ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Göğün ve Denizin Derininde Koyu Mavi Bir Sürgün: Başına Bela Çiçeği Örmüş Olan: Atilla İlhan

Berna Uslu Kaya

13 Ağustos 2013 Salı 11:05
  • A
  • A

 

“ah nerde gençliğimiz

 sahilde savruluşları başıboş dalgaların

 yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller

 elde var hüzün

(...)

 hayat zamanda iz bırakmaz

 bir boşluğa düşersin bir boşluktan

 birikip yeniden sıçramak için

 elde var hüzü“ah nerde gençliğimiz

sahilde savruluşları başıboş dalgaların

yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller

elde var hüzün” 

 

                  Atilla İlhan’ın Türk Edebiyatındaki en önemli yeri, onun şiiri ve dilini boyadığı koyu mavi renkten ileri gelir. Mavi Hareketi’nin başını çeken şair, hayatı boyunca “toplumsal gerçekliğin” izini sürmüştür. Atilla İlhan’ın yol açan sanatkârlardan olmasının en büyük nedeni,  seçtiği renkten çok, şiirde yaptığı hamleden kaynaklanır. Buna göre, Atilla İlhan, I. Yeni Şiiri’nin şiir anlayışına karşı çıkarken, farkında olmadan II. Yeni Şiiri’nin zeminini hazırlamıştır. Mavi Hareketi, birinciden ikinciye geçen şairlerin kendilerini ve ruhlarını tarttıkları en önemli mizan olmuştur. Atilla İlhan, kaynaklarını milli bir damardan beslerken, diğer yandan Batı’nın imge ve hayallerinden de faydalanmıştır. Atilla İlhan’ın Toplumsal gerçeklik doğrultusunda kaleme aldığı “Kendi Kendime Sanat Konuşmaları” başlıklı yazılarda, evrende her şeyin değiştiği düşüncesinden yola çıkarak sanatın toplum, doğa ve insan ilişkileri üzerine kurulduğunu belirtir. Sanatçının bu ilişkiler ağını sunmada anten görevini üstlenmesi gerektiği tezini ileri sürer. Bu anlamda, sanatını toplum, insan ve doğa üçgeninde dokuyan İlhan, buradan aldıklarını edebi bir lisanla yayan ve toplayan olmuştur.

                  Atilla İlhan’ın şiir dilinde ruhsal durumuna göre yükselip inen bir terazi söz konusudur. Bunlardan birinde “toplum” diğeri “ben” vardır. Ortada da ise “milli ruhunun” mizanı durur.   

“Ağır başlı kitaplar senin adına

                   En yiğit besteler seni söyler

                  Dünyada şarkılar misali yaşayansın sen

                   Sen insansın sen insansın iki milyar cansın

                   Sen insansın hey lilişan sen insansın sen insan

                  Sen insansın hey lilişan iki milyar cansın”

                 

Atilla İlhan’ın ilk şiir kitabı “Duvar” da “Lilişan” şiiri, onun dünyanın tuhaflığına dair söylediği içli sesinden kopar. Yangınlar alevinden geçip gelen dostlara ithaf ettiği şiirinde, “sen insansın” tekrarı son derece önemlidir. Zira “insanlığın” tartışma konusu olduğu, siyasi ve sosyal hayattaki çözülmeler, devrine ve zamanına olan kuşku insanlığın sorgusuna kadar ulaşmıştır. Henüz lise yıllarında sevdiği kıza yazdığı Nazım Hikmet şiiri yüzünden hapse atılan İlhan, belki de o günlerde hiçbir taraf olmadığı halde, bir yerlere doğru sürüklenmiştir. Nazım Hikmet şiirinin “insan olanı” yaftalamak için büyük bir gerekçe olduğu günlerde etiketlenen İlhan’ın bundan sonra başka bir yönde durma şansı da kalmamıştır. İnsanın sadece “insan” olarak bir şeyi sevme özgürlüğünün, onun sonradan açacağı maviliğe sürükleyeceğini o zamanlarda sezmiş midir İlhan bilmiyoruz, ama ondan sonraki ağır başlı kitaplarını ve sesini kısacası “benini” insana adamıştır.

