ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Arz-ı Mev'ud, Vaad Edilmiş Topraklar

Furkan Kaya

18 Temmuz 2014 Cuma 21:27
  • A
  • A

Devlet terörü, savaş suçu ve insanlık suçu kavramları en çok işittiğimiz zaman kuşkusuz

İsrail’in Filistin’e, Gazze’ye uyguladığı aşırı şiddet ve müdahale dönemleridir. Birinci

Dünya Savaşı sırasında Balfour Deklerasyonunun (1917) ilan edilmesi, Filistin topraklarında

İsrail devletinin kurulmasının önemli bir kilometre taşı olmuştur. Dönemin ABD Başkanı

Wilson’un da İsrail devletinin kuruluşunu desteklemesiyle 1948 yılında BM kararıyla İsrail

devleti ilan edilmiş oldu. Yani o günden bugüne İsrail ve Filistin topraklarında savaş ve

şiddetin tohumları atılmış oldu.

“Sabun Köpüğü” barış girişimleri barışa hizmet etmedi.

1948, 1967, ve 1973 Arap-İsrail savaşlarıyla İsrail işgal yoluylaArap topraklarını ele

geçirmekle kalmamış, sonrasında resmi uluslar arası karar ile 1967 sınırlarına dönem kararını

uygulamayı reddetmiştir. Her ne kadar 1979 Camp David Anlaşması ile Mısır ve İsrail

arasında barış havasının hüküm sürdüğünden bahsedilsede taraflar arasında tam anlamıyla

mutabakat sağlamak mümkün olmadı. Açık hava hapishaneside döndürülen Gazze şeridi

ve uygulanan ekonomik ambargolar bölgede tam anlamıyla insanlık dramının yaşanmasına

İki ülkede içindeki siyasi uyumsuzluk dış ilişkilerini olumsuz etkiledi.

Peki neden İsrail neredeyse bütün bölge halklarının gözünde “savaş” devleti olarak

benimseniyor? Bugün sokaktan kime sorsanız İsrail dediğinizde aklına hemen sanki her an

caddelerinden birine havan topu düşecek bir ülke geldiği geliyor. İsrail parlamentosu içinde

aşırı sağ ve sol partiler arasındaki çekişme bazen Arap- İsrail meselelerin unutulmasına bile

neden oluyor. Elbette aynı şey Filistin içinde geçerli. Filistin topraklarında Hamas ve El-
Fetih’in davalarını tek bir ses olarak dile getirememeleri, dolayısıyla çift başlı Filistin idaresi

altında siyasi uzlaşının sağlanamaması, Filistin’i İsrail karşısında elini zayıflatan en büyük

sebeplerden biri oldu.

İsrail “misket bombaları” kullanarak savaş suçu işledi.

2008 “Dökme Kurşun Operasyonu” ile birlikte Filistin Gazze topraklarına İsrail kuvvetlerince

askeri operasyon düzenlemiş, bu operasyonlarda uluslararası hukuk tarafından yasaklanmış

olan “misket bombaları” kullanılmıştı. Lakin birçok uluslararası kınama veya uyarıya rağmen

İsrail üzerinde herhangi bir yaptırım uygulanmamıştı.

İşte bugün yine tarihin tekerrürünü yaşıyoruz. İsrail Gazze’yi bombalıyor, havadan, denizden

ve karadan harekat düzenliyor ve yine başta çocuklar olmak üzere masum halk yaşamını

yitiriyor. Ülkeler kınama mesajı yayınlıyor, başta Türkiye olmak üzere birçok ülkenin

insanları İsrail’e lanet yağdırıyor.

Peki sonuç nedir?

Bu sorunun cevabı tıpkı geçmişte meydana gelen İsrail-Filistin savaşları sonrası yaşanılan

intifadalar sonrası somut çözüme yönelik adımlar atılması yönünde basiretsiz politikalar

izlenmesi olacaktır. Çünkü genel olarak uluslararası sistem dahilinde İsrail’e yaptırım

uygulayacak bir mekanizma yok. Afganistan ve Irak savaşları ile son olarak Libya’ya yapılan

müdahaleler insani olmaktan ziyade petrolün kontrolünü sağlama ve koruma amacına

dönüktü. Görüldüğü üzere uluslararası barışı korumakla mükellef olan Birleşmiş Milletler için

“barış” kelimesi sadece kağıt üzerinde anlam ifade ediyor.

Sorumlu İsrail halkı değil İsrail hükümetidir.

Elbette İsrail derken burada tüm İsrail halkını bu insanlık suçundan sorumlu tutamayız. İsrail

içinden ve başta Türkiye olmak üzere diğer ülkelerde yaşayan siyonizmi reddeden Yahudi

vatandaşlar,Tel-Aviv hükümetinin aşırı sağcı savaş yanlısı politikalarını kabul etmiyorlar.

Dolayısıyla en büyük cezai sorumluluk Arap ve İsrail halklarını birbirlerine düşmanmış

gibi göstererek araya nifak tohumu atmaya çalışanlardır. Hatırlanacağı üzere daha öncede

Türkiye ile İsrail halkları karşı karşıya getirilmeye çalışılmıştı ve yine bugün bazı kesim

eğer Türkiye’de cemaat önderleri eğer İsrail’in uyguladığı şiddeti kınamadıkları takdirde

Türkiye’de 6-7 Eylül olaylarının benzerlerinin yaşanabileceğini söyleyebiliyor. İşte bu aşırı

milliyetçi, akıl ve fikir sağlığını kör eden düşünce tarzı milletleri birbirine düşman etme

yolunda savunulan ve asırlardır uygulanan fitne yöntemidir.

Vaad edilmiş topraklar, Arz-ı Mevud

Aşırı Arap ve Yahudi milliyetçiliğinin sonu gelmediği sürece bu topraklarda daha çok masum

inanları hayatları ile bedel ödenmeye devam edilecek. Arz-ı Mevud, yani aşırı Yahudi

milliyetçilerinin savunduğu Nil’den Fırat’a kadar olan “vaad edilmiş topraklar” düşüncesi

Arap halkı nazarında İsrail’i savaş makinası olarak değerlendirilmesine neden olurken,

İsrail’in şahin kanadını da öldürdüğü her masum canda kendine hak görmesine yol açıyor.

Eğer Allah tarafından “vaad edilmiş topraklar” düşüncesine inanılması gerekiyorsa

bu tüm insanlığa vaad edilmiş, bereketle barışın hüküm sürdüğü topraklar olarak

değeerlendirilmesi gerekiyor. Eğer bu inanç tüm halklar etrafında benimsenirse işte

nifak yerine barışın ve dinler arası hoşgörünün hüküm sürdüğü topraklarda babaların

çocuklarının değil, çocukların babalarını gömdükleri bür düzende yaşıyor olacağız.

Haftanın Sözü: “Tohum ek, ürün vermezse toprak utansın.”

N. Fazıl Kısakürek 

YORUM YAZ
TOPLAM 1 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - tülay erim çömez:21 Temmuz 2014, Pazartesi 10:45