ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL8°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Şiddet sarmalında yeni cephe: Felluce

Furkan Kaya

11 Ocak 2014 Cumartesi 15:05
  • A
  • A

Libya lideri Kaddafi’nin koalisyon güçlerince öldürülmesinden birkaç hafta önce verdiği

röportajında, sesini yükselterek ve üzerine basa basa ülkesini El-Kaide’nin terörize ettiğini

vurgulamış ve gerçek Libyalıları evlatlarım olarak nitelendirmişti. Elbette Kaddafi’nin

günahını sevabını tartışmak başka bir yazının konusu olabilir fakat Orta Doğu’daki son

gelişmeler ister istemez Kaddafi’nin sözlerini sorgulatıyor.

10 yıl sonra yeniden Felluce

ABD’nin başını çektiği koalisyon kuvvetlerinin 2003 yılında gerçekleştirdiği Irak savaşından

bir yıl sonra başlatılan Felluce kuşatması, Washington’un Vietnam savaşından bu yana

yaşadığı en kanlı çatışma olarak tarihe geçti. İşgal sırasında Iraklılar en sert direnişi

bu bölgede göstermiş, Amerikan kuvvetleri direnişi kırabilmek için birçok sivili fosfor

bombalarıyla öldürmüştü. Şimdi ise Felluce yeniden uluslararası gündemde yerini aldı. Bu

sefer El-Kaide bağlantılı Irak-Şam İslam Devleti’nin bölgede idareyi ele alma harekatıyla.

Diğer yandan Suriye’de Esed’li veya Esedsiz geleceğin planlarını yapanlar Cenevre

görüşmelerinden çıkacak neticeyi bekliyorlar. Elbette bu bekleme esnasında Suriye

topraklarında çatışma hız kesmeden devam ediyor. Arap Uyanışı Suriye topraklarına ilk

sıçradığında karşımızda Suriye rejimi ile rejim karşıtları yer alıyordu. Sonrasında Özgür

Suriye Ordusu (ÖSO) adı altında birleşen muhalifler arasında da anlaşmazlığın boyutunun

çatışmaya kadar vardığı görüldü. Özellikle Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerin özerklik ilan

etmesinde PYD’nin rolü büyük ölçüde arttı. Her ne kadar Kuzey Irak Kürt Yönetimi lideri

Barzani PYD ile mutabakat görüntüsü vermese de, oluşum içinde destek verdiği Kürt gruplar

yer alıyor. Nihayetinde, Suriye’de Barzani’nin de hoşuna gidecek bir Kürt oluşumu kendi

idaresine de motivasyon sağlayacak.

El-Kaide’nin politikaları derinleşiyor.

Böyle bir atmosferde El-Kaide örgütü de konumu sağlamlaştıracak rolü kapma peşinde

koşuyor. Öncelikle Suriye’de Esed rejimine muhalif örgüt El-Nusra’yı pasifize etmek

isterken, rejim sonrası gücünü paylaşacak rakip örgütleri ya taca atmak ya da kontrolü altına

alma amacı güdüyor. Bunu yaparken de Suriye muhalifleri arasında fitne oluşturup daha

çok birbirlerini kırdırma politikası takip ediyor. Peki böyle bir konjonktürün en çok kime

yaradığını sorusunu soracak olursak, herhalde cevabın Esed olacağını tahmin etmek zor

Şu anda karşımızda beş cepheye bölünmüş bir Suriye var. Bunlar; Esed rejimi, Özgür Suriye

Ordusu, Selefi gruplar, El-Kaide bağlantılı Irak-Şam Devleti ile PYD Kürtleri. Artık bölgede

rejim ile muhalefet arasındaki mücadeleden ziyade yukarıda saydığımız cepheler arasında

savaş belirginleşirken, Kürtler ile İslami değerlerin otoritesi artıyor.

ABD’nin derdi etnik veya mezhepsel entegrasyonun önüne geçmek.

Gücü artan gruplar arasında yer alan Irak-Şam İslam Devleti’nin El-Kaide eliyle Irak’ın

Felluce kentinde kontrolü ele geçirmesi karşımızdaki resmin aslında ne kadar büyük çapta

olduğunu gösteriyor. 2004’te Amerikan askerlerinin Felluce işgalinde Sünniler ve Şiilerin

omuz omuza savundukları topraklarda şimdi El-Kaide arkasına Sünni aşiretleri alarak

Bağdat hükümetine meydan okuyor. Washington yönetimi bu durum karşısında ihtiyatlı

bir yaklaşımla olası Sünni-Şii çatışması arasında kalmak istemiyor. ABD Dış İşleri Bakanı

John Kerry yaptığı açıklamada Amerika olarak Irak-Şam Devletine karşı Bağdat yönetimine

yardıma hazır olduklarını fakat askeri anlamda desteğin söz konusu olmadığını söylemişti.

Görünen o ki, El-Kaide bağlantılı Irak-Şam İslam Devleti’nin Suriye’de oynağı rol, Irak’ın

güvenlik meselesiyle iç içe geçmiş vaziyette. Dikkat edilmelidir ki, örgütün savaşçıları

Suriye’den ve ABD’nin körfezdeki dost ülkelerde, bilhassa Suudi Arabistan’dan oluşuyor ve

bu savaşçılara finansal ve silah desteği fazlasıyla sağlanıyor.

Artık amaç coğrafyayı daha da atomize ederek “kabile” devletleri haline getirmek.

Geldiğimiz noktada çok bilinmeyenli bir denklemle karşı karşıyayız. 1. Dünya Savaşı sonrası

paylaşılan Osmanlı topraklarında amaç, etnik ve mezhepsel ayrılıkları derinleştirerek bölge

halklarını bir daha bir araya gelemeyecek şekilde dizayn etmekti. Bunu dikta rejimleri ile

ülke insanlarını siyasi kültür ve tarihten uzak tutarak bugüne kadar başardılar. Arap Uyanışı

ile de bu dikta rejimlerinin miladı dolduğu mesajı verilerek “demokratikleşme” adı altında

coğrafyayı daha da atomize etme politikasına yöneldiler. Söz konusu stratejide yine mezhep

ve etnik silahlar kullanılıyor fakat buna paralel olarak terör grupları da taşeronluk görevini

üstleniyor. 1979 senesinde Rusya’ya karşı Afganistan savaşında El-Kaide’nin Batı tarafından

nasıl kullanıldığına tarih kitaplarından tekrar bakmaya yarar var. Peki bu konjonktür

karşısında Türkiye’nin politikası ne olmalı? Bunu da bir sonraki yazımda ele alacağım.

Haftanın Sözü: “Koyunun bulunduğu yerde kurt eksik olmaz”

                                                                                               Balzac 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.