ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL15°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Sözlü Kültürün Ruhumuzda Bıraktığı İzler

Ahmet Turgut

06 Eylül 2010 Pazartesi 22:59
  • A
  • A
Yazı ilk olarak Sümerlerce kullanıldı. Ancak insanlığın yazılı kültür dairesine ulaşması için matbaanın icadı beklendi. “Hatta biz Türkler sözlü kültür dairesinden çıkmamak için hala direniyoruz” desek yanlış olmaz.

Evet, göçebe kültürü kadar eski bir sözlü kültür kuşağımız var. Onu yazılı kültür ile değiştirip dönüştürmek konusunda pek bir isteksiziz. Bu yüzden kitap okumak yerine televizyon seyretmeyi tercih ediyoruz. İnterneti bilgi edinmek için değil; dünyanın en coşkulu paylaşım karnavalına çevirmek için kullanıyoruz. Zaten kimi sosyologlar bu görüntülü-sesli medya çağını aslında “ikincil sözlü kültür çağı” olarak görür.

Sözlü veya yazılı kültürün baskınlığı elbette toplumu ve bireyleri şekillendirici. Her ikisinin de avantajları ve dezavantajları var. Binlerce yıllık sözlü kültür birikimimizin günümüzü nasıl etkilediğini şu başlıklar altında toplayabiliriz:

• Söz, yazı gibi kalıcı olmadığı için –kafiyeli ve manidar- deyişlerle kalıcılık sağlar. Bu yüzden dünyanın en zengin atasözleri ve argo sözlükleri bize aittir.

• Sözlü kültür insanları nesillerce hatırlanabilmek için farklı, erdemli, dominant eylemler içinde olmak zorundadır. Haliyle kahramanlıklar yapmak ve bunu dillendirmek çok sevilir. Raconlar dilden dile aktarılır. Lakin Anadolu’nun Türkleşmesi örneğindeki gibi asıl kahramanlıklar hakkında eserler yazılmaz, efsaneler tekrarlanır. Tarihi yapan farklı, yazan farklı olur. Sonuçta Selçukluları; Bizans-Arap ve İran kaynaklarından okumak zorunda kalırsınız.

• Sözlü kültürde her hangi bir işte yetkinleşmek için usta-çırak ilişkisi şarttır. Ancak bu yetkinlik yazılı bir kültürle desteklenmedikçe “inceleme-çözümleme” yapmaya yeterli olmaz. Haliyle insanlığı güneş gibi aydınlatan nice sufinin yetiştiği Anadolu; bir türlü filozof veya kuramcı yetiştiremez.

• Sözlü kültür “ayaklı kütüphane” denilebilecek allameler yaratmıştır ama yazılı kültürdeki gibi “mütehassıs ilim adamı” çıkartmakta zorlanmıştır.
• Sözlü kültür, bölgeye dayalı lehçe oluşmasını tetiklemiş, ancak yazılı kültürdeki gibi sınıflara ve eğitime dayalı jargon oluşumuna izin vermemiştir.

• Farsça, Arapça, Rumca gibi edebiyat dilleri karşısında Türkçenin yitip gitmemesi sözlü kültürümüzün direncidir.

• Sözlü kültür toplumsallığı ve birlikteliği teşvik ederken, yazılı kültür yalnızlığı ve bireyselleşmeyi tetiklemiştir.

• Yazılı ve sözlü kültürler arasında kalakaldığımız için internetle ilişkimiz Batılı ülkelerinkine nazaran çok renklidir.

• Sözlü kültürümüz yazıyı büyülü ve ulaşılmaz saymıştır. Okumayı büyük adam olmakla bir görmüş, fazla okumanın ruh sağlığını bozacağını sanmıştır. Hatta okumuş insanlara saygı duysa bile onlardan korkmuş ya da işkillenmişizdir. Entelijansıyamıza halen güven duymakta zorlanmasının bir nedeni de bu olsa gerektir.

• Sözlü kültürler şifahidir. Yani en önemli zaman “yaşanan” andır. Haliyle bu kültür planlamayı, hesapçılığı sevmez, doğaçlama ve pratik olanı ister.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.