ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Yağışlı

YAZARLAR

Uzlaşmayı Öğrenmek

Cüneyd Altıparmak

13 Şubat 2012 Pazartesi 13:21
  • A
  • A


Devlet; günümüzdeki cari siyasal sistemlerin tümünde toplumun fayda–mahiyet analizini belirleyip son noktayı koymakta az veya çok etkilidir. Aslında devleti varlık nedeni bazı unsurları baskılayarak, bazı kavram ve kurumları ön plana çıkararak toplumun terazisinin tutmak, dengesini sağlamaktır. Çeşitli şekillerde ortaya çıkan toplumsal “çatışma”, bireysel “sorunlar” çözüm merci olarak yine devletin bir fonksiyonu, yargı kurumları devreye girer.

Yargı ve Uzlaşma
Devletin en büyük varlık nedeni sorunların bireyler tarafından çözülemediği ve toplumsal düzeni bozduğu anlarda topluma/bireye müdahale etmektir. Böylece taraflar arasında önceden belirlenmiş kurallar ışığında “sorunu çözmek” için yargılama yapılır. Bu olmadığı zaman; yani yargı fonksiyonu işlevsel değil ise; toplumun karşısında egemen, baskıcı, topluma ve siyasi kurumlara karşı özerk bir devlet çıkacaktır.

Devletlerin kullandığı yargı argümanları gelişen tarihsel süreç içerisinde çeşitlenip, ihtisaslaşmakta ve gelişmektedir. Dünyada son zamanlarda gelişmiş hukuk sistemlerinde tarafların yargılama yoluna gitmeden aralarındaki sorunu çözeceği alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının oluşturulduğunu görmekteyiz. Bunların başında tahkim, hakem, dostane çözüm, arabuluculuk ve uzlaşma kavramlarının yaygınlaştığını görmekteyiz.

Son günlerin siyasi gelişmelerinin getirisi olarak ortaya bazı trend kelimeler çıktı. Şüphesiz bunların başında “uzlaşmak” kavramı gündemde… Peki bu kavram acaba hukukumuzda ne kadar yer alıyor, yada ne kadar fonksiyonel kullanılıyor?

Uzlaşma Kavramı
Uzlaşmak; tarafların “vazgeçmeleri” ile vardığı noktadır. Aralarında sorun olan yada olduğuna inanılan kimseler arasındaki mutabakat olarak da ifade edilebilir. Siyasal/toplumsal olarak “Hep sağlanır; başka bir şey yapıldığı görülmemiştir” diyenler ile “uzlaşmak artık çağdaş bir gerekliliktir” şeklindeki iki temel algının uzlaşamadığı Ülkemizde; bu kavramı anlamanın ve anlamlandırmak çok çok zorlaşıyor…

Hukuk alanında; uzlaşma kurumunun ilkin vergi uyuşmazlıklarının çözümü sırasında olduğunu ve bu konuyla ilgili olarak Vergi Usul Kanununda düzenlemelerin örnek vermemiz mümkün. Buradaki “uzlaşma” uygulamada biraz “ilginç” cereyan etmektedir. Uzlaşmak için vergi dairesine giden mükellef; vergi memurunun sunduğu teklifi kabul etmek ile etmemek arasındaki tercih ile baş başa bırakılmaktadır. Dolaysı ile uzlaşma kavramının zorunlu şartı olan “mutabakat” yerine, burada kişiden çoğunlukla sunulan teklifi kabul etmek yada mahkemeye gitmek arasında tercih yapması beklenmektedir.

Ceza Hukukunda Uzlaşma.
Bir diğer ve daha güncel olan uzlaşma kurumu ise 2005 yılında Ceza Muhakemesi Kanunun kabulünden sonra hayatımıza girdi. Burada takibi şikayete bağlı suçlar ve bunun dışında kalan bir takım suçlarda tarafların uzlaşması halinde; suçun dava konusu edilmemesi, eğer dava açılmış ise davanın ortadan kaldırılması öngörülmektedir. İşlev ve düzenleniş açısından “gayet batılı” olan bu alternatif yol ile dava sayısının azalması, tarafların zararlarının hızlı bir biçimde telafi edilmesi ve bireyler arası çekişmenin bitirilmesi hedeflenmektedir. Zira iki kişi arasında cereyan eden bir ihtilafta tarafların uzlaşma kararı kadar hiçbir karar adalet duygusunu tatmin edemez. Yargılama sonucundan daha etkili olacağı açık olan uzlaşma; Ülkemizde maalesef halen algılanamamaktadır.