                  “bir kubbe boşluğunda yankılanır ayak seslerim

                  soluk soluğa kaçan benim

                  belki kovalayan benim”

                 

“Tutuklunun Günlüğü” kitabında yer alan “İçlenme” şiiri Atilla İlhan’ın içinde yankılanan ayak seslerinin müziğidir. Kaçanın da kovalayanın da kendisi olduğu bir dünyada iç “benini” hesaba çeker İlhan ve “Bela Çiçeği” kitabında, “anladım gökyüzü olmak istediğimi / bütün gözlerimle ben çoğala çoğala” mısralarında çoğalan kendine gözyaşına atıfta bulunarak seslenir. Aslında iki kişi olduğunu, ruhunun iki sesi olduğunu “Yasak Sevişmek” şiirinde anlatır. “Elimden Gelen Bu” şiirinde içinden çıkmak isteyen iki sesi dinler.

                  “elimden gelen bu ben iki kişiyim

                  ikisi birbirinden çıkmaya uğraşıyor

                  bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim

                  birisi yeni baştan serüvene başlamış

                  öbürü silahında son mermiyi yakıyor

                  çoğalmak neyse ne azalmak zor” (İlhan 1996: 56)

                 

Atilla İlhan, çaresizce ben böyleyim derken, aslında iki ayrı insanın dünya çelişkisini anlatıyor. Seven, sevilen, vazgeçen, vazgeçemeyen, vazgeçmeye zorlanan tüm  insanların rüyasına uyanıyordur bu şiirde. Silahı doğrultanın tetiğinde titreyen parmağını, silahın ucunda titreyen kalbinden sorumlu tutuyor. Çelişen, çeliştikte daha da derine inen İlhan, yaşadığı serüvenlerinin çıkmazını şöyle anlatıyor: “Birisi seni her an bırakıp gittiğim, Öbürü kan gibi tutulmuş seviyor.”  “Yasak Sevişmek” şiirinde, “adımı değiştirdim başka bir adla yaşıyorum” diyen İlhan, giriştiği savaşların ardından pekçok kezadını değiştirse de, şiir dilinde değişmeyen bir adı vardır onun. “Ayrılık Sevdaya Dahil”dir onun şiirlerinde. Şiirlerinde zıt renkleri çatışmasını yansıtan Atilla İlhan, ayrılıkların dayanılmaz tadını sevdaya dahil eder. Aslında aşka böyle bakmak bizim için yeni değildir. Zira Divan şiirinde de aşkın büyüğü ayrılığın gücü ile sınanır. Aşıklar asla maşukuna kavuşamaz, zira aşk derdiyle hoştur hepsi. Bu nedenle de bu derdin dermanını aramazlar. İlhan, modern formda, aynı paralelde söylüyor mısralarını. Divan şiirinden etkilenen şairin, onun hayal dünyasına yeni bir kılıf giydirdiği pek açık görülür. “Kim Arar Kim Sorar” şiirinde, geçmişin kokusunu içine çekerken kaygılıdır, çünkü maziyi halde yâd eden kimse kalmamıştır.

                  “en tenha rakıların

                  en ıssız kuytularından

                  sırıksıklam tefrikalar çıkaran

                  mahmud yesari bey’i

                  kim arar kim sorar

                  çil çil

                  yıldızlara karışırda ziller

                  kadehler dağılır gümüş karanlığında

                  gelmiş bütün ihtişâmıyla ince saz

                  salkım sögütlerin altına

                  havuzbaşlarında hızlı ve üryan

                  ceylan gözlü cengiler

                  bir başka zamandı bir başka mekan” (İlhan 1997: 39)

                 

Yukarıdaki şiirde bir motif çizen İlhan, Divan şiiri kıyılarını zamanının rüya hali ile dolaşır. O zamanlar bir başka “zaman” o yerler artık bir başka “mekan”dır ve artık onları arayan da yoktur soran da. Atilla İlhan’ın şiir dilindeki “milli” mizan aslında bu görünmez dengeden ileri gelir. Yasak Sevişmek kitabının rast gele bir aşk kitabı olarak değerlendirilmesine gönlü razı olmayan İlhan’ın, şiirlerindeki kabuğun altında “toplumcu gerçekliğin” olduğu her daim dile getirmiştir. “Duvar” kitabının, “ Benim İçin” şiirinde, sıradan hayatındaki en büyük sevincin altını çizer. Ona göre, “barış isteyen insanlar” toplumcu gerçekçi yüzünün umududur. “Benim için” diye başladığı mısralardan “toplum için” ya da “birileri” için beklentilerle ayrılan İlhan, hayalindeki pırıl pırıl meydanların çocuksu sevinci içindedir.

                  “eskiden hanımelleri yağmurlu balkonların

                  uykulara bıraktığı rüyalarla beraber

                  uzak çağrışımlarla o çocuk şarkı söyler

                  pancurların ardında sesi hafifçe kırgın

                  eskiden sofalarda yazın öğle sonları

                  sisli liman resimleri olarak görünürdü

                  çocuktum

                  ıslıklarım ne kadar hürdü

                  içimde özlemlerin boğuk gramafonları”

                 

“Tutkunun Günlüğü” kitabında yeralan “Eskiden” şiirinde, çocukluğunun özlenme nedeninin de altını çizer. Atilla İlhan, o zamanlarda, çocuktur ve hürdür. Islıklarının hür olması, toplumsal tepkinin baskısı altından söylenir. Herhangi bir nedenle meydanlara, sokaklara çıkan insanların, çığlıkları da ıslıkları da artık hür değildir. Duvarlar içindeki insana, ses özgürlüğü hayal eden İlhan, çocukken çaldığı nedensiz ıslıkları hatırlar. Tüm bunlar “eskiden”dir. Atilla İlhan, bu noktada ruhundaki toplumcu siyasal şiir dünyasını şu sözlerle anlatır: “Sisler Bulvarı dönemi şiirlerinden başlayarak, bende toplumcu siyasal serüveni ve bu serüvene bulaşmış kişileri bir gerilim filmi atmosferi içinde vermek, yaşantılarını çağdaş bir bunalım yaşantısının örnekleri olarak sergilemek eyilimi görülmüştür.”

Sonuç olarak, Atilla İlhan’ın Garip Hareketi’ne karşı çıktığını ve bu karşı çıkışla aslında İkinci Yeni Şiiri’ne de zemin hazırladığı bir gerçektir. Her ne kadar, kendisini asla İkinci Yeni şairi olarak kabul etmese de, Birinci Yeni şiirine getirdiği itirazlarla, bu oluşuma katkısı olmuştur. Mavi dergisindeki yazılarından yola çıkarak bir Mavi Akımı oluşturmayı istemiş, ancak bunda rağbet görmemiştir. Kendisini “toplumcu gerçekçi” olarak tanıtan Atilla İlhan, aslında “ben lirizmi”nin en başarılı örneklerini vermiştir. Onun şiirlerine “benden bize” giden bir yol vardır. Ayrıca şiirlerinin milli kaynağı, onun şiirlerini “insan” doğası ile beslemiştir. Kendine has bir dil geliştiren Atilla, “büyük harfi” kullanmamıştır. Ayrıca şiirlerinde yabancı dilde sözcük de vardır, buna rağmen divan edebiyatı ve mazinin ihtişamlı günlerinden derin bir ilham alan Atilla İlhan, edebi dil kaynağı bakımından da divan şiirinden etkilenmiştir.

Tüm bu ifadelerden hareketle şunları söylemek mümkün: Toplumcu bir gerçekçilik dudağının ucunda yuva yapmışsa, evvela kendine dokun insan. Kendini görmeden, âleme bakmak ne beyhude bir iştir. Dilindeki türkülerin “isyan” nakaratını yazanlar evvela özünden, kaynağından içti suyu… Özden, hakiki bir toplumsal gerçekçilikten ilham alan tüm dostlara üstadın diliyle itafen: “Sen insansın…” Evvel ve ahir önce “insan” olan ve “iki milyar canı” kuşatanlar… Ötesi ve gerisi vesaire!

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.