ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL15°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

İki Güzellik

Ahmet Turgut

25 Ocak 2012 Çarşamba 18:00
  • A
  • A
Arap gramerinin özelliğidir. Bu dilde tekil-çoğul yanında bir de ikil durum vardır; “Hasaneyn” kelimesinde olduğu gibi…

Hz.Hasan (R.A.) ve Hz.Hüseyin (R.A.) bir arada zikredilecekleri zaman “Hasaneyn” deriz. Yani “İki Güzellik!..”

Tarih kitapları söyler. Her ikisinin de isimlerini bizzat Habibullah (S.A.V.) koymuştur. Ve her iki isim de “H-S-N” kökünden, güzellikten gelir. “Hüseyin” kelimesinde pekiştirilmiş bir durum vardır. Haliyle Türkçeye “Güzelcik” şeklinde tercüme edebilme imkânına sahibiz. “Hasan” kelimesinde ise daha güçlü bir anlam var. Ona “Tam Güzellik” dersek, sanırım yanlış yapmış olmayız.

Tevbe Suresi 52.Ayette “İki Güzellikten başkasını mı bekliyorsunuz?.. ” şeklinde gelişen bir ikaz vardır. Tefsirler buradaki iki güzellik için “şahadet veya gazilik”, “iman veya amel” gibi yorumlar yapar. Bunların hepsini saklı tutmak kaydıyla pekâlâ ayeti Hasaneyn Efendilerimiz üzerinden de yorumlayabiliriz. Cenab-ı Allah bu İki Güzelliği bir arada zikretmiştir. Açıktır ki, Resulullah da onları birlikte zikretmekte: “Bu oğullarım cennet gençlerinin seyyidleridir… O ikisi inci ve mercan gibidirler.”

Hz.Peygamberin torun veya çocuk sevgisi bahislerinde anlatılan bir olay vardır. Hasaneyn Efendilerimiz henüz 4-5 yaşlarındalar iken bir gün aralarında güreş tutarlar. Habibullah; “Haydi Hasanım!” diyerek bu oyuna müdahil olur. Hz.Fatımatü’z-Zehra gönül koyarak; “Babacım! Yaşı küçük olduğu için sizin Hüseyin’e destek çıkmanız gerekmez miydi?” der. Resulullah cevaben buyururlar; “Görmüyor musun kızım? Cebrail de Hüseyin’e arka çıkıyor.”

Şemail kitaplarının ortak tespiti ve rivayetlerindendir. Hz.Muhammed Mustafa’ya (S.A.V) en çok benzeyenler Hasaneyn Efendilerimizdi. Hz.Hasan, Habibullah’ın sadrından üstü; Hz.Hüseyin ise altıydı.

Bu örnekler ve ifadeler elbette ki, artırılabilir. İlk etapta algılanan kardeşlerin bir arada zikredilişidir. Oysa tarihi pratiklerimiz ve mevcut durumumuzda bizler ‘İki Güzelliği’ birbirlerinden ayırmış durumdayız. Ve sanki birini diğerine tercih konumundayız.

Evet!.. Her ikisi de -alçakça ve hunharca- şehit edilen bu Güzellerden maaleseftir ki, sadece Hz.Hüseyin Efendimiz hatırlanmaktadır. (Ki bu konuda bile eksiğimiz fazla) Onun için binlerce türkü yakılmış ama Hz.Hasan Efendimiz için bu yapılamamıştır. Hz.Hüseyin için her yıl yüzlerce anma, yâd etme etkinlikleri düzenlenmekteyken Hz.Hasan hakkında bir tane bile sempozyum düzenlenememekte...

Ortalama her Müslüman Hz.Hüseyin’in şahadet tarihi olarak 10 Muharrem’i ezberden bilmekteyken, Hz.Hasan’ın şahadeti hafızalarda yer bulamamakta. Oysa tüm İkili anlatımlarda Habibullah ile yan yana olan, sadrı ve siması Dedesine en çok benzeyen Hz.Hasan’dır.