Ceza Hukukunda Uzlaşmanın Uygulanışı
Uzlaşma suçu işleyen kimse ile zarar verdiği mağdur arasında yapılacak bir tür anlaşmadır. Bu anlaşma ile fail, mağdura verdiği zararları telafi edecek, mağdur ise anlaştığını beyan edip, fail hakkında dava açılmamasını sağlayacak ve böylece kişi ceza almaktan kurtulacaktır.

Gazete satırlarının elverdiği ölçüde uzlaşmaya ilişkin birkaç ilkeyi şöyle sıralayabiliriz:

Uzlaştırma için tarafsız bir avukat veya hukuk öğrenimi görmüş kişi görevlendirilecektir yada bizzat savcı tarafından yapılabilecektir.

Uzlaştırma sürecine başlanmadan önce şüpheli veya sanık ile mağdur veya suçtan zarar gören; hakları, uzlaşmanın mahiyeti ve verecekleri kararların hukukî sonuçları hakkında bilgilendirilir. Yani faile alacağı olası ceza ve sonuçları anlatılır, bunun yanında mağdura da uzlaşma için talepleri sorulacaktır. Burada önemli olan uzlaştırıcının sanık ile mağdur arasındaki talep dengesini iyi ayarlamasıdır. Uzlaştırma, şüpheli veya sanık ile mağdur veya suçtan zarar görenin temel hak ve hürriyetlerine uygun olarak, menfaatlerinin korunması esası gözetilerek yürütülür.

Uzlaştırma, şüpheli veya sanık ile mağdur veya suçtan zarar görenin özgür iradeleri ile rıza göstermeleri hâlinde gerçekleştirilir. Bu kişiler anlaşma yapılana kadar iradelerinden vazgeçebilme hakkına sahiptirler.

Uzlaştırma müzakereleri gizli olarak yürütülecektir. Böylece, olayın mahiyeti ile ilgili olarak adli makamlar dışında hiçbir kişi ve kuruma bilgi verilmeyecektir.

Uzlaştırma müzakereleri sırasında yapılan açıklamalar, herhangi bir soruşturma ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamaz. Yani kişi suçu işlediğini uzlaştırma sırasında kabul etse dahi, uzlaşmanın gerçekleşmemesi halinde bu beyanı kendisi aleyhine kullanılamayacaktır, bu güvence altına alınmıştır.

Uzlaşmayı Anlamak
Geçen yıl katıldığım bir seminerde Amerikalı eğitmen Carolyn Chalmers’in söylediği ilk sözü hep anımsarım:“Uzlaşmak, tarafların uzlaşmak isteyip istemediğinden çok, uzlaşmayı bilmelerinden geçer.” Gerek siyasal ve gerekse hukuksal olsun, toplum genelinin kavramlara yükledikleri anlamlar çok önemlidir. Bunu ceza hukukundaki uzlaşmanın teklifi sırasında çokça görmekteyiz. Savcının veya hakimin sorduğu “uzlaşmak ister misiniz” sorusuna verilen cevapların çoğu “hayır” olmaktadır. Bunun nedenini anlamak için çok şey bilmeye gerek yok aslında; zira bu toplum bu kavrama yabancı; vatandaş uzlaşmaya yabancılaştırılmış durumdadır.

Oysa; basit nitelikli yaralama suçunda fail olduğu her yönüyle tespit olmuş bir kimsenin bile, uzlaşma teklifine “hayır” deyip ceza almasının, sicilini kirletmesinin, sicili kirli olduğu için iş bulamamasının, iş bulamadığı için suç işlemesinin, tekrar ceza almasının kısır döngüsünün altında yatan sosyo-psikolojik neden “yaptımsa iyi yaptım” anlayışından çok “uzlaşmanın ne olduğunu anlamamasından” farklı bir şey değildir maalesef… Maalesef çünkü hukuk, toplumun iyiliği için oluşturulmuş kurallar bütünü iken, “kavram yabancısı” olan kimselere uzlaşma gibi kurumların varlığını anlatmak, onu inandırmak, “kaybetmek” olmadığını ifade etmek çok çok zor.

