ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Yeni Anayasa, bir beklenti mi, hayal mi?

Cüneyd Altıparmak

09 Ocak 2012 Pazartesi 06:56
  • A
  • A
Son günlerde yaşanan olaylar ile gündemden bir anda düşen Anayasa çalışmaları hızla sürdüğünü izlemekteyiz.

Taslak metnin henüz kamuoyuyla paylaşılmadığı malumumuz…Ortada bir metin olmayınca, söylenen sözlerin hangisinin ne derece dikkate alındığını ne kadar metne yansıdığını da bilmemiz imkansız… Keşke tümünü bir anda paylaşmak yerine, mutabık kalınan metinler paylaşılsa da konunun tartışılması, gündemde kalması sağlansa…

Beklenen anayasa girişimlerinin ilk temeli Ak Partinin ifadesi ile “12 Eylül 2010 Referandumu ile atıldı”…Beklenti yüksek…Ama bu beklenti, beklenen Anayasayı gündeme getirir mi? sorusuna cevap vermek için hali hazır durumu kritik etmek gerekiyor…

Beklenen Anayasa için üç temel faktör etkili olacak… Samimiyet, katılım ve demokratik ortam… Bir şeyleri (nispeti tartışılabilir) değiştirme çabasından iktidarın (dozu farklı farklı gösterilse de) samimi çabalar sergilediği açık…Katılım noktasında noksan yönler var…Ortamın tam demokratik olduğu noktası ise çokça tartışılıyor…

Bu haliyle; beklenen anayasa denince, toplumun hemen her kemsinden farklı bir sedanın çıktığı vaki ve bunun kadar da doğal bir durum olamaz. Zira, özgürlükçü bir metnin, kısıtlı bir ortamda/süreçte çıkması mümkün olamaz.

Tüm bu çok sesliliğe rağmen, görebildiğimiz kadarıyla toplumun beklentilerini birkaç noktada toparlamamız mümkün…
Anayasanın müesses nizamın konuşma dilinden ve buna dayalı ürettiği mantaliteden türeyen, egemen, sultacı ve diğerini görmez dilinden kurtulması gerekmektedir… Bu alanda karşımıza çıkacak ilk sorun vatandaşlık tanımı üzerindeki tartışmalar olarak görülmektedir. Bunu aşmak için “Türkiye” ibaresi kapsayıcı bir ifade seçilmesi, yurttaşların kendilerin bir etnik tabiiyet ekseninde tanımlama zorunluluğu altından bırakmayacak bir ifade tercih olunmalıdır…

Öte yandan, millet egemen bir üslubun; ilk kelimeden son kelimeye metine yansıması elzemdir.

Anayasa, konusu itibariyle, toplum iradesinin yansıdığı meclisi ve halkı önemsemek adına, onların yıllar sonrasını düşünen bir patronaja, irade tekeline sahip olmamalıdır. Bu nedenle, Anayasanın kurallar hiyerarşisindeki konumunu kutsallıktan çıkarmak, bu Ülkenin hukuksal ve siyasal düzeninin yarınları/geleceği için elzemdir…

Milletin yönetilmesi için gereken temel organlar Meclis, Bakanlar Kurulu, Başbakan, Cumhurbaşkanı, İl İdareleri, Yüksek Yargı organları ve HSYK’dır. Bunun dışındaki organların, MGK, YÖK, RTÜK vb. kurumların bulunması gereken yer yasalardır. Zira bu kurumların yönetimini, yapısını değiştirmeyi olağanüstü koşullara bağlamak günün şartlarına ve zamana göre değişebilecek iradeye sekte olacaktır…
Ülkeyi her yönüyle iradeyi elinde tutan tek merkezden, Ankara’dan yönetmek, yönetim hatalarının etkisini çarpanlarıyla büyütmek gibi bir riski de beraberinde getirmektedir. O halde yereli güçlendirme yönündeki adımlarım muhkemleştirilmesi lazımdır.

İlin yönetiminin olabildiğince özerk ve fakat sıkı bölgesel denetim birimleri (mesela, Bölge Sayıştayları, Bölge Müfettişliği vb.) eliyle denetlendiği bir mekanizmaya geçilmesi gerekmektedir. Burada il yönetimlerinde halkın seçtiği meclisler ile belediye başkanlarının etkinliğinin arttırılması elzemdir. Bu durumun anayasal güvence altına alınması, sistemin bekası için şarttır.

Bu ortamda, minimum olarak bu ilkelere riayet edilerek yapılacak Anayasa, beklenen anayasadır… Azı beklentileri boşa çıkarır…
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.