ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Öz Empati

Ahmet Turgut

12 Temmuz 2011 Salı 09:59
  • A
  • A
Empati bir başkasının duygularını, içinde bulunduğu durumu ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek çabasıdır. Bu tanım internet üzerinden yayın yapan “wikipedi” ansiklopedisine ait…

Bizim kültürümüz yukarıda bahsi geçen empatiye, karşıdakinin hak ve hukukunu koruma yükümlülüğü de katarak “diğerkâmlık” diye bir terim üretmiştir. Üstelik Peygamberimiz; “Kendin için istemediğin bir şeyi başkası için de isteme!” buyurarak herkes için rahatlıkla kıstas olabilecek bir nokta belirlemiştir.

Buraya kadar her şey normal, daha doğrusu olması gerektiği şekilde…

Oysa biz birçok değeri bağlamından kopardığımız gibi empati-diğerkâmlık kriterlerini de zamanla aşındırdık. Bazen ters yüz bile ettik. Öyle ki, artık başkası için arzuladığımızı kendimizden esirger olduk.

Nasıl mı?
Geçen hafta yaşadığımız vahim bir olay var. Medya ve toplum konuyu artık aşinalık üzerinden tarttığından vicdanlar bir türlü ayağa kalkmıyor, kaldırılamıyor.
İsterseniz makarayı biraz geriye sarıp hafızalarımızı tazeleyelim.

19 Ocak 2007 tarihinde İstanbul-Şişli’de güpegündüz bir cinayet işlendi. Katil, maktulu ensesinden hunharca vurarak kaçmaya çalıştı ama sonunda yakalandı. Olayla ilgili akıllarda kalan en açık resim; maktulun kaldırımda boylu boyunca yatışıydı. Vicdan, insaf ve insaniyet sahibi on milyonlarca kişi bu olayı ve faillerini kınadı. Sokaklar “Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Hrant Dink” haykırışlarıyla doldu. Agos Gazetesinin önü mumlar ve çiçeklerle donandı.

Yapılmalı mıydı?
Kesinlikle…


Kamunun ve toplumun mazlumla olan gönül birlikteliği ve vicdani dayanışması bunu gerektiriyordu ve oldu.
Hâlbuki geçen hafta da ekranlarda benzeri bir sahne vardı. Yüksekova’da görevli iki uzman çavuş, sivil giyimli bir halde, cadde ortasında güpegündüz katledildi. Yaşları 27 ve 25 olan Yahya ve Murat kanlar içerisinde kaldırımda yatıyordu. Biri evliydi ve eşi beş aylık hamileydi. Şimdi ikisi de aramızda yoklar.

Yok olan sadece onların tenleri değil, toplumun vicdani tepkisi de kayıp...

Dün vatandaşlık bağıyla birliktelik kurduğumuz –ille de insan olmak paydasıyla- acısını paylaştığımız Dink Ailesiyle birlikte “Hepimiz Ermeniyiz” diyebilmişken, bugün yaşananları görmezden gelebiliyoruz.

Diğerkâmlık bu olmasa gerek!..

Bir kişinin öldürülmesini tüm insanlığın katledilişiyle denk tutan bir Kitap’ın inananları bu denli duyarsız olmamalı.

Sözün son kısmında tahlili Altan Tan Beyfendiye bırakmak lazım. Düne kadar yerin dibine batırdığı terör örgütünün bu kanlı eylemi karşısında “Hepimiz Şehidiz, Hepimiz Yahya ve Murat’ız” diyebiliyor mu?

İtiraf etmeliyiz!
O da benzeri sorularla karşılık verecektir.
“Köylerimiz yakılırken, yüzlerce insan fail-i meçhullere kurban giderken siz neredeydiniz? ‘Hepimiz Batmanlıyız’ yahut ‘Diyarbakırlıyız, Kürdüz’ diyebildiniz mi?” diye soracaktır.

Bir başkası; “Madımak’ta otuz küsur can diri diri yakılırken, ‘Hepimiz Hasret Gültekin’iz, Hepimiz Aleviyiz’ haykırışları duyuldu mu?” diye soracaktır.

Evet!.. ‘Biz’liğimiz sadece kimlikler üzerinden değil, tek tek şahıslar üzerinden de yara almış durumda. ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’cılar acıyı ve zulmü kanıksamış görünüyor.

Hrant Dink ile birlikte bir miktar esen o rüzgâr dindi artık. Görüp gözlerimizi çeviriyor, duyup kulaklarımızı kapatıyoruz. Öyle ki, vicdanımızı harekete geçirebilecek her vesileyi “ama vaktiyle onlar da bizi unuttu!” barikatıyla engelliyoruz. Ve hala birbirimize benziyoruz. Lakin bu benzerlikten hayır doğmuyor.

Çuvaldızları kendimize iğneleri başkalarına batırmanın vakti gelip geçiyor.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.