Bu toplumda geçmişinde gelen “barış” ve “esenlik” ortamını hatırlatmak gerekiyor. Hukukumuzda bunun en güzel uygulama alanı ise ceza hukukundaki “uzlaşma” kurumu…

Uzlaşmaya Yabancı Olmak:
Yeni Bir Yol Daha (!)
Toplumun “uzlaşma yabancısı olduğunu” düşündüğüm bu dönemde, gördüğüm “Dava Yolunda Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yolları” başlıklı afiş dikkatimi çekti…. Afişteki şu cümle ise çok önemli idi “düğümün uçları değil, çözümün tarafları olun”… Adalet Bakanlığının bu projesi, vergi ve ceza hukuku anlamında toplumun uzlaşmayı kanıksadığı varsayımından hareketle; hukuk davalarında da uzlaşma yapılması için başlatılan bir çalışmanın tanıtım afişi…Ülkemizde yargının bir çok kararlarının bile toplumsal uzlaşmadan uzak olduğu ve düğümün ucu olduğu bu günlerde böylesine bir afişle karşılaşmak beni şaşırttı…Çalışma, tarafların arasındaki ihtilafı mahkeme önünde değil de; arabulucu önünde çözüme kavuşturması mantığından hareket ediyor. Yani iki kişi arasında bir alacak davasının, yada kira sözleşmesine dayalı tahliye davası türünden özel hukuk uyuşmazlıklarının bir arabulucu önünde çözülmesi. Bu konuda hazırlanmış bir Tasarı da var ve bunun üzerine yazılmış bir çok makale var . Bu kurumun hayata geçirilmesinin önemli olduğun kabul edebiliriz, okuduğumuz çoğu yazı da aynı meyan da…Ancak atladıkları bir husus var sanki, hukuk muhakemesinde olan sulh kavramının bile tam anlamı ile hayata geçirilmediği ve taraflarca dikkate alınmadığı, hakimlerce layığı ile önerilmediği bir yargılama sistemi içerisinde, toplumu anlamadığı bir kurumla baş başa bırakıp, bilmeden reddetmelerini seyretmenin ne alemi var ki…

Uzlaşmayı Anlatmak Şart
Bu konuda yapılması gereken; topluma uzlaşmanın ne demek olduğunu anlatmak bizce. Böylece bireylerin siyasal adımları algılama biçimi, hukuk kurumlarını kullanma isteği, ötekini algılama ve empati yeteneği artacaktır. Zira hukuk yazılı olan kurallardan çok; uygulanan kurumlar ile vardır. Onun için alternatif uyuşmazlık çözüm yolları konusunda toplum anlayacağı şekilde tanıtım filmlerinin hazırlanması, broşürlerin yayınlanması, barolar aracılığı ile okullara yönelik seminerlerin verilmesi, hatta lise ve üniversite ders programlarına içeriğe matuf derslerin konulması, projelerin yapılması ile toplumdaki “uzlaşma bilinci” olması gereken noktaya gelir. En azından uzlaşmanın ne anlama geldiği bilinir. Bu teklifin reddedilmesinin ne sonuçlar doğurduğunun farkına varılır. Mevcut adalet sistemimizin insanlara refah sunamadığı açıktır. Yargıtay’da bekleyen dosyalar, yıllarca süren yargılamalar…vb. konular bu toplumun yargıdan beklentisini azaltmıştır. Tarafların kendi aralarında “sulh” olmalarını sağlamak daha masrafsız, tatmin edici bir yoldur. Toplumda fiilen var olan sulh/barış/mutabakat/uzlaşma olgusunun; hukuki zemine taşınması gerekliliği de denebilir buna. Bunun önünün açılması için belirttiğimiz afişin adliye koridorlarından çıkıp, canlanması ve halkın belleğine kazınması gereklidir. Halkın uzlaşma konusunda acilen bilgilendirilmesi şarttır. Yetkililere acil çağrımız; uzlaşmayı ciddiye almaları, “uzlaşma”yla uzlaşmalarıdır.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.