ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Dünya Yeni Orta Çağa mı Giriyor

Furkan Kaya

12 Mayıs 2014 Pazartesi 09:34
  • A
  • A

“3. Dünya Savaşı” ve “Yeni Soğuk Savaş” gibi kavramların uluslararası kamuoyunda

fısıltı halinden çok sesli olarak dillendirilmeye başlanması, aslında yeni dünyanın üzerinde

şekilleneceği düzenin farklı kavram, ideoloji ve kurumlar ile tesis edilebileceğinin iması

niteliğinde. Büyük dünya savaşları ve sonrasında Batı ve Doğu bloğu şeklinde iki kampın

mücadelesinin adı olan Soğuk Savaş sürecinde genel olarak ekonomik üstünlük mücadelesi ve

enerji kaynakları üzerinde kontrol sağlama çabası yer alıyordu. Ülkeler ulusal güvenliklerini

ya uluslararası kurumları yetkilendirerek ya da işbirliği şeklinde sağlamaya çalışıyordu. Fakat

tıpkı geçmişte olduğu gibi şiddet ve anlaşmazlıkların önüne geçilememiş, ünlü siyaset bilimci

Hannah Arendt’in sözleriyle şiddet, tarihin ebesi olmaya devam etmiştir.

Dünya artık daha düz.

Aydınlanma ve modernleşme dönemi ile toplumların geriye dönüşsüz bir sürecin içine

girdiklerini, artık devletlerinde bu süreç ile ilerici politikalar üretmek zorunluluğunda

olduğunu biliyoruz. Yani devletler sanayileşirken aynı zamanda toplumlar tacir hale

geliyor. Paranın küresel anlamda ülke sınırları arasında rahat yer değiştirmesi, tıpkı Thomas

Friedman’ın kitabında bahsetmiş olduğu gibi dünyayı düzleştirmesiyle, farklı coğrafyalardaki

ülkeleri birbiriyle ilişkilendiriyor.

İnsanların davranış biçimlerinde reform yapmak düşseldir.

Dolayısıyla önceki çağlarda görülen işgal ve öldürme ile yani sert güç ile güçlü ve etkin

devlet olabilme imkanı yaşadığımız dönemde artık söz konusu değil. Bugünkü düzen için

asıl olan öldürmek üzerine değil, bilakis başkaları ile farklı, dönüştürülmüş ilişki kurabilmek

ve ortak alan tesis edebilmedir. Hatırlanacağı üzere bunun en büyük tecrübesini ABD,

Afganistan ve Irak operasyonlarında yaşadı. Ülkelere demokrasi vaadi ile bölgeye giren

Amerika arkasında binlerce can kaybı bırakıyor, önüne geçilmez etnik ve mezhep savaşlarının

fitiline de ateşlemiş olarak bölgelerden çekilmeye uğraşıyor. Sonuç olarak, Amerikan tarzı

demokrasiyi tepeden inme empoze etme girişimi başarısızlıkla sonuçlanmış oldu.

Siyasi tıkanıklık aşırı sağı güçlendiriyor.

Küresel ölçekte mali krizin derinden hissedilmesi toplumların aşırı sağ ve sol uca doğru

eğilim göstermelerine yol açtı. Fakat halklar arasında aşırı sağa doğru eğilimin daha fazla

hissedilir olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Ünlü antropolog Prof. David Harvey’e

göre, siyasi tıkanıklık aşırı sağı güçlendiriyor. Bunu örneklendirmek gerekirse, Avrupa

kıtasında aşırı sağ grupların eylemleri ve milliyetçi hareketlerin etkisi ülke politikalarını

etkilemeye devam ediyor. Son olarak Ukrayna’daki olaylar sonrası Rusya’nın ilhakıyla

yükselen tansiyon, milliyetçi politikaların güçlenmesine yol açtı. Devlet Başkanı Putin her ne

kadar milliyetçi politikalara karşı olduğunu söylese de, Rusça konuşulan her bölgeye müdahil

olma hakkımız var söyleminde bulunması bu tırmanışın açık bir ifadesi.

Bugün Rusya’nın en net düşüncesi, ABD’nin tıpkı Arap Baharı ve Ukrayna’daki Turuncu

Devrimle olduğu gibi Rusya’da da buna benzer bir hareketi başlatmanın çabası içinde olduğu.

Elbette bu düşüncede ile Rusya da en azından şu durumda Ukrayna sınırında NATO ile

komşu olacağı olasılığına karşı Kırım’ı ilhak ederek “güvenlik duvarı” oluşturmuş oldu.

Neticede bundan sonrası için ABD ile Rusya arasında Ukrayna meselesi üzerinden sıcak

çatışma gerçekleşmesini beklememek gerekir. Çünkü böyle bir senaryoda iki tarafında alacağı

siyasi ve ekonomik yara, Ukrayna’nın toprak büyüklüğünü de hesaba katacak olursak son

derece derin olur. Hem Rusya’nın hem de ABD’nin böyle bir askeri harcama altına girme

Arap coğrafyasında süren istikrarsızlık ve son günlerde Ukrayna üzerinde devam eden

mücadelenin ötesinde dünyanın geri kalanındaki korku ve endişe, liberalizmin gücünü

kaybetmeye başlamasının işareti olabilir. Ünlü düşünürler Agustine Comte ve Saint-Simon

liberalizme karşı iken Orta Çağ kilisesine hayranlık duyuyorlardı. Çünkü kilisenin toplum

üzerindeki birleştirici güce inanıyorlardı. Bunun doğuracağı en büyük tehlike ise toplumların

aşırı “romantikleşme” eğilimi içine girmesi, yani akıldan çok duyguların ön plana çıkarılması

olacak. Nazilerinde iki savaş arası dönemde toplumların aşırı romantikleştiği bir zamanda

ortaya çıktığını unutmamak gerekir. Eğer yeni sistemler eski sistemler üzerinde kuluçkaya

yatacaksa, esas amaç devletlerin çökmesini önlemek olacaktır.

Haftanın Sözü: 3. Dünya Savaşı'nda hangi silahların kullanılacağını bilmiyorum ama 4.

Dünya Savaşı'nda taş ve sopalar olacağını biliyorum.

                                                              Albert Einstein 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.