ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Parçalı Bulutlu

YAZARLAR

Sosyal Güvenlik - Haklarda Eşitlik

Av. Zeki Onat

27 Aralık 2012 Perşembe 21:26
  • A
  • A

Sosyal devlet, toplumda yaşayan her kesimi hiçbir ayrım gözetmeksizin hayatın çeşitli sosyal risklerine karşı ekonomik güvence altına alarak yarın endişesinden kurtarmaya, toplumda yoksul ve muhtaç insanlara yardım ederek onlara insan onuruna yaraşır en az yaşam düzeyi sağlama[1] görevini Sosyal Güvenlik Kanunları ve bunu uygulayan Sosyal Güvenlik Kurumu aracılığıyla gerçekleştirir. Ülkemizde sosyal devlet ilkesini ön plana çıkarma gayreti özellikle mevcut iktidar döneminde hız kazanmış; devletin sosyal yardımlar konusunda ayrıntılı hükümlerle daha somut adımlar atılmıştır. Denilebilir ki Sosyal güvenlik Kurumları gerçek işlevlerini son on yıl içerisinde daha bilinçli ve daha etkin bir şekilde icra etmektedirler. Ancak bu adımların atılmasında sosyal güvenlik açıklarının bütçe içerisinde oluşturduğu kara delik ve bu bütçe açıklarından oluşan durumun sürdürülebilir bir durum olmayışı hükümetleri zorunluluk içinde bırakması inkar edilemez. Başka bir deyimle ‘’el mahkum’’ bir durumda ‘’reform’’(!) olayına girişilmiştir.

Bunun bir reform olduğu siyasi kesimlerce dile getirilse de Hukukçu gözüyle bakıldığında bunun anıldığı gibi bir reform olmadığı gün gibi ortadadır.

01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ‘’sosyal güvenlikte mevzuatını tek çatı altında toplama’’ iddiasıyla yürürlüğe konulmuştur. Bu iddianın çağrıştırdığı ‘’tüm vatandaşların eşit sosyal güvence haklarına sahip olması’’ beklentisi iken; yaratılan algı ile ortaya çıkan sonuca bakıldığında kendince sayılabilecek bir sözde reformun özelliklerini taşımaktadır. Bağ-Kur, SSK ve Emekli Sandığı Genel Müdürlükleri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı ayrı genel müdürlükler iken bunlara ait mevzuatlar da neredeyse aynen korunarak Sosyal Güvenlik Başkanlığı’nın adeta birer daire başkanlıklarına dönüştürülmüştür.

5458 sayılı yasanın 16. Maddesinde çakışan hizmetlerin yani ‘’5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile 506, 1479, 2925 ve 2926 sayılı kanunlardan birine tâbi sigortalı iken, aynı sürede bir diğer sosyal güvenlik kurumuna, adına prim ödendiği anlaşılan sigortalılardan yersiz tahsil edilen prim asılları, sigortalı ya da hak sahiplerinin talebi, T. C. Emekli Sandığı bakımından ayrıca kurumların da talebi halinde işsizlik sigortası primi hariç olmak üzere hizmetlerin çakıştığı sürede prim borcu aslına mahsup edilmek üzere en geç 6 ay içinde tâbi olması gereken sosyal güvenlik kurumuna devredilir. Çakışan hizmet süresine ilişkin devredilen miktarın prim borcu aslını karşılamaması halinde, bakiye prim borcu ilgili kanun hükümlerine göre sigortalıdan veya 5434 sayılı Kanuna tâbi kurumdan tahsil edilir. Sosyal sigorta kanunlarındaki sigortalılığın tespiti ile hizmetlerin birleştirilmesine ait hükümler saklıdır.’’ Hükmüyle vatandaşın kendisini eski adıyla SSK lı yeni adıyla 4-a sigortalısı olarak değerlendirirken vergi kaydı nedeniyle zorunlu olarak Bağ- Kur sigortalısı olduğunu bilmeden 4-a sigortalılığı için kesilen primler önce devredileceğine dair bir düzenlemeye kavuştu.

Ancak ‘’Bu nitelikte olup bu Kanunun yürürlük tarihine kadar çakışan hizmet süreleri sosyal güvenlik kurumlarınca iptal edilmemiş olan sigortalılar da bu hükümden yararlandırılır.’’ Hükmü ile kurumların işgüzar memurlarınca iptal edilmiş bir hizmet var ise bundan yararlanılamayacağı hükmü ile yapılmak istenilen doğru bir uygulama sulandırılmış oldu.

Son olarak 5510 sayılı yasanın 53. Maddesi ile getirilen düzenleme de ‘’Sigortalının, bu madde hükmüne göre sigortalı sayılması gereken sigortalılık halinden başka bir sigortalılık hali için prim ödemiş olması durumunda ödenen primler 1.fıkraya göre esas alınan sigortalılık hali için ödenmiş ve esas alınan sigortalılık halinde geçmiş kabul edilir.’’ Denilerek sorun basit ve net olarak çözüme kavuşturulmuştur. Bu durum pozitif bir gelişme olarak ortaya koyduğumuz bir uygulamadır. Sosyal devletin vatandaşına eşit sosyal güvenceler sunmasına dair bir örnektir.

Ancak bu çözüm getirilinceye kadar adliyelerde ne kadar dava açıldığı bu davaların Sosyal Güvenlik Kurumlarına maliyetinin ne kadar olduğu konusunda kurumsal bir çalışma yapıldığını bu güne kadar duydunuz mu?  Adliyelerde davaların birikmesinden bahsedilirken devletin vatandaşının hayatını kolaylaştırıcı sorun çıkarmayan ve uygulamak için hayata geçirdiği kurallar ile vatandaşı karşısına almadığı düzenlemelerden bahsedilmemektedir.

Bundan daha önemlisi devletin tüm vatandaşlarına eşit sosyal haklar tanımasıdır.



[1] TUNCAY Can, EKMEKÇİ Ömer; Sosyal güvenlik Hukuku’nun Esasları; Legal Yayıncılık, İstanbul 2008; s. 5 

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.