ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Mesut Özil Sendromu

Ahmet Turgut

11 Ekim 2010 Pazartesi 23:38
  • A
  • A
Geçtiğimiz günlerde Avrupa Futbol Şampiyonası grup elemelerinde Almanya Milli Takımına 3 – 0 yenildik. Topçular iyiydi, kötüydü. Yahut hoca yanlış kadro kurdu, vs. hiçbir gerekçe hak ettiği ölçüde dillendirilemedi. Zira yediğimiz ikinci gol Mesut’tan gelmişti, Mesut Özil’den. Hem stattaki Türk taraftarlar, hem de TV’leri başındaki izleyiciler “yuuhh” çekmişlerdi.

Türk kökenli bir futbolcu milli düzeydeki bir maçta Türkiye’ye gol atabilir miydi?

Birileri hemen Mehmet Aurelio’yu örnek verdi. Yirmili yaşlarına kadar Türkiye’yi hiç görmemiş, anadili Portekizce olan Brezilya doğumlu bir insan Türk Milli Takımı adına mücadele verirken her şey iyiydi de, aynısını bir Türk Almanya için yapınca mı kötü oluyordu? Bir de Elvan var tabii ki. Etiyopya’dan gelen milli gururumuz…

Olayın başka veçheleri de var elbette. Malumdur, futbol yahut herhangi bir branştaki ulusal müsabakalar günümüzde spordan öte bir anlam kazandı. Maradonalı yılları hatırlayın! Dünya Kupası final maçında Arjantin, İngiltere’yi yenmekle sadece şampiyon olmamış aynı zamanda Falkland Adaları yüzünden çıkan savaştaki mağlubiyetin de intikamını almıştı. Benzer bir durum bir ay kadar önce Türkiye – Sırbistan Basketbol maçında da tekrarlandı. Kosovalı Arnavutlar, Türkiye’nin galibiyetini sevinirken hemşerileri olan Sırplar bunu ulusal bir hakaret telakki ettiler ve kavgalarda birçok insan yaralandı.

Dönelim Mesut Özil’e. Ortalama bir Türk’ün zihninde Mesut; Alamancı bir topçu olarak kendi adına tercih yapıp Alman Milli Takımını seçmiş sıradan biri olamıyor, olamaz da. Çünkü yakın tarihini “satılmışlar” ve “hainler” üzerinden kavramaya çalışmak özgüven sorunu çeken yurdum insanı için vazgeçilemez bir şehvet haline geldi. Haliyle gurbetçi Mesut bunun son timsali. Güya; hainlikte sınır tanımayan bu şuursuz Türk, milli takımımıza gol atmakla ihanetinin zirvesine çıkmış durumda.

Ne diyelim? İnşallah Türkiye’deki rövanş maçında Mesut kendi kalesine bir gol atıp ulusal sadakatini ispatlar. Damarlarındaki asil kanın laboratuar dökümünü tüm dünyaya tescillemiş olur.
Tüm bu sözlerden sonra şunu da itiraf etmem gerek: Mesut’un Almanya adına gol atması benim de zoruma gitti.

Lakin asıl zora gitmesi gereken bu değil. Her yıl binlerce yetişmiş elemanımız, kelimenin teknolojik manasıyla “beyin”lerimiz Batı’ya göç ediyor. Kimileri NASA’da, kimileri başka stratejik alanlarda gittikleri ülkelerin menfaati için çalışmakta. Bu menfaatler bir süre sonra Türkiye’ninkiyle çatışsa da sonuç değişmiyor. Bu beyinler onlara hizmet ediyor.

Ve bugüne kadar hiçbir “beyin göçü” Mesut’un “ayak göçü” kadar ses getirmedi. Muhtemelen getirmeyecek de.

Ne demiş eskiler: “Sel vurdu, değirmen yitti. Ahali şakşağının peşinde…”
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.