ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL11°C
Yağışlı

YAZARLAR

Obama Doktrini

Furkan Kaya

10 Aralık 2014 Çarşamba 10:21
  • A
  • A

“Düşünüyorum da, artık beni tatmin eden şey aileme ve beni seçen insanlara karşı faydalı

olmak, çocuklarımızın hayatını bizimkinden daha umutlu kılacak bir miras bırakmaktır.”

Bu sözler, ABD’nin 44. Başkanı olarak koltuğa oturan Barack Hussein Obama’nın iktidarının

ilk günlerinde dilinden dökülen cümlelerden biriydi. Başkan Obama uluslararası siyaset

ateşinin doruk yaptığı, bölgesel sorunların ekonomik siyasal ve toplumsal anlamda

kronikleştiği bir dönemde göreve gelmesi, hatta siyahi ve babası müslüman olan bir ailenin

ferdi olarak “süper gücün” direksiyon koltuğuna oturması, başta ABD siyaseti olmak üzere,

uluslararası konjonktürün yeniden yapılandırılacağı, terörle mücadele olmak üzere coğrafi

sorunların ve yerle bir olan Amerikan imajının tekrar itibar kazanması yönünde büyük bir

Bush ve Obama’nın politik anlayışı arasındaki farklar.

Siyasetin ve uluslararası ilişkilerin esasında karşılaştırma yer almaktadır. Bir başka ifade ile

demir mi yoksa bakır bir çubuk mu daha iyidir sorusunun cevabı uluslararası ilişkiler

disiplininde hangisinin daha iyi olmasından ziyade, bu iki çubuğun birbirlerinden farklı

özelliklerde olduğudur. Obama’dan önce başkanlık koltuğunda oturan George W. Bush’un dış

politika stratejisi; düşmanla konuşmayan, tek taraflı eylem stratejisi benimseyen, ulusal

güvenlik kavramını tek taraflı olarak sadece güç uygulama çerçevesinde tanımlayan bir

profile sahipti. Obama’nın ise yeni dış politika stratejisi tek taraflı politikadan uzak, İran ile

yakın diyalog süreci, Rusya ile yeni bir beyaz sayfa açmak, İslam dünyası ile yakın ilişki

kurmak ve Irak ile Afgansitan’da işbirliği şeklindeydi. Yani Bush’un muhafazakar “şahin”

politikalarından uzak, yapıcı bir dış politika yolu benimsenmişti.

Başkan Obama’nın doktrini her kesime umut olmuştu.

Başkan Obama ilk döneminde Müslüman dünyası nezdinde Amerikan imajını düzeltmek için

hızlı bir giriş yaptı. İlk deniz aşırı resmi ziyaretini Türkiye’ye yaparken, ünlü Kahire

konuşmasında ise Müslümanlara zeytin dalı uzattı. Uluslararası toplum, Amerikan’ın vahşi

emperyalizmin sona erdiğini ve artık “İslam” ile “terör” kelimelerinin yan yana

kullanılmayacağını düşünüyorlardı. Tıpkı diğer önemli ABD Başkanlarından olan

Eisenhower, Nixon, Carter gibi Obama’nın da kendi öz doktrini ile Amerika’nın uzun vadede

siyasetine yön vereceği düşünülüyordu.

Bu düşünceyi sağlayan ise Obama’nın başkan seçildiğinde ülkesinin o dönem içinde

bulunduğu siyasi buhrandan çıkartma ve Batı’ya entegre edilecek yeni bir ideolojinin

bulunma çabası içinde olmasıydı. Gerçektende Obama, Irak ve Afganistan’dan askerlerini

çekme sürecini başlatması, İran ile Ahmedinejat döneminde diyalog denemelerinin Ruhani ile

birlikte somut zemine oturması ve dış politikada kollektif işbirliği içinde olma gayreti

Obama’nın öz diplomasi anlayışının tasviri niteliğindedir.

Bazı dosyaların yeri değişmiyor.

Fakat bu hususta dikkat edilmesi gereken bir başka nokta, hangi ABD başkanı gelirse gelsin

çantasında bazı dosyalar koşullar her ne olursa olsun yer almak zorunda. Örneğin İsrail’in

ulusal güvenliği ABD’nin ulusal güvenlik stratejilerinin önemli başlıklarından biri. Ayrıca

Çin ve Rusya’nın çevrelenmesi, enerji kaynaklarının kontrolü, sağlık ve silah sektörleri gibi

hususlar her Amerikan Başkanının masasına konulan hayati dosyalar arasındadır.

Obama doktrinin Bush doktrininden farkları.

Dolayısıyla Obama’nın da bir doktrini olduğunu düşünecek olursak, bunun oğul Bush’un

“önleyici vuruş” yani potansiyel tehlike ve tehdit arz eden bölgelere önceden müdahale ile

bertaraf etme politikasına karşı öncelikle diyalog mekanizmasının çalıştığı, izolasyon yerine

sisteme entegrasyon ile tehdit görülen ülkelerin kontrol altına alınması ve işbirliği gibi

konular Obama’nın doktrinini oluşturan önemli başlıklardandır.

Unutulmaması gereken husus, ABD siyasi geleneğinde ulusal güvenlik stratejileri başkana

göre değil, başkan bahsedilen stratejilere göre belirlenmesidir. Obama sonrası dönemde ise

Türkiye’nin yeni siyasi anlayış döneminde sorunun değil çözümün parçası olacak şekilde

pozisyon alması büyük önem teşkil ediyor. Başkan Obama son dönemini tamamlarken

hedeflediği amaçları hayata geçirememenin mutsuzluğunu yaşıyor. Kuşkusuz Orta Doğu

meselesi bu manada daha çok su kaldırmaya devam edecek. 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.