ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Soğuk savaş kurumlarıyla kalıcı barış sağlanamaz

Furkan Kaya

03 Nisan 2014 Perşembe 10:26
  • A
  • A

Binlerce yıldır toplumlar arasında süregelen savaşlar sonunda taraflar daima barışı tesis

etmeyi amaç edinmiştir. Yani her “savaşın” aslında “barış” için yapıldığını söylemek yanlış

olmaz. Yalnız her barış döneminin sonunda da savaşın meydana geldiğini de unutmamak

gerekir. Tarihte her safha da toplumlar veya devletler arası ilişkilerde anlaşmazlıkların

kalıcı çözümü için çareler arandığı göz önünde bulundurulduğunda bugüne kadar gösterilen

çabaların başarıya ulaştığını söyleyemeyiz.

İnsanlık tarihinin en büyük savaşlarından biri olan Birinci Dünya Savaşı sonrası yeni bir

büyük savaşa imkan vermemek adına kurulan Milletler Cemiyeti’nin 20 yıl gibi kısa bir süre

sonra daha büyük yıkıma sebebiyet verecek olan İkinci Dünya Savaşına kuluçkaya yatacağını

elbette kimse tahmin edemezdi. Bu büyük savaş sonrası iki büyük gücün mücadelesini içeren

Soğuk Savaş dönemi ile de NATO ve Varşova Paktı gibi askeri ittifaklar dönemi başlamış,

Milletler Cemiyeti’nin yerini alan Birleşmiş Milletler (BM) organı Güvenlik Konseyi daimi

üyeleri olan Çin, İngiltere, Fransa, ABD ve Çin yeni dünya düzeninde söz sahibi olan ülkeler

olarak belirmiştir.

Soğuk Savaşın sona ermesi barış dönemini başlatmadı.

Bugün Soğuk Savaş dönemi çoktan geride kalırken, Sovyet rejiminden kopan ülkeler küresel

ekonomide yer edinme çabası içine girdiler. Elbette Soğuk Savaşın bitmiş olması barışın tam

anlamıyla sağlandığı anlamına gelmedi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bugüne kadar

çeşitli bölgelerde ülkeler arası veya iç savaşlar meydana geldi. Örneğin Bosna savaşı ve 11

Eylül saldırıları sonrası ABD önderliğinde “İslami terör ile mücadele” adı altında başlatılan

Afganistan ve Irak savaşları ile halen çözüme kavuşmayan İsrail-Filistin anlaşmazlığı

bunlardan sadece birkaçı.

Batı, Arap coğrafyasına ateşten gömlek giydirmeye çalıştı.

Tarihe en önemli toplumsal hareket olarak iz bırakacağı iddia edilen “Arap Baharı” sürecinin

gelinen noktada uyanışın yaşandığı topraklara pekte istikrar ve huzur getirdiği söylenemez.

Tepeden inme demokrasi empoze etmeye çalışan Batılı güçler, coğrafyadaki insanların bu

gömleği giyecek kadar olgunlaşmadığının bilincinde olmadan bunu yaptılar. Belki de bilerek,

bunun toplumlar arası keskin etik ve mezhepsel ayrılıklara zemin hazırlayacağı düşüncesiyle

demokrasi sloganları atarak ülke yönetimlerini yıktılar. Fakat Suriye’de Batı’nın önderliğini

yaptığı uluslararası kuruluşların ne kadar aciz duruma düştüğünün resmi olarak karşımıza

çıktı.

Rusya’ya rest.

Son günlerde Soğuk Savaş rüzgarlarının tekrar sert bir şekilde esmesine neden olan

Rusya’nın Kırım’ı ilhakı, ABD ve Avrupa Birliği’ni sancılı bir döneme soktu. Ukrayna’da

batı yanlılarının ülkelerini Rusya’dan koparma “başarısının” ardından Başkan Putin

soğukkanlılıkla Kırım’ın tarihsel olarak Rusya’nın mirası olduğunu söyleyerek topraklarına

bağladı. Buna karşılık NATO’da Rusya ile olan askeri ve sivil anlaşmalarını askıya aldığını

açıkladı fakat bunu söylerken de Rusya’dan Afganistan’a sevkiyatlar konusunda yardımını

sürdürmesini istedi. Demek ki uluslararası ilişkilerde rest çekmek artık pekte kolay değil.

Son olarak Kırım ve daha önceki küresel meselelerde gösteriyor ki, uluslararası sistem son

derece dinamik ve değişken. 2. Dünya Savaşı sonrası Sovyetler Birliğini çevrelemek ve askeri

mukavemet göstermek için kurulan NATO, Soğuk Savaş döneminde askeri ağırlıklı bir ittifak

iken bugünün koşullarında çoğunlukla siyasallaşan bir örgüt olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca

yine 2. Dünya Savaşı sonunda uluslararası güvenliği ve barışı korumak adına kurulan BM’in

Güvenlik Konseyi üyelerinin karar almada kriz yaşaması kurumun günümüz konjonktürüne

uyum sağlamadığının açık ifadesidir.

Rusya’nın Avrasya Bloğu oluşturmasında Şanghay İşbirliği Örgütü önemli.

Kırım politikasında başarısız olan ABD, Merkez Asya ve Baltık ülkelerine yönelerek bu

bölgeleri Rus etkisinden uzak tutmaya çalışıyor. Buna karşılık Rusya, Avrasya Birliği

projesinde emin adımlarla ilerliyor. Öncelikle ekonomik birliği sağlama yolunda olan

Moskova için Kırım’ın kendi sistemine dahil edilmesi ülkeyi Karadeniz ve dahası Akdeniz

politikalarında daha cüretkar kılacaktır. Diğer taraftan Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ)

sayesinde de Asya’da nüfuzunu hem siyasi hem de güvenlik perspektifinde güçlendirmesi

Rusya’nın elini rahatlatacak. Bilhassa, NATO’nun Afganistan’dan çekilmesini sonrasında

terör örgütü yuvalanmalarını önlemek için ŞİÖ bünyesinde “terörle mücadele merkezinin”

kurulacak olması bölge ülkelerini işbirliği yolunda birbirlerine daha da yakınlaştıracak. Yani

bölgesel işbirliği örgütleri hem bölgesel krizlere çare üretmede hem de aynı coğrafyada yer

alan ülkeleri daha kolay işbirliğine yönelten oluşumlar olacak.

Sonuç olarak günümüz şartlarında NATO ve BM gibi Soğuk Savaş kurumlarıyla küresel

sorunlara çare aramak veya daha da ileri gidersek büyük çapta savaşlara engel olabilmek

son derece zor. Sürekli yeni bir düşman figürü oluşturarak askeri ve siyasi işbirliği sağlamak

artık inandırıcılığını yitirdi. Tacir toplumların birbirleriyle savaşmayacağı düşüncesiyle

hareket edecek olursak, bölgesel organizasyonlar ile işbirliğine yönelen ülkeler, her şartta

ekonomik entegrasyonu da sağlayabildiği takdirde Kant’ın “ebedi barış” hayaline bir adım

daha yaklaşmış olacağız.

Haftanın Sözü: “Güç kolayca ün kazanır fakat ün kolayca güç kazanmaz.”

                                                                                                                   Machiavelli 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.