ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL15°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Akıl ve kalp bir olunca...

Av. Zeki Onat

07 Mart 2013 Perşembe 07:36
  • A
  • A

‘’Yarınlarda bir olmak, iri olmak, diri olmak için dikkat edilmesi gerekenler belli. Söz ve mal çoğalırken sevgi ve güvenin azalmasına müsaade etmemeliyiz. Açıkta kalan her yaranın birilerince kaşınacağını bilmenin idrakiyle sorunlarımızı ve müşterek değerlerimizi (birbirimizi işbirlikçi, hain, yandaş, faşist, kâfir ilan etmeden) kendi içimizde konuşmakla işe başlayabiliriz.’’

Kaleminin güzelliğine istinaden alıntı yaptığımız Ahmet Turgut’un bu sözlerinin günlük yaşamda davranışlara yansımasını gördüğümüz zaman ümitlenebileceğimizi ancak bundan çok uzak bir iklim içinde olduğumuzu hatırlattı.

‘’Hukuk Herkese Lazım Cemaate de’’ başlıklı yazımıza yorum yapan bir okuyucunun ‘’cemaat’’ kavramı ile neyi anlatmak istediğimizi sorarken kullandığı ‘’mason vs’’ ibarelerini kullanmış olması duyduğu sıkıntıyı dile getirmeye çalışmaktan öte ‘’onlar bu ülkenin insanları ve bu ülkenin iyiliği için çalışıyorlar’’ iyiniyetli değerlendirmesini ortaya koyarken bir yandan da eleştiriliyor olmalarına duyduğu öfkeyi ifade etmektedir.

Hakkaniyet çizgisi içerisinde ‘’yapılanlar’’ın kabul edilebilir bir tarafı olmadığını ortaya koyuyor ve kimseye hukuk çizgisinin dışında bir söz söylemiyorken dahi okuyucumuzun tepkisi söz konusu iken ‘’hukuk dışı tasarruflarda bulunan güruhun’’ nasıl tepkiler vereceğini varın siz düşünün. Bu akıl tutulmasının gittikçe artan ayak sesi değildir de nedir. Yoksa ‘’akıl’’ denilen olgu, genetiğinde aleme nizam vermeye çalışan insanların(!), temel vasıfları değil midir? Tarihi köklerine baktığımızda bu toprakların insanının ‘’akıl’’ ve ‘’kalp’’ ile insanı insan yapan temel iki öğeyi bir potada çok iyi birleştirdiğini göstermektedir. Nitekim bu birleştirme sonucunda zamanın ötesine taşınabilen ileri düzeyde eserler meydana getirmişlerdir. Bu eserlerin ortaya koyduğu cazibenin sonucu olarak üç kıtada birden yaşanabilir bir dünya inşa etmişlerdir.

Toplumun çalışan kesimini ilgilendiren iş hukukuna ait düzenlemeleri ve neredeyse tüm yurttaşları ilgilendiren, önemi her geçen gün artan sosyal güvenlik kurallarının ele alınışı ve uygulamasıyla ilgili ‘’sosyal taraf’’ olarak addedilen ilgili birimlerle tartışılması ve olgunlaştırılarak hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Oysa 01.01.2013 tarihi itibariyle ağır ve tehlikeli işlerden sayılan işler için 50 kişiden fazla çalışanı bulunan işyerlerinde uygulamaya başlanılan ‘’İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği’’ yasasının hazırlanışından tutunda uygulanmasıyla ilgili kamu kesiminde kimler bu yasayı hazırlamıştır. Ve hangi ‘’sosyal taraflar’’la(!) konu tartışılarak hazırlanmıştır. Konunun uzmanlarından bir akademisyene sorduğum bu soruya aldığım cevap hayli ilginçtir. ‘’işçi sağlığı ve iş güvenliği yasasının tartışılması işçi sendikası ile işveren sendikaları arasında kamu yetkililerinin başkanlığında pazarlık şeklinde gerçekleşti’’ğini belirtmiştir. Oysa bu ülkenin yetişmiş insanlarının bilgi birikimi Avrupa Birliği’nin kendi tarihsel süreci içerisinde geliştirdiği kuralları ‘’kes-kopyala-yapıştır’’ anlayışıyla yapmanın ötesine taşıyacak bir durumdadır. Bunun için iktidarı elinde bulunduranların daha önceki iktidar sahiplerinin yaptığı gibi bizden olanlar ve olmayanlar ayrımından vazgeçip ‘’Yarınlarda bir olmak, iri olmak, diri olmak için’’ planlı ve kapsamlı bir çalışmayı başlatması gerekmektedir. Belki bu sayede farklı düşüncelerin birbiriyle konuşabilmesinin önü açılabilecektir.

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.