ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Parçalı Bulutlu

YAZARLAR

Ne anladık bu Gezi’den!

Cüneyd Altıparmak

17 Haziran 2013 Pazartesi 17:03
  • A
  • A

“Bir kavme olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın!”{Maide-8}

Kafamız karışık! Ne anlamalıyız bu işlerden. Cevap bekliyor şu sorular hala; Başbakanın başta yaptığı hata ile olaya eklenen kast, süreci farklılaştırdı, ancak Başbakan’ın sonradan eklenen grup karşısından nasıl bir tutum sergilemesini bekleyebilirdik ki? Polis içinden kimler ilk gün olayları provoke etmiş olabilir veya Polis yeknesak mı, bağlantıları nasıl okumalı? Sürecin ilk gerilim anı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılması anı mıdır? Bu eylem bir demokrasi kültürü açısından yeni bir boyut kazandırdı mı? Network ile yeni tanışanlar nasıl bir şok altında? Siz nerede polisin şefkatle dövdüğünü gördünüz? Göstericiler tek ses mi? Ve Şair İ.H.Baran’ın sorusu “Birine nefret ortak bir fikir” olabilir mi?

*          *          *

Evet, şimdi sorduklarımızın dışında kalan düşüncelerimizi yazalım.

Gezi olayları birçok anlayışa farklı bir boyut kazandırdı. Sosyal medya, ana akım medya, marjinal medya, direnişçi, çapulcu, geziciler, taksimciler, vandal, ayyaş, sosyalist Müslüman…vs çok kavram alt üst oldu. Polis’in ilk günkü anlamsız ve orantısız müdahalesi ve Başbakan’ın sert üslubu ile alevlenen ve halen yanan olaylarda dahi “tek suçlu” ilan etme kolaycılığına kaçmadan, bizzat gördüklerimi de ekleyerek birkaç maddelik sonuç çıkardım ve bunları bu yazı ile tartışmaya açmak istedim. Yazıya gelecek her türlü yoruma açığım. Bu meseleyi gerçekten eksik algılamak istemiyorum. Önemsiyorum, ancak, tıpkı polisin bazı tavırları gibi, müdahale edilen grubun da bir takım davranışlarını eleştiriyorum. Yani olabildiğince tarafsız bakmaya gayret ediyorum.

*          *          *

1.        Birbirine eklemlendirilse de, “Gezi” ve “Taksim” olaylarını birbirinden ciddi manada ayırmak gerekiyor. Gezi olayları kanaatimce çevre (ve diğer ikinci kuşak haklar çerçevesinde) ülkede bir devrim mahiyetindedir, önemsemek zorundayız, kim ne derse desin, bu tip eylemlerin çakılı olacağı bir zemin kazandı ve ne de güzel oldu. Taksim olayları ise, bildik/tanıdık tiplerin, “hali hazır isyana bir iskan politikasıdır”. Bunu da anlayışla karşılamak lazımdır, lakin taşkınlık yapıp zarar verdikleri anda, özgürlük-güvenlik ikileminin devreye gireceğini/girmek zorunda olduğunu bilmemiz lazım.

2.        Başbakan inatçı ve sert bir tutum sergiledi evet. Ancak, göstericiler de (eklenen kastla) daha aşağı bir inatlaşma sergilediler mi? Bence hayır, özellikle yürütmenin durdurulması kararına müteakip bir gevşemenin oluşması beklendi. Ama olmadı. Bir toplumsal grup ile “devlet tahakkümünün” karşı karşıya kaldığı bir ortamda daha kötü şeyler olabilirdi.

3.        Dış provokasyon, faiz lobisi, ajan kışkırtması ve müdahaleler hep vardı, açın İstanbul’un fethini okuyun, mesele hep aynıdır. Bunlar hep olacak! Buna zemin hazırlamamak/hazırlatmamak devletin işidir. Kaldı ki şöyle bir ters soru sorabiliriz; faiz lobisi bu kadar etkiliyse şimdiye kadar neden böyle bir şey yapamadı. Gelişmek istiyorsak iğneyi kendimize batıracağız. Öyle, dış hat savunma kuşağı oluşturup, sorumluluğumuzu başkalarına ihale etmek, bizi eritir.

4.        İslamcılar, tek teminatlarının Başbakan olduğunu anladılar, zira biz yeni Anayasa haklar ve sair derken kastımız buydu, hali hazırda İslami ve liberal haklar kaynaklı kazanımların tamamı teamüle dayalıdır ve Başbakan’a bağlıdır. Bu, o “\%50 oy” kısmının ne kadar da Başbakan’a muhtaç olduğunu gösterdi. Bu romantik ilişkiyi iyi görmek lazım. Bu hal, Ak Partinin oylarına yansıyacaktır. Kişiye bağlı hak hürriyet zeminin sakıncaları çoktur. En büyük etkisi de “ötekine” kin duymaları olacaktır ki, bu çok risklidir. Umarım bu hataya düşülmez.