Peki, ‘İki Güzel’den birini unutmak ümmetin mi ayıbı? Yoksa bu durum bizzat Güzelliğin kaderinde mi var?

Resulullah; Hz.Yusuf (A.S.) için “Ona güzelliğin yarısı verildi” buyurmuştu. Yusuf Sûresinin ilk ayetlerinde az sonra anlatılacaklar için Allah “Ahsen’ul-Kasas” yani “Kıssaların En Güzeli” buyurmakta. Çoğumuza malum olan bu kıssada kervancılar Yusuf A.S. görüp az bir bahaya satmışlardır. Ama Onu alan Züleyha, üç para bahasındaki köle için tüm dünyasından geçmiştir.

İrfani dilde bu durum “bakmak-gör(eme)mek” ile izah edilir. Kervancıların gönlü alıp satmakla tatmin olduğundan akılları aşağı sarkıttıkları kovanın ipi kadardı. Ve baktıkları Güzelliği göremeyip onu üç paraya köle diye sattılar. Oysa Züleyha Güzele bakınca Onu görenlerdendi. Ama Züleyha’nın da gömleği arkadan yırttığına şahit olduk. Yıllar sonra Yusuf A.S. Mısır yöneticilerinden olduğunda karşısına kardeşleri çıkmıştı. Kıtlık sebebiyle akılları ihtiyaçlarında olan kardeşler de Güzelliğin Yusufuna baktılar ama Onu göremediler.

Tıpkı ismi “TAM GÜZELLİK” manasına gelen Hz.Hasan Efendimizi ümmetçe göremediğimiz gibi…

Bizler de gömlekler yırttık ve yırtmaktayız. Bu ümmete de ‘Gömlek’ yollandı. Ama Yusuf Kıssasındaki ulak misali taşıdığımız gömleğin kokusunu alamadık. Bunu hisseden seçkinlerin ise gözleri açıldı.

Öyleyse peşinen kabullenmek durumundayız! Ahsen’ul-Kasas’ta sadece eskilerin durumu anlatılmıyor. Bizler ile Muhammedî Yusufların durumu da ‘En Güzel Kıssa’da tek tek özetlenmiş durumda…

İsterseniz kendi halimizi tartmaya tarihe yeniden göz atarak başlayalım. Bizler maziyi savaşlar üzerinden algılama ısrarındayız. Oysa dinin bile adı “Selam” dan, “Barış”tan geliyor. Habibullah’ın Barışları üzerinden erken dönem İslam tarihini okursak ilk göreceğimiz barış, ‘Medine Vesikası’dır. Resulullah hicretten sonra Medine’deki tüm kimlikleri bir araya getirdi. Evs-Hazreç, Kaynuk-Kurayza-Nadir, Arap-Yahudi, az sayıda Hristiyanlar ve Müşrikler de dâhil her kimliği bir arada yaşatmanın barış ilkelerini vaaz etti. Günümüzde buna “Vatandaşlık Hukuku” denilmekte...

Aynı Resulullah üç kere savaştığı Mekkeli Müşrikler ile Hudeybiye’de bir barış antlaşması yaptı. Burada müminlerin yaşadığı bir belde ile gayri-müslimlerin egemenliğindeki beldenin komşuluğu gözetilmişti. Bu kez “Yan Yana Yaşanırlık” vardı.

Hz.Peygamber kendi sağlık günlerinde bir konuda barış adımı atmadı. Neydi o? Müslümanların İç Barış Hukuku… Zira Onun döneminde ‘Öteki Müslüman’ yoktu.

Habibullah’ın barışlar zincirindeki eksik halkayı tamamlayan “Oğul, Babanın Sırrıdır” hadis-i şerifinde muştulanan Oğullardan biriydi.

O; Sulhun İmamı olan Hasan’ul-Mücteba idi; ‘Seçkin Güzellik…’

Hz.Ali’nin şahadetinden sonra 5.Raşid halife olan (ve bu sayede “Benden sonra hilafet 30 yıldır” hadis-i şerifini sadıklayan) Hz.Hasan’dır. Muaviye bin Ebu Süfyan ona karşı da ordu toplamıştı. Rüşvet, vs. sebeplerle komutanları gün be gün Hz.Hasan’ı terk ettiler. Ve Onu yalnız bıraktılar. Bugünkü adıyla “Meşru Yöneticiye Silahlı Darbe” yapılmıştı. Hz.Hasan bizlerin siyasi özgeçmişindeki alışkanlıkların aksine darbe yapılınca şapkasını alıp gitmedi. Darbeciyi hukukun içine çekti. Tarih o gün yazılan maddelerin tümünü “İmam Hasan Muahedesi” olarak anmakta.

Bu muahedeye göre Emir olacak kişi Allah ve Resulü’ne uymak zorunda. Yani Yöneticiler üzerlerinde bir hukuk olduğunu bilecekler. Sistem laik ise bu üst hukuk “Anayasa Mahkemesi” veya kendinize has şartlarınız varsa “Bilgeler Heyeti” ve/veya “Yüce Divan” gibi üst merciler olabilir. Fakat bugün barışa susamış olan Ortadoğu’nun hemen tüm yöneticileri kendi bölgelerinin nihai karar mercii konumunda.

Muahedenin ikinci maddesine göre Emir olacak kişi bir gruba dayanıp diğerine zulmedemez. Yani Suriye’de Nusayri olup Sünnileri, Körfez ülkelerinde Sünni dikta olup Şiileri ezmeye yöneticilerin hakkı bulunmamakta. Veya kendi ülkemizden düşünürsek 90’ların mazlumu olan dindar kesim, bugünkü gücüne binaen Ulusalcı-Laik vatandaşları ezemez.

Diğer bir maddeye göre Emir olacak kişi yerine geçecek halefini seçemeyecektir. Yani siyaseten ebterlik vaazı var. Sınırsız Cumhurbaşkanlığı süreleri ve/veya “Benden sonra yönetici şu şahıstır” gibi yönlendirmeler Hz.Hasan’a göre iç barışı dinamitleyen unsurlar.

Muahedede ondan fazla madde var. Günümüze olan açılımları ise yığınla ve bugünkü Ortadoğu, Sulhun İmamı olan Hz.Hasan’ı aramakta…

Gelelim “İnci-Mercan” meselesine...

Habibullah, Hasaneyn için “Onlar inci-mercandırlar” buyurmuştu. Ama hangisinin inci, hangisinin mercan olduğunu bize açıklamadı. İbn-i Arabi Hazretleri bu konuda şunu söyler: “Hüseyin Efendimiz mercandır. Rengi şahadetinin izharıdır.”

Bu durumda İnci olmak Hz.Hasan’a düşmekte. Malum, inci kabuk ardında gizlidir. Onu sedefinden sıyırmadıkça o nadide güzelliğini göremezsiniz. Barış, sulh, uzlaşma da kırk kapı ardınca gizlidir. Ona açılmak için kapılar aralamanız gerekir. Belki de öncelikle niyetleri temize çekmemiz gerek. Niyazlarımızı arılaştırmakla da işe koyulabiliriz.

Malumdur! Dua etmenin de bir edebi var. Hastayken Rabbimizin “Şâfi” ismine iltica ederiz. İşsizken Cenab-ı Allah’ı “er-Rezzak” ismiyle anarız. Lütufkârlığına sığınıp “Ya Latîf” deriz.

Güzellerle hukukumuzda da buna benzer incelikler var!..

Hakk’ı seziş ve O’na yönelişte, vicdanlarımızı ayağa kaldırmak için Hüseyin Efendimizle birlikte, onun aşkıyla ellerimizi açarız. Hakk yolda dirayeti, sