ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Yağışlı

YAZARLAR

Mevcut anayasa ile başkanlık sistemine geçilebilir mi?

Cüneyd Altıparmak

24 Eylül 2013 Salı 10:57
  • A
  • A

Yeni anayasa yapımı sürecinde tartışmaya açılan bir konu da yürütme sistemi değişikliği… Yani ülkenin mevcut parlamenter sistemden başkanlık veya yarı başkanlık sistemine geçip geçmeyeceği siyasi partilerin anayasa yapımı sürecinde tartıştığı konuların başında geliyor. Ülkemizde de cari parlamenter sistem, yasamanın meclise ait olduğu ve yürütmenin de parlamentonun denetiminde olduğu sistemdir. Başkanlık sistemi ise; yasama, yürütmeve yargı organları arasında net bir biçimde ayrıma ve dengeye yaslanan, yasama ve yargı organlarının denetimi ile yürütme erkinin hükmetme/iktidar olanaklarını genişleten bir hükümet sistemidir. Yarı başkanlık ise, parlamenter sistem ile başkanlık sisteminin arasındadır. Yürütme erki halk tarafından seçilen devlet başkanı ile meclis güvenine dayanan ve yine halk tarafından seçilmiş hükümet başkanı arasında paylaşılır. Bu sistemlerin her birinin ayrı avantaj ve dezavantajları vardır. 

Bu minvalde, bahsi geçen, başkanlık ve yarı başkanlık sisteminin ülkemiz için ne kadar fayda sağlayacağı, elzem olup olmadığı tartışma konusudur. Ancak bu tartışmaya biz; biraz farklı bir pencereden bakmak istiyoruz: Diyelim ki anayasa değişemedi, ama hükümet yürütme sistemini değiştirmek istiyor, bunu yapması mümkün müdür, yada bir başka ifade ile mevcut anayasa ile de başkanlık/yarı başkanlık modeline geçilebilir mi?

1982 Anayasasına göre, yürütme yetkisi ve görevi tek bir makamda toplanmamış, cumhurbaşkanı ile bakanlar kuruluna müştereken yetki verilmiş, bu yetkinin de anayasa ve yasa bağlamında kullanılabileceği düzenleme altına alınmıştır. Yürütmenin tepesindeki isim, Başbakan değil, Cumhurbaşkanıdır. Bu 1982 Ananasında açıkça düzenlenmiştir. Zira, başbakanı atayan ve gerekli gördüğünde bakanlar kuruluna başkanlık etme yetkisine sahip olan anayasanın 104. Maddesinde sayılan diğer yürütmek görevlerini ifa eden 

Cumhurbaşkanıdır. Cumhurbaşkanın yürütme yetkileri bununla sınırlı değildir. Zira, anayasaya göre; anayasada belirtilenlerin dışında Cumhurbaşkanına yasalar yaparak yetkiler vermek mümkündür. Böylece verilen/verilecek seçme ve atama işlerini yapmakla, yürütme işlevini ifa edebilecektir.

Cumhurbaşkanına yasalar eliyle yeni yetkiler verilerek, bu makamın elinin güçlendirilmesi mümkünüdür. Mevcut haliyle, “pasif” olarak görünen bu makamın, yeni bir anayasaya veya anayasa değişikliğine bile gerek kalmadan, meclisçe çıkarılacak kanunlar eliyle “yeni” yetkiler ile donatılması mümkünüdür. Ancak, kanunlar meclisten, anayasalara/anayasa değişikliklerine göre daha kolay çıkarlar. Zira, mecliste kanunlar için aranan çoğunluk, anayasa değişiklikleri için aranan orandan daha azdır. Buna göre, tek başına iktidar olan bir hükümetin çıkaracağı bir cumhurbaşkanı için bu tip bir formüle başvurulması mümkün olabilir. Zira, meclis çoğunluğu elindedir ve tek başına anayasayı değiştirmezse bile, yasalar yapmak suretiyle bu biçimde bir yol izlenmesi olasıdır. 

Cumhurbaşkanlığı makamında, seçimi konusunda yapılan değişiklik bu noktada “vizyon” anlamında önemlidir. Buna göre, eskisi gibi, meclisin seçeceği bir cumhurbaşkanı artık olmayacak. Anayasada yapılan değişiklik ile, cumhurbaşkanının, -tıpkı milletvekilleri (dolaysıyla başbakanı) seçildiği gibi- halk tarafından seçilmesidir. Bunun önemi şudur ki, artık yürütmenin tepesi de, doğrudan halk eliyle seçilmiş olacaktır. Bu düzenleme devam ederse, daha “karizmatik” cumhurbaşkanlarının ortaya çıkacağı açıktır. Dayandığı gücü, doğrudan halk olan bir cumhurbaşkanı ile meclisin seçtiği bir cumhurbaşkanı arasında tabanla diyalog noktasında yeni bir dönemi başlayacağı açıktır. 

Başkanlık veya yarı başkanlık meselesinin anayasa gündemini bu denli işgal edebilmesinin altında yatan temel sebep, oluşturulmak istenen “kendine özgü” yönetim anlayışının ürünüdür. Yasalar eliyle cumhurbaşkanlığı makamının güçlendirmesi yolunun, Ak Parti gibi toplumsal tabanı olan ve bunu meclis projeksiyonuna taşımış partiler için kullanılabilir bir argüman olduğuna dikkat çekmek isteriz. 

Özellikle, 1982 darbe anayasasının ruhunun aslında, “cumhurbaşkanından izinsiz hareket edilmesini engelleyen” yapısını da ıskalamamak gerekmektedir. Bu anayasanın her yerinde, cumhurbaşkanın meseleye “taş koyabileceği” bir yetkisi yatmaktadır. Bu nedenle, sorumsuz olarak tanımlanan bir cumhurbaşkanının bu denli yetkiyle donatılmış olmasının sakıncalarının olduğunu, yakın tarihimiz çokça göstermiştir. 

Bu halde, mevcut siyasi ortamın, bir şekilde başkanlık sistemine geçmesi meclisteki sayısal üstünlük nedeniyle çok da zor değildir. Temel sorun, Daha önceden kullanılmamış bazı durumların (örneğin bakanlar kuruluna başkanlık etmek vb) halk tarafından seçilen bir cumhurbaşkanı eliyle kullanılmasına kimsenin şaşırmaması gerkeir. Burada anlatmak istediğimiz, başkanlık ve yarı başkanlık tartışmasının mecrasından kayıp anayasa gündemine bu denli ve bizce orantısız biçimde oturmasıdır. Güçlü bir hükümet, mevcut anayasa çerçevesinde anlattığımız yöntemle, bir tür başkanlık/yarı başkanlık sistemigetirebilir. (Örneğin, Cumhurbaşkanlığına ilişkin bir yeni teşkilat yasası, ve yardımcılıklar ihdas edilmek suretiyle, yada yeni idari kurumlar ihdas edip, diğer kurumları işlevsizbırakarak vs).

Bu da anayasanın mevcut haliyle ne kadar da suiistimale açık olduğunu göstermektedir.Temel sorun şudur ki, tarafların, bu anayasanın mantığın koruyarak mı, yoksa değiştirerek mi (yenisini çıkarak mı) kendi paradigmasıyla uyumlu hale geleceğidir. Bir yandan temel ruhunda “devlet başkanlığı” lafzı yatan bir anayasanın muhafazası için “uzlaşamamak”, öbür yanda ortaya net bir şeyler koyamamak. Bu açmazdan, yeni bir anayasa çıkabilemez. 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.