5.        "Taraf olmayanın bertaraf olduğu" ülkemde, Gezi parkı meselesini anlamak kolaydır aslında bu durum bertaraf olanların taraf olmasıdır, "biz buradayız" demesidir. Olaylara sonradan eklenen "hissiyatı!" bağışık tutarak durumu ele almak lüzum eder, kimsenin kiniyle, birikmiş nefreti, iktidarı sevmemesi yönüyle durumu ele alırsak, gerilim artar, sorun bertaraf olanların "nasıl bir yöntem seçtikleri" ile değil "ne istediklerini" anlamak ile sonuca ulaşır, gerisi herkes için anlamsızdır. Yeni sorgulamalar, herkesi güçlü kılar!

6.        Bu bağlamda Başbakan’ın ‘bu taraflara’ mitinglerle cevap vermesi pek de anormal bir tepki değildir. Kendi kitlesini toplayıp bunlara hitap etmesi Taksim’deki veya Kazlıçeşme’deki insanlara değil Başbakan’ın kendi ifadesiyle “onları oraya çıkaranları” muhatap almaktır, bu yanıyla da bakınca ortada görünür ve bilinir bir Başbakan lakin karşısında malum fakat görünmez ve bilinmez bir güç vardır. Bu yönüyle Gezi’deki olaylar tıpkı yayıldığı ağ kadar sanaldır. Sanallıktan kastımız var olmaması değil varlık biçimidir. Tepkisellik içersinde bir var oluşun önündeki en büyük engel ahengi yakalayamamış bir toplumsal yapıdır. J. Ortega’nın deyimiyle “kitlelerin önündeki en büyük engel, yine kendi içersinden çıkardığı kalabalıklardır”. Bu minvalde Gezi olayı Taksim’in kalabalığına karışarak aramızdan ayrılmıştır.

*          *          *

Şimdi!..

Meydanlara dökülen birçok gencin neden muzdarip olduğunu anlamak gerekiyor. Yaptıkları ve maruz kaldıkları doğru olmasa bile… Bu hükümetin işidir, meseleyi sertleştirmek, taraflaştırmak, kamplaştırmak sandıkta kazanç sağlayabilir ama, bu gerilim ülkeyi çok sıkar ve bunaltır. Öbür yandan, ufak birkaç önerim olacak,

1)       İşe girişlerde ayyuka çıkan belirli grup ve kliklerin etkinliğinin önüne geçmek ve toplumdaki bu imajı silmek gerekiyor.

2)       Murat Menteş’in deyimiyle eski tip “baba devlet” profilinden “kanka devlet” anlayışına geçmek gerekiyor

3)       Sosyal medya her şeye herkesin kolayca inandırılmasına ya da yanlış yalan bilgiler ile yüklenmesine imkan vermekte çok mahir, doğru bilginin ne olduğunu çoğu zaman anlamak; bilişim, erişim, network, hızlı iletişim...vs ağdalı ifadeler ile anlatılsa da halen güç... yalanın yayılma hızı ile doğrunun yayılma hızı aynı olsa bile, oluşturduğu kafa karışıklığından istifade edildiğini bilmemiz gerekiyor.

***

Mayıs ayından Türkiye atağı, PKK meselesinin çözümü, bir takım şirketlerin sponsorluğu vs konulara değinmeme gerek yok, bunlar çokça konuşuldu zaten…

Meselenin özü kendi iktidar kuşatıcılığının çarpan etkisinin farkında olamayan bir hükümetin silkinmesi gerekliliğidir. Mevcut olay ve durumları yok sayarak iktidar şakşakçılığı yapanlara duyurulur, Başbakan’ı yanıltmak sadece ona yanlış bilgi vermek demek değildir. Her durumunu tasdik etmek belki de daha kötüdür.

Meselenin “kelebek etkisini” unutmamak lazım.  Bir sözüm de medyaya; olaylara uyguladığınız otosansürün hükümet dışı organizasyonlarca meseleyi daha da karambole getirmek için dayatıldığını düşünmüyor değilim!..

Son olarak da bu meseleye (nerden çıktı diyebilirsiniz ama) farklı açıdan bakarak, acilen bir alevi açılımının yapılması gerektiğini düşünüyorum.  

Mesele zihnimdeki karmaşıklığını koruyor…

YORUM YAZ
TOPLAM 9 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - misafir:03 Eylül 2013, Salı 16:58

    güzel bir kritik

  • - elif hamide:12 Temmuz 2013, Cuma 16:12

    ellerinize sağlık, iyi bir yazı

  • - Hukukçu:10 Temmuz 2013, Çarşamba 15:59

    Son dönemde okuduğum en derli toplu yazı

  • - ÖMER KAYAR:24 Haziran 2013, Pazartesi 13:06

    HARİKA BİR YORUM

  • - Fazıl:24 Haziran 2013, Pazartesi 02:33

    Ellerinize sağlık

  • - zalim fırat:18 Haziran 2013, Salı 16:20

    katılmadığım yönleri olmakla beraber, tutarlı bir analiz

  • - tokat60:17 Haziran 2013, Pazartesi 20:26

  • - Misafir17 Haziran 2013, Pazartesi 19:33

  • - Mehmet Emin Özçınar.:17 Haziran 2013, Pazartesi 17:50