ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

İnşa Veya İmha

Ahmet Turgut

07 Nisan 2012 Cumartesi 10:20
  • A
  • A
“Her şey zıddıyla kaim!” derler. Vazedilen, olumsuzlama üzerinden tariflemedir. İyinin bilinmesi için kötü, güzelin takdir edilmesi için çirkin, doğrunun seçilmesi için yanlışa ihtiyaç duyulduğu anlatılır. Çoğunlukla da pratik karşılığı olan verimli bir yöntemdir. Ta ki, yerli yerince kullanılmayıncaya dek…

Özellikle de toplumsal sahalarda dikkat edilmesi gerek. Zira kimileri için kadın olmak, erkekle mücadelenin adıdır. Kürt olmak, Türk olmamanın karşılığıdır. Sünnilik, Aleviliğin zıddıdır, vs…

Teşhisler hem sağdan sola, hem soldan sağa kendini gerçekleyebiliyor. Artık sadece zalim veya güçlü olan değil mağdur ve zayıf olan da kendisini –veya düşüncelerini- sürekli olarak ‘öteki’ ile tarif etmenin ve tavrını ‘öteki’ üzerinden kurmanın hesabında…

“Onlar söylüyorsa yanlıştır!” yargısı en yaygın referans olma yolunda. Üstelik “Onlar” ve “Biz” kriterleri de hepten şaşmaya başladı.

Misal: Orta öğretimde Kur’an-ı Kerîm derslerinin başlayacağı konuşulurken bir milletvekili çıkıp “Öyleyse Alevilik dersi de olsun!” diyebiliyor. Nasıl bir muhakemenin böylesi bir sonuca ulaşabildiği başlı başına merak konusudur. Aynı kulvarda olmayan ‘şey’ler arasında güya mütekabiliyet aramak ya cehaletin, ya da başka hesapların sonucu olmalı…  

Alevilerin bilmediğimiz bir kutsal kitapları mı var? Asla!..

Sünniler, Aleviler ve Şiiler –mezheplerin kurumlaştığı- bin yıldır aynı Kitaba iman etmekteler. Ve özde aynı Kelime etrafında buluşuyorlar: “La ilahe ill’Allah, Muhammed’en-Resulullah!..”

Üstelik sadece iyi-güzel-doğru olan da değil kötü-çirkin-yanlış olanlarda da müşterekliğimiz var. Zaaflarımız ve defolurumuz da aynı.

Nasıl mı?

Her üç gelenekteki insanlar da diğerlerini tanımıyor, tanımak noktasında empati geliştir(e)miyor. Dolayısıyla müfteri olmak ortak paydasında buluşuyoruz. Birbirimizle ilgili yığınla iftiraya ve efsaneye sahibiz.

Hangi mezhepten olursak olalım, akl-ı selim sahipleri farkındalar ki; geleceği birlikte inşa etmek zorundayız.

Her üç gelenekteki insanlar da Ehl-i Beyt'in rol model olduğunu ifade etmekteler. 
Ama Ehl-i Beyt'i sadece 'Öteki Müslümanlar' ile iddialaşırken hatırlıyoruz. Gömleği arkadan yırtıp dile düşen Züleyha'nın Mısırlı diğer kadınlara Hz.Yusuf'u göstermesindeki gibi yalnızca ispat ile meşgulüz. Eğer hayranlığımıza delil bulma derdimiz, O Seçkin Güzelliğin aynası olma şuuruna çıkabilseydi Ehl-i Beyt'i düşünürken, hatırlarken başkaları yerine öncelikle nefislerimizle kavga ederdik. Zira O Seçkin Güzellerin Âlemlere Rahmet olan Ceddi buyurmuştu: "En büyük mücadele kişinin nefsine karşı olandır."

Üç mezhebin bağlıları da kendi içlerinde bile öfkede buluşup umutta ayrılmaktalar. Üç ekolünde kendi içlerinde üzerinde uzlaşabildiği temsil makamı yok. Hiçbir dernek ve/veya vakıf, kişi Alevileri, Şiileri yahut Sünnileri tek başına temsil edemiyor.  

En hazin olan ortak özelliğimiz yukarıdaki tespitleri aynen kabullenip yine de kendimizle yüzleşmekten kaçınıyor oluşumuz.

Evet! Her şey zıddıyla kaim. Bu söz ‘şey’in kendisine biçtiği değer ve istikamet ile iç içe…

Bizlere İblisçe ego pompalayan ve üstünlük zanları sunan nefislerimiz, sevdagâh olan kalplerimiz ile savaşmakta. Mazlumlar katledilirken bile uyuyan vicdanlarımız, merhametimizi gölgelemekte. Başka kaygıların esiri olan aklımız, temiz ve arı düşünüşü bloke edip basiretimizi bağlamakta.

Zıtların mücadelesini olması gereken mecralarda aramadıkça, paravan mütekabiliyetler üzerinden kendimizi ve geleceğimizi ipotek altına alıyoruz.

Son söz yine niyazımızdır!

İçimizdeki ‘öteki’den, ‘asli olan cevher’e yolculuk için yine Sana muhtacız ey Rabbim! Sevip de metheylediğin Güzeller hürmetine bizlere sevgi ve güzellikler lütfeyle!..

 

 
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.