ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL11°C
Yağışlı

YAZARLAR

03 Ekim 2013 Perşembe 17:53
  • A
  • A

 

 

                  Milletimin kaderinde “bekleme” nişanı  var. Bu şanlı tarih, ardı sıra yanan ömürler ne kadar çok şey beklemiş meğer.  Orta Asya bozkırlarında otururken, “Hadi kalkın!” diyecek sesi  beklemiş; tıpkı şimdi beklediği gibi. Yüzyıllar var ki... Yüce Osmanlı saltanatından kendi fakiranesine girecek bir tutam “aydınlığı” beklemiş. Bu nedenledir ki, ne Rönesans görünmüş gözüne ne de Reform! Ne Coğrafi Keşfe gerek görülmüş ne Sanayi Inkılabına... Beklemişiz... Ta ki “savaş” denilene kadar!

                  Ülkemin dört bir yanı “Bekleme Salonuna” dönüşürken, bekleyecek bir şeyler icad etme konusunda millet olarak başı çekiyoruz sanırım.

                  Zira, bekleriz işte! Öyle... öylece!

                  Geceyse, gündüzü; gündüzse geceyi bekler kaderimiz.

                  Kışsa, baharı; baharsa kışı...

                  Bizi kurtaracak bir kahramanı...

                  Yazı masasında ilhamı...

                  Çocuğun büyümesini...

                  Maçı, diziyi, diplomayı...

                  Otobüsü, uçağı, treni...

                  Bekleriz işte! Öyle... Öylece. Bazen neyi beklediğimizi de unutarak, ufkun son çizgisine bakıp kendimize bir dert payesi çıkararak bekleriz. Bir de beklerken ağladığımız olur... En çok da geçen zamana üzülürüz o anlarda. Hatta ağlarız kimi zaman sesli. “Geçti ömrün baharı” deriz hep bir ağızdan. Ağrı Dağı’nın zirvesine bakarak, yüzünün çizgilerini sayan nineyle; İzmir’de Ege’nin ufkuna bakan dedenin ak sakallarının hicranı, aynı ortak kaderimizin parçası, özetidir aslında.

                  Geçen zamanın geçmişinde kalırken, akrebin zehrini yel-kovan mı aralayacak bu milletin üzerinden. Beklemekten yorulan, yorulduğu için bekleyen ruhumuza zamanın bekçiliğini yaptıran aklımız, “zaman geçiyor” türküsünü söylemekten ne vakit bıkacak. Ne zaman “yalnızlığını” beklemekten vazgeçecek kalbimiz ve ne gün beklemekten bıkacak kaderimiz.

                  Bu yaz doğumgünümde hayatımızdan yeri dolmayacak bir yıldız kaydı. Sevil Teyze’mi de beklerken kaybetmiştik işte. Onun taze mezarı başında ağlarken, ciğerim yanarken, ellerimi toprağa sürerken anladım gerçek beklemeyi. Orada... öylece... Bir daha hiç gelmeyecek olanı bekliyordum. Ardından içimi tarifsiz bir umut kuşattı. Zira beklemenin bittiği yerde tüm beklentiler bitiyordu. Beklenti bittiğinde ise beklemek...

                  Oysa... Hiçbir şey “o anı” yaşamaktan daha kıymetli değil. Beklerken, bekleyecek nedenler bulurken, hiç gelmeyecek beklenen olmamak dileğiyle. An şuan... Gerisi teferruat işte!

 

                 

                 

                   

YORUM YAZ
TOPLAM 3 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - Ali Mustafa:10 Ekim 2013, Perşembe 01:55

    Bu güzel yazın için teşekkür ederiz. Kaleminin güçlü olması dileklerimizle.

  • - Halil ALİOĞLU:04 Ekim 2013, Cuma 18:20

    Kızım,tebrik ederim,yazını çok beğendim,başarılarının devamını diliyor,gözlerinden öpüyorum,Selamlar...

  • - betul:03 Ekim 2013, Perşembe 19:57

    Cok guzeldi.yuregine kalemine saglik