ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL11°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Düşünce Lokantası -1

Cüneyd Altıparmak

11 Haziran 2012 Pazartesi 12:36
  • A
  • A

Koyu karanlıklar ardından gelen bir ferahlık olabilirdi bu bekleyişin sonucu ama bu sefer de olmadı… Her insanın böyle bekleyişleri olmuştur hep, bundan sonra da olacaktır. Tıpkı tüm insanların var olmak için sıra beklemesi gibidir hayatın kendi iç kurgusu… Beklersiniz ve görürsünüz ya da gör(e)mezsiniz, geçer ve gider. Bu yönüyle hayat, yaşadıklarımızın tamamı gibi olarak içkin bir tanıma tabi tutulmuşsa, hatalıdır. Zira hayat insanın yaşadıkları ve yaşamadıklarıyla bir bütündür. Görmediği, duymadığı yerdeki insanların sevgileri ve üzüntüleri de bizim hayatımızdır. Sevsek de, istemesek de böyledir.

Şair’in dediği gibi, “Çünkü ayrılık da sevdaya dâhil çünkü ayrılanlar hala sevgili/Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar/Her an ötekisiyle birlikte her şey onunla ilgili”. İnsan bir şeyi bıraksa da, terk etse de o hayatındandır artık ve her an onunladır. Yeter ki bir biçimde bir temas sağlamış olsun.
Küreselleşmenin içselleştirilme gayretiyle ifa ettiği yeni “global kültür” insanının müdahil ol(a)madığı alanın neredeyse “yok” olduğu dünyamızda, “ötekinin sorunu ile hem dem olma” erdeminin de “yok” olması ilginçtir ve hazmedilemez, anlaşılamaz bir arızadır.

Şimdi gündem; kürtajdan, terör zirvesinden, Pierre Loti’den açılmışken “bunu neden yazdın?” diye soran olacaktır hiç şüphesiz!...

Cevabı şöylece gelişen bir olay... Havaalanın bekleme localarının birinde, bir grup “maluma vakıf(!)” arkadaş topluluğu ile daim ertelenen seferler vesilesiyle yaklaşık üç saattir konuşuyorduk, terörden, kürtajdan daha bir sürü mandavaldan, abesetten işte… Temizlik görevlisi kadının “çocuğum hasta müdür bey, lütfen anlayın” ağlayarak bağırmasıyla kesilen sözlerimizden, pür dikkat biçimde kadına dönmüştü yönümüz. Sadece bizim değil, tüm bekleyenlerin (yaklaşık kırk-elli kişi)… Ağlayarak ayrıldı kadın, görevli kısmına gitti… Biz de tüm gereksizliğimizle, döndük o an için önemini yitirmesi gereken konularımıza... İşte bu noktadaki nedamet ve iç muhasebenin ürünüdür bu yazı.

Kendisinden gayrısına inanmayan, komformist insan türevleri olduğumuzu geç de olsa anladım… Komşusunun sadece biyolojik tokluğu ile ilgilenilmesinin bir sığlık olduğunu, “açlık” derken, kapsamın geniş tutulması gerektiğine ilişkin olarak, o gece çarptım, böldüm, çıkardım ve topladım.
Diğergam olma erdeminde uzakta tesis edilen fikri muamelenin anlamsızlığının, teorisyenlerin nüfus olarak gördüğü bireyleri olmanın, çaresizlik içerisinde olduğu her halinden belli bir bayanın, durumuna kalınan kayıtsızlığın, basitliğini… Çocuğu hasta bir annenin tüm edebi içerisinde direnme hakkında destek olmamanın vicdansızlığını, gözlerinden iki damla yaşa bile değmeyecek adamlara boyun eğmek zorunda kalmasının eşitsizliğini, kendini ifade etmek zorunda kalmasının gereksizliğini anlamayı bile düşünmemenin ucuzlatıcı etkisini!...

Ve dedim ki kendime;
Koyu karanlıklar ardından gelen bir ferahlık olabilirdi bu bekleyişin sonucu ama olmadı, bu sefer de… Her insanın böyle bekleyişleri olmuştur hep. Bundan sonra da olacaktır. Tıpkı tüm insanların var olmak için sıra beklemesi gibidir hayatın kendi iç kurgusu… Beklersiniz ve görürsünüz. Ya da gör(e)mezsiniz, geçer ve gider.

Ben göremedim bu kere, görenlere selam derken, bize de görmek(görenler gibi) nasip olması temennisiyle!…
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.