ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Kazanma Sanatı

Ali Buhara Mete

15 Aralık 2011 Perşembe 21:04
  • A
  • A
Brad Pitt’in başrolde oynadığı ‘Kazanma Sanatı’ (Moneyball) bu hafta seyirciyle buluştu. Film, düşük bütçeli Oakland beysbol takımının dev rakipleriyle şampiyonluk mücadelesi vermesinde baş aktör olan genel müdür Billy Beane’in biyografisini dramatik bir dille sinemaseverlere sunuyor. Yaşanmış gerçek bir hikâyeden uyarlanan Kazanma Sanatı, idealist bir adamın Yale’den mezun olan ekonomist bir genç olan Peter Brand’i yanına asistan olarak alarak, yüz milyon dolarlık takımlara karşı mütevazı bir gelirle nasıl mücadele ettiğini anlatıyor. Asistanı Peter Brand sayesinde müthiş bir istatistikî tablo elde eden Billy Beane, takımını etrafındaki tecrübeli koçların tavsiyeleri yerine, istatistik biliminin verdiği rakamlara göre ikinci ligden topladığı oyuncularla kuruyor. Kırk dört yaşına gelen Billy Beane’in içinde bulunduğu şartlara göre oldukça başarılı bir menajer olsa da bu idealist adam sahip olduğuyla yetinmeyecektir çünkü en büyük rakibi yine kendisidir. Yeni sezonda bütün plan ve kurgusunu rakamlara göre yapan Billy Beane çok büyük bir risk almıştır. Kariyeri ve bütün hayatı artık uçurumun kenarındadır... Çünkü bu oyunda böylesi bir başarısızlık daha önceki yaptığı bütün doğrularını silmeye, unutturmaya yetecektir.

Gerçeğe sadık kalmış
Filmin genel olarak durgun olduğunu söyleyebiliriz. İki saatlik süre içerisinde kreşendo sorunları, yani ritim düşüklüğü göze çarpsa da Brad Pitt’in dinamik ve enerjik oyunu Kazanma Sanatı’nı daha izlenilebilir bir kıvama getirdiği su götürmez bir gerçek. Bu hafta ki seçeneklere bakılırsa, drama izlemek isteyenler için Kazanma Sanatı ideal bir film... Yüksek beklentileri karşılayacak bir yapım olmasa da ortalamanın biraz üzerinde bir seyir sunuyor. Beysboldan anlamayan birisinin de görebileceği bir film ancak beysboldan anlayan bir insan için çok daha heyecan verici olduğu kesin. Nitekim elli milyon dolara çekilen yapım gişede ‘yetmiş sekiz milyon dolar’ hâsılat yaptı. Dolayısıyla, Kazanma Sanatı Hollywood standartlarına göre bütçesiyle çok iddialı bir yapım olmasa da konusuyla ve oyuncularıyla Amerika’da bir ‘gişe filmi’ olarak addedilebilir ancak geri kalan ülkeler için bu tanım gerçekçi olmayacaktır. Filmin durağanlığındaki baş etkenlerden birisi de filmin gerçeklere sadık kalmasından ileri geliyor. Tam da bu noktada bir beysbol sever için bu gerçekçilik heyecan vericiyken bu spora uzak olan birisi için biraz sıkıcı bulunabilir. Fakat yine de bu filmi izlemek için beysboldan anlamak gerekmiyor, biyografi ya da bir drama olarak da keyifle izleyebiliriz.

Farklı bir biyografi
İki saat süren filmin önemli özelliklerinden biri de spor filmlerindeki alışılmış klişelerden uzak durarak hikâyeyi tipik bir ‘başarı hikâyesi’ formatında anlatmıyor olması. Tipik gazlama sahneleriyle nutuklar çekerek zafere giden birçok spor filmi izlediğimizi varsayarsak, bu tür sahneleri bu yapımda görmüyoruz. Kazanma Sanatı, geçen sene Oscar alan Dövüşçü (Fighter) filmiyle metaforik olarak benzerlik taşısa da temelde ayrılıyor. Dövüşçü filmindeki boks, daha çok ‘eğretileme’ olarak kalıp; aile yaşantısına odaklanırken, Kazanma Sanatı’nda başkarakterin ailevi yaşantısına nadiren değiyor ve daha çok beysboldaki amacı ve motivasyonu üzerine odaklanıyoruz.

Kazanma Sanatı, başarının istatistikle mi yoksa tecrübeyle mi kazanılacağını sorguluyor. Pratik mi tecrübe mi sorusuna filmin sonunda sürpriz bir cevap alıyoruz.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.