ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL15°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Bölünen Ortadoğu, ayrılıkçı Kürtler

Furkan Kaya

24 Temmuz 2013 Çarşamba 16:26
  • A
  • A

Suriye’nin kuzeyinde PYD’nin Özgür Suriye Ordusuna ait bayrakları sınır karakollarından indirip, yerine kendi bayraklarını dikmesiyle bölgede etkisini arttıran ayrılıkçı Kürt gruplar adeta düğmeye basılan “büyük kürdistan” projesinin ayak seslerini duyurmak istiyor. Yeniden şekillenen Orta Doğu düzeninden pay kapmak ve söz sahibi olmak isteyen ayrılıkçı Kürtlerin kürdistan hayali dört aşamadan oluşmaktadır. İlki hali hazırda Irak’ın kuzeyinde otorite sahibi olan Kuzey Kürt Yönetimi, ikincisi Suriye’nin kuzeyi, son iki aşama olarak da İran’ın Kürt bölgesi ile Türkiye’nin Güney Doğu Anadolu bölgesini içine alacak şekilde ortaya çıkması hedefleniyor. Yani Türkiye’nin ulusal güvenlik sınırları ihlal ediliyor.

Suriye’de tek kazanan veya kaybeden olmayacak.

PYD’nin Suriye’nin kuzeyinde kontrolü ele geçirmeye yönelik sürdürdüğü çatışmaların akıbeti, aslında ayrılıkçı Kürtlerin hayal ettiği düzenin olup olmayacağı noktasında fikir sağlayacaktır. Fark edilmelidir ki,  Esad rejimi muhaliflerinin aylardır sürdürdüğü mücadelenin tek kazananı veya kaybedeni olmayacağı çok açık. Esad’ın Batı’dan gelen tüm uyarılara ve yaptırımlara rağmen koltuğunu bırakmaması ve olayların kronik bir hal alması, uluslararası aktörlerin de Suriye’de Esad sonrası geçiş döneminin istenildiği ölçüde sağlıklı olmayacağının farkına varmasından kaynaklıyor.

Suriye’de olası bir Kürt yönetiminin kurulması, Kuzey Irak Kürt yönetimi ile arasında koridor oluşmasına, hatta iki bölgenin birleşmesine yönelik altyapıyı sağlayacaktır.

Zengin yer altı kaynakları olmasa da Suriye’nin coğrafi konumu Orta Doğu’da Pazar sahibi olmak isteyen ülkelerin stratejilerinin tam göbeğinde yer alıyor. Yani bölgede Suriyesiz politika yürütmek neredeyse imkansız. Peki, Suriye’nin çok başlı hale gelmesi veya Esad’ın görevine bir şekilde devam etmesi durumunda Orta Doğu hangi olaylara gebe kalacak? Bu hususun iyi analiz edilmesi gerekiyor.

Önümüzdeki günlerde ki Uluslararası Kürt Konferansı son derece kritik.

Yakın zamanda yapılması planlanan uluslararası Kürt konferansının hazırlık toplantıları Kuzey Irak Kürt yönetiminde başladı. Bu kongre geçmiş yıllarda düzenlenen toplantılara benzemeyeceği son derece açık. Bölgede ve özellikle Suriye’deki gelişmeler ışığından zamanlama bakımından bu konferansın ana başlıklarından biri, bölge Kürtlerini bir araya getirecek düzenin tesis edilmesine yönelik Arap coğrafyasında ki değişim rüzgarından ayrılıkçı grupların rol kapmaya çalışması gibi görünüyor. Bir de Mesud Barzani’nin “Öcalan’da keşke bu dönemde aramızda olsaydı” sözleri de konferansın sonuçları bakımından Türkiye’yi etkileyeceğinin ipuçlarını veriyor.

Konferans hazırlıklarının devam ettiği bu dönemde elbette İran’ın takınacağı tavır bir hayli önemli. Tahran yönetiminin ülkesinde PJAK’a karşı başlattığı mücadele sonrasında uluslararası camia tarafından uygulanan maddi manevi yaptırımlar sebebiyle Kandil’le işbirliğine giderse bu Türkiye açısından büyük sıkıntı doğuracaktır. Fakat İran’ın yeni lideri Ruhani, İran dış politikasını daha sıcak ve iş birliğine yönelik şekillendirmek istiyor. Daha şeffaf diplomasi ile İran’ın ekonomik ve siyasi sorunlarına çare arayacak olan Ruhani’nin 4 Ağustos tarihinde ki yemin törenine ABD ve AB’yi de davet etmesi bu açıdan son derece manidar.

ABD’nin yeni Suriye planı.

Öte yandan Suriye meselesine direk müdahil olmak istemeyen Washington yönetimi ülke için 5 aşamadan oluşan yeni bir plan hazırladı. Bunlar; 1- Muhaliflere eğitim ve yardım sağlama, 2- Uzaktan sınırlı saldırılar düzenleme, yani rejimin kritik noktalarını imha etme. 3- Tampon bölge oluşturma, 5- Kimyasal silahların kontrolünü sağlamak. Fakat ABD’nin maliyeti bakımından şüpheli yaklaştığı uçuşa yasak bölge uygulanmayabilir. Fakat diğer maddelerin ortak yorumu, bölge halkına insani yardımların ulaşmasına yardım etmek ve komşu ülkelere Suriye ateşinin sıçramasını önlemek. Tabi ki güvenliği sağlanacak öncelikli ülke İsrail olacak.

Mısır cephesinde ise sular yakın dönemde durulmayacak. Mısır’da darbe karşıtları cuntaya karşı direnirken, Mısır ordusu geri adım atmıyor. Müslüman Kardeşlerin zaten gösterilerden vazgeçmesini beklememek gerek çünkü en ufak bir taviz durumunda Mısır’ın geleceği ordunun gölgesinde Mübarek döneminden daha karanlık bir hal alacak.

Yeni oluşumlar güvenlik zafiyetini beraberinde getirebilir.

Neticede değişim ve geçiş sürecinin daha uzun süre devam edeceği öngörülürken, Arap coğrafyasında güvenlik zafiyeti ve boşluğunun başta Türkiye olmak üzere diğer bölge ülkelerinin etkilememesi için bu ülkelerde siyasetin ayağının basacağı güçlü bir zeminin hazırlanması gerektiği göz ardı edilmemeli.  Dolayısıyla yukarıdan aşağıya doğru değil, aşağıdan yukarıya doğru işbirliği sürecinin inşası bilhassa Mısır ve Suriye’nin ihtiyacı olan reçete olduğu unutulmamalıdır.

 

Haftanın Sözü: “İktidar yerine şiddeti koymak zaferi getirebilir. Lakin bunun bedeli çok ağırdır.”

Hannah Arrent

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.