ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL11°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Bir Gün Değil!

Cüneyd Altıparmak

09 Nisan 2012 Pazartesi 10:41
  • A
  • A



Kafamda her saat doğan günün getirdiği yeni sancılarla, “ne olacak”, “ne bitecek” diye sorarken kendi kendime, ilerlediğimi zannediyorum…Bir tür tekemmül evresi, yada modern Türkçesiyle, iyiye eviriliyorum kendimce… Düzcesi, bir şeyler biliyorum aymazlığı yani.

İlerliyorum!..Varlığının şirazesi kaymış muktedir olma gayretli tümcelerinin, koyu kara binaların, eski dönem yapılarının, basın bildirilerinin, izinsiz ve izinli tüm gösterilerinin, bodrum kat camilerinin, zabıta gelince kaçmak zorunda olan korsan kitap tezgahlarının, büyükelçiliklerinin, birahanelerinin, kurumsallıklarının, kişisel gelişmecilerinin, baylarının ve bayanlarının, kıraathanelerinin arasında bu kentin…

Vakit Cuma’yı birazcık geçiyor…Bir sürü kravatlı zevatın arasından, simsiyahlıklar içinde sıyrılıyorum, kendi kitaplığıma doğru…Hoş beş faslını geçtikten sonra, başlayan muhabbetin koyu tonunu bulmamız yirmi dakikamız alıyor…Bir hayal. Bir düş gibi geçiyor. Fransız topraklarından, Sakarya’ya oradan da Ulus’a uzanan bir yolculuk sonundan söz ediyorum. Bir film setindeyim, başroldeyim, iyi de para vermişler hani. Tanıyor herkes beni bir yerden öyle sanıyorum… Mutluyum, huzurluyum, doğruyum, çalışkanım diyorum kendime…Ne mutlu bana. Her şey ne de güzel payitahtta.

Aniden bir ses. Bir irkilme…Tanıdık yıllar öncesinden. “Her gördüğünü adam sanma, deliyi de deli” diyor….Yolun kenarında. Yolun kenarında, ama hayatın ortasında. Yolun kenarında ama gönlü yol olmuş. Yolun kenarından sesleniyor, üstüne alanlara: “Burası gerçek değil!, çok kapılmayın, yorulmayın”…

Berduş bir tipi var adamın, kısa kol gömlek giyilmeye başlanmış kentte. Adam üşüyor. Adam üşüyor, havası sıcak memleketin kendisi soğuk diye. Adam; adam olduğu için üşüyor, zira ısıtmıyor bu dünya onu…

Sonra…Bu genel hitap biçim bir anda şahsileşiyor zatımda. “Sen” diyor, “beyaz adam! Gel buraya”. Ürkek, milyonlarca soru işaretli, ben yanaştıkça uzaklaşan ya da hiç hareket etmeyen birkaç adımlık mesafeyi arşınlıyorum. “Emret” diyorum. “Komutan mıyım ben lan” diyor. Ve ekliyor “takma kafana diyor, sen doğru bildiğini yaşa. Kimse işine karışmasın, kimsenin işine karışma. Doğru yürü, sağa solu sapma”… Sonra bir beyit okuyor. Hemşerimden bir beyit. Sıcağın ilk günlerinde, onu buz kesen, beni yakan bir beyit:

Hünerin var ise bir şehrde bir ârif bul
Yoksa her keryede bir nice behadir bulunur.

“Şimdi git” deyince, posta selam veren postnişin gibi ayrılıyorum, yol kenarından, yolun kenarındaki adamdan, gönlünden yollar geçtiğini düşündüğüm adamdan… Birkaç dakika sonra, bir yazar ağabeyimizin yanına varıyorum. Bana biraz önce kulağımda yankı bulan, dizenin sahibinden, Nabi’den bahsediyor.

Hayatın, rastlantı zincirini çözmekten, vazgeçiyorum artık... Yoğun ama bir o kadar da sanrısal gündeme ara verme zamanı. Hayatın, içindekileri keşfe çıkmak en elzemi artık.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.