ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Badana boya mı, kültür sanat mı?

Kürşat Özdemir

13 Eylül 2013 Cuma 16:35
  • A
  • A

 

Raptiye:“Kültür, şehir yönetiminde tüm zorlukların üstesinden gelebilmek için önemli bir yol olabilir” Charles Landry – Yaratıcı Kent kavramının mucidi

Merhum Tahirü’l Mevlevi’nin (M. Tahir Olgun) Vefa Lisesi’nde resim öğretmenliği yapan bir ahbabı varmış. Bu işten hiç anlamadığı halde ressam geçinirmiş. Hali vakti yerinde olan bu zat bir gün Tahirü’l-Mevlevi’yi evine davet etmiş. Yenilip içildikten sonra merhuma çalışma odasını gezdirmiş. Bir ara “Şu gördüğünüz duvarlara badana çekip üstüne gayet güzel resimler, tablolar yapacağım” demiş. Demiş ama, Tahir Bey de gülmekten kendini alamamış. Tahir Bey, “Üstad, niçin gülüyorsunuz?” sorusunu geçiştirmek istemişse de adam ısrar edince şu cevabı vermek zorunda kalmış:

-        Madem ki yemin verdin, söyleyeyim. Bana kalırsa duvarlara önce resim yap, sonra badana çek!...

Son zamanlarda Fındıklı’dan Cihangir’e çıkan merdivenlerin emekli bir mühendis tarafından gökkuşağı renklerine boyanması, daha sonra belediyenin “izin alınmadığı ve şikâyet geldiği” gerekçesi ile merdivenleri eski rengine çevirmesi ile başlayan bir “merdiven direnişi” söz konusu. Aynı merdivenlerin Beyoğlu Belediyesi tarafından tekrar gökkuşağı renklerinde boyanmasına rağmen İstanbul ve Ankara başta olmak üzere çok çeşitli illerde başlayan merdiven boyama “eylemi” aklıma değerli kültür tarihçimiz Dursun Gürlek’in Çınaraltı Kitap Sohbetleri kitabında yer verdiği yukarıdaki anekdotu getirdi.

Hızla beton yığınları haline gelen ve gittikçe grileşen kentlerimiz için rengârenk merdivenler belki de birer kaçış mekânları haline gelebilirdi gerçekten. Ne yazık ki bu imkânı da artık geleneksel hale gelen “eylem körlüğü” içerisinde yitirdik. Zevk-i selim ve estetikten uzaklaşarak, “militan sanat”ın hoyratlığına sıkışıp kalan merdiven boyama “eylemi” –istisna birkaç mekânı dışında bırakırsak- ortaya zevksiz ve üstün körü ama renkli merdivenler çıkardı.

Dünyanın pek çok şehrinde duvarlar, sokaklar, merdivenler usta sanatçıların ellerinde birer sanat eseri haline gelebiliyor. Madem konuyu merdivenlerden açtık, örneğin San Francisco kentinde 16. caddede bulunan dik merdivenler tamamen bölge sakinlerinin sivil inisiyatifi ile mozaiklerle döşenerek birer sanat eseri haline getirilmiş.

Aslında kültür ve sanat artık kentler için masraf değil bir yatırım aracına dönüşmüş durumda. Bir sanat eseri,  bir müze tüm kentin kaderini değiştirebiliyor. Bunun en güzel örnekleri İspanya’nın Bilbao ve Fransa’nın Metz şehirleri. İkisi de ağır sanayi şehirleri olan Bilbao ve Metz bugün Avrupa’nın adı kültür ve sanat turizmi ile anılan en önemli merkezleri arasında sayılıyor. Peki bunu nasıl başardılar?

Bilbao ağır sanayi kentinden modern bir kültür kentine yaklaşık 20 yıllık bir çabanın ardından ve Guggenheim Vakfı’nın kente sunduğu bir müze sayesinde dönüştü. Mimar Frank O. Gehry tarafından tasarlanan ve yaklaşık 133 milyon avroya mal olan Guggenheim Müzesi mimari güzelliği ve barındırdığı sanat koleksiyonları ile ilk açıldığı sene 1,5 milyona yakın ziyaretçi ağırlarken, müze Bilbao ekonomisine her yıl 250 milyon avroya yakın bir katkı sağlıyor.

Guggenheim Müzesi’nin inşası ile birlikte Bilbao’da bulunan ve artık üretim işlevini yitirmiş fabrika binaları da çeşitli kültürel mekânlara ve sanatçılar için atölyelere dönüştürülmüş, kentin metrosu genişletilmiş ve sanayi limanı yeniden düzenlenerek kent, sanayi sonrası ‘çökmüş’ bir kentten bir kültür ve sanat vadisine dönüştürülmüş. Guggenheim Müzesi’nin Bilbao ile başlayan başarısı ise bugün New York, Venedik, Berlin, Abu Dhabi’deki müzeler zinciri ile devam ediyor. Sırada ise Helsinki var!

Fransa’nın sınır kentlerinden Metz de bir sanayi sonrası kenti. Metz’in de kaderini bir müze değiştirmiş durumda; Centre Pompidou Metz. Mimarisi Çin şapkalarının ve köprülerinin kıvrımlarından ilhamla tasarlanan müze yaklaşık 72 milyon avroya mal olmuş. Düne kadar Fransa’nın çeşitli kentlerine göç veren Metz’e bugün Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden kültür turları düzenleniyor, birçok sanatsever hem müze binasını hem de müzedeki eserleri görmek için tren yolu ile kente akın ediyor.

Tekrar İstanbul’a dönersek, 2010 Avrupa Kültür Başkenti’ne giden süreçte ve kültür başkenti olduğu 2010 yılından sonra İstanbul’da kültür, sanat ve eğlence hayatında hızla artan bir canlılık göze çarpıyor. İstanbul Modern, Sabancı Müzesi, Pera Müzesi vb. müzeler, yeni inşa edilen gösteri merkezleri, Karaköy ve Galata bölgesinde yoğunlaşmaya başlayan sanat galerileri ve sanatçı atölyeleri ile İstanbul göz dolduruyor. Ancak şunu da belirtelim ki, tüm bu mekânlara rağmen kültür ve sanatın doğrudan halka ulaştığı etkinlikler genellikle büyükşehir/ilçe belediyeleri tarafından düzenlenen etkinlikler oluyor.

Belediyeler İstanbul’un kültür ve sanat hayatına ciddi katkılar sağlarken, kültür sanat ile ilgili sivil toplum kuruluşları ve özel sektör, belediyeler ile işbirliğine soğuk duruyor. Oysa sağlanacak önyargısız, etkin ve verimli bir işbirliğiİstanbul’u olduğundan çok daha güzel bir kültür ve sanat kenti haline getirecektir. Yine başa dönelim, İstanbul’da kültür ve sanat adına eylem yapalım ama bunu bir “militan eylem fetişizmi” ile hoyratça sağı solu boyayarak değil, kentin cadde, sokak ve parklarını nitelikli sanat eserleri ile buluşturarak yapalım.

İlgilisine Özel: Düzenlediği kurslar ve sergiler ile Geleneksel Türk El Sanatları’na önemli katkılarda bulunan Pendik Belediyesi 21-29 Eylül 2013 tarihleri arasında 9. Uluslararası Geleneksel Sanatçılar Buluşması’na imza atıyor. Etkinlikte aralarında ABD, Mali, Çin, Tunus, Japonya, İsviçre vb. 41 ayrı ülkeden gelen sanatçılar sanatseverler ile Pendik Sahil Festival Alanı’nda buluşacak. 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.