ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL11°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Sorunlarla Dövüşmemek

Furkan Kaya

30 Ocak 2014 Perşembe 08:51
  • A
  • A

Orta Doğu coğrafyası ve özellikle Türkiye iç ve dış politikada hassas bir dönemden geçiyor. Zaten bu coğrafyada yer alan ülkelerin genel itibariyle iç ve dış politikalarının birbirlerine paralellik arz ettiğini düşünülürse, bölgesel ölçekte analizin daha objektif yapılabileceği kanısına varılacaktır. Bölgede meydana gelen önemli gelişmelerden biri olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın iki günlük İran ziyareti, kuşkusuz zamanlama ve iki taraf arasındaki görüşmelerin mahiyeti bakımından son derece manidar.

İran artık çok farklı.

Coğrafyanın iki önemli devlet geleneğine sahip ülkesi olan Türkiye ile İran arası münasebetlerin Ruhani dönemi ile birlikte ivme kazanacağı aşikar. Çünkü Ahmedinejad liderliğindeki İran dış politikasının zemininde ideoloji ön planda tutulurken, bölgesel diyalogu geliştirecek adımlardan Tahran yönetimi geri duruyordu. Neticede tehditkar söylemlerle şahinleşen İran dış politika çizgisi ülke içinde de etkili siyasi ve ekonomik sıkıntılara neden oluyordu. Bu sebeple yeni dönemde Ruhani ülkesini uluslararası yaptırımlar sebebiyle girdiği ekonomik darboğazdan kurtarmak hem de küresel sistemden daha fazla izole olmamak adına pragmatik siyaset benimsedi. 

Çözüm “yalnızlıcıkta” değil, entegrasyonda.

Cumhurbaşkanı Ruhani’nin göreve gelmesi özellikle İran’ın karar alma mekanizmasında büyük yeniliklere yol açtı. Örneğin, Batı ile diyalogun yeniden tesis edilmesi yönünde yaptığı açıklamalar ile kırmızı çizgisi olarak gösterdiği nükleer faaliyetlerde daha şeffaf bir yol takip edeceğini belirten Ruhani, uluslararası sistemde ülkesinin tüm kapasitesiyle etkili bir aktör olacağı sinyalini verdi. Çünkü artık İran bölgesel güç olabilmesinin “yalnızcılık” politikası takip ederek değil, bilakis uluslararası yapıya entegrasyonu ile başarabileceğinin farkına vardı. Henüz başlangıç olmasına rağmen bu politika, uzun vadede eğer Tahran dış politikasında büyük bir sapma olmazsa İran’ın ulusal güvenliğine ve menfaatlerine önemli ölçüde fayda sağlayacaktır. 

Türkiye çevresiyle diyalog mekanizmasını güçlü tutmalı.

İran’ın bölgesel güç olabilme mücadelesinde en önemli rakibi olan Türkiye ise devlet geleneği ile çok yönlü diplomasi stratejisini devamlılığını sağlamak adına dış politikasını yön veriyor. Arap Baharı’nın sebep olduğu bölgesel istikrarsızlık en çok Türkiye’nin dış siyasetini etkiledi. Mezhep temelli gerilimlerin üzerine ülkelerin rejim krizlerinin eklenmesi adeta Türk dış politikasının bazı sinir uçlarını felce uğrattı. Fakat her ne koşulda olursa olsun Türkiye için önemli olan istikrarı oluşturma adına diyalog mekanizmasının sürekliliğinin sağlanmasıydı.

Başbakanın İran ziyareti.

Başbakan Erdoğan’ın Tahran ziyaretinin mahiyeti de bu devamlılığın içinde saklı. Bilindiği üzere Türkiye ile İran Suriye’de rejimin akıbeti konusunda ayrı görüşlere sahip. Aslında taraflar arasındaki gündemin büyük çoğunluğunu Suriye’nin geleceği oluşturdu. Ankara yönetimi Esad ve rejiminin yıkılması yönünde görüşünü belirtirken, Tahran tarafı ise ikisinin de devam etmesi yönünde ısrarcı olduğu son derece net. 

Türkiye ile İran arasında gerçekleşen ve ses getiren bir diğer gelişme, taraflar arasında “Yüksek Düzeyli İşbirliği’nin” kurulması yönünde ilk adımın atılmasıydı. Bilindiği gibi İran, Türkiye’nin Rusya’dan sonra ikinci en büyük gaz tedarik ettiği ülke. Bunun yanında iki ülke arasında ticaret hacmi 2013 yılında azalma gösterdiyse de genel olarak gelişiyor. Son görüşmeler ışığında yapılan tahminlere göre 2015 yılında ülkeler arası ticaret hacminin 30 milyar dolara ulaşması bekleniyor. 

Ünlü stratejist Brezezinski’ye de atıfta bulunarak şu husus göz önünde bulundurulmalıdır ki, İran’ı soyutlamayı amaçlayan bir politika izlemenin kısa veya uzun vadede bir anlamı olmayacaktır. Önemli olan ise İran’ı nükleer silaha ihtiyaç duymadan kendisini güvende hissetmesini sağlayabilmek. Bunun yolu da onu tartışmaların gerçekleştiği çatının altına alabilmekten geçiyor. Kimi yorumculara göre İran’ın yeni dönemde Batı ile diyalogunu geliştirmesi Türkiye’nin bölgedeki değerini olumsuz yönde etkileyecek. Halbuki Türkiye için izole olmuş İran daha büyük tehdit oluşturacaktır. Türkiye’nin uluslararası yapıya biraz daha entegre olmuş İran ile ilişkilerini yoğunlaştırması bölge dinamiklerini olumlu yönde etkileyerek, tehdit potansiyelini aynı oranda azaltacaktır. Çünkü artık ülkeler küreselleşme ile değil bölgeselleşme ile ulusal güvenliklerini teminat altına alabilecekler. Soğuk Savaş kurumlarının Soğuk Savaşın sona ermesinden 24 sene sonra bile barışa hizmet etmesi beklenmemeli. Artık zaman sorunlarla dövüşme zamanı değil.

Haftanın Sözü: “İnsan neyi bilmezse onu ihtiyacı oluyor ve neyi bilirse onu kullanamıyor.”

                                                                                                                                    Faust- Goethe 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.