenilemek zorundadır.” diye konuşuyordu.

Kaldı ki Erdoğan bu çağrıda bulunan ilk liderde değildi, 2013’ün Mart ayında hayatını kaybeden Venezuella Devlet Başkanı Hugo Chavez 20 Eylül 2006’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na hitaben yaptığı konuşmada, “Bu salonda bulunan kimsenin mevcut düzeni müdafaa edeceğini sanmıyorum. Samimi olalım, teslim edelim artık. İkinci Dünya Savaşı sonrası doğmuş olan BM sistemi iflas etmiştir. Kıymet-i harbiyesi kalmamıştır.” diyerek ‘Güvenlik Konseyi kararlarının vetosunun, bu anti-demokratik mekanizmanın, acilen kaldırılmasını ve ‘Birleşmiş Milletler’in yeniden tesis edilmesini öneriyordu.

O gün Chavez’i alkışlayanlar, bugün Erdoğan’ın dış politikasını “değerli yalnızlık” üzerinden eleştiriyor, Türkiye hükümetini uluslararası camiaya kafa tutmakla suçluyor. Neyse biz örneklere devam edelim, İran (eski) Cumhurbaşkanı Dr. Mahmud Ahmedinejad 24 Eylül 2010 tarihinde BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmasında şöyle diyordu: “Birleşmiş Milletlerin beceriksizliğinin sebebi onun kendi yapısındandır. Büyük Güçler Güvenlik Konseyi’nde tam bir veto hakkı tekeline sahiptir ve organizasyonun ana sütunu, yani Genel Kurul kenarda bırakılmıştır.(…) Birleşmiş Milletler ortak küresel yönetim için ana merkezdir. Onun bünyesinde tüm bağımsız devletlerin ve halkların küresel yönetime aktif ve yapıcı bir şekilde katılmalarını sağlayacak tarzda reformlara gidilmelidir.”

Birleşmiş Milletler’deki veto tekelinden ve adaletsizliğinden tek rahatsız olanlar Avrupa dışındaki ülkeler değil, bakın Almanya Başbakanı Merkel 31 Ağustos 2013’te bir Alman gazetesine verdiği mülakatta Rusya ve Çin’i Suriye konusunda ortak tutumlarından ötürü eleştiriyor ve bunun BM’nin rolünü zayıflattığını söylüyordu.

Ara Soğuk: “Soğuk Savaş dönemi geride kalmıştır. Bu bakımdan, bu dönemden kaynaklanan refleksleri ve zihniyeti geride bırakmalıyız. Birtakım kısır güç mücadelelerini ve çıkar yarışlarını da geride bırakmalıyız. BM ciddi bir sınavla karşı karşıyadır. Bu sınav, BM’nin uluslararası toplumun vicdanını temsil edip edemediği ve bu doğrultuda davranıp davranamadığıyla ilgilidir. Başka bir deyişle, insanlık anlayışını uygulamaya sokup sokmadığıyla ilgilidir.” Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu – BM Güvenlik Konseyi Suriye Oturumu – 30 Ağustos 2012

Şimdi tekrar işin özüne dönelim, Birleşmiş Milletler her ne kadar İkinci Dünya Savaşı sonrası 1945’te kurulmuş olsa da temelleri Birinci Dünya savaşı sonrası 1920’de kurulan Milletler Cemiyeti ile atılmış bir organizasyondur. BM’nin bir anlamda mayasını oluşturan Milletler Cemiyeti’nin kurulmasına 25 Ocak 1919’da Paris Barış Konferansı’nda karar verildi. Bu toplantıda ve sonrasında kurulan komisyonlarda tartışılan en önemli konu toprak sorunlarının çözümü ve manda sistemi idi.

Bu tartışmalar ışığında hazırlanan ve 26 maddeden oluşan Milletler Cemiyeti Sözleşmesi’nin 22. Maddesi şöyleydi:

“Savaştan sonra bağımsızlığına kavuşan ve kendi kendilerini yönetme yeteneğinden henüz yoksun halkların oturduğu ülkelere, kendi kendilerini yönetmeye yetenekli olacakları zamana kadar, cemiyet adına yönetimlerine bir mandatör seçilebilecektir”

Dikkat Kitap:Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi almak isteyen okurlarımız, Laurence Evans’ın Türkiye’nin Paylaşılması 1914-1924 adlı kitabına başvurabilirler. (Milliyet Yayınları Tarih Dizisi)

Bugün gelinen noktada Suriye’de 2011 yılından beri devam eden iç savaşta kan akmaya devam ediyor. BM Rusya ve Çin’in vetosu ile eli kolu bağlı bir şekilde zulmü seyrediyor. İngiliz hükümetinin Suriye'ye askeri müdahaleyle ilgili önergesi, parlamentoda yapılan oylamada 285'e karşı 272 oyla reddedildi. ABD Başkanı Obama kendisine sorgusuz verilmiş askeri harekât yetkisini, Suriye konusunda meclise sormaya karar verdi. (Murat Yetkin, Radikal, 03.09.2013)

Soğuk Savaş dönemi NATO kayıtlarında “Turkish Barrier”, yani “Türk Bariyeri” olarak anılan Anadolu coğrafyası, Soğuk Savaş sonrası kurulamayan dünya düzeni içinde kendi politikasını üreten bir ülke olarak, tüm dünyaya ‘vicdan ve adalete’ dayalı bir küresel düzen önerisinde bulunuyor.

300 milyonluk Türk Dünyası’nın ve 1,5 milyarlık İslam Dünyası’nın tabîî lideri konumundaki Türkiye ‘değerli yalnızlığı’ içinde, Somali’den Doğu Türkistan’a Açe’den Arakan’a Suriye’den Mısır’a zulüm altındaki mazlumların umudu olmaya devam ediyor.

 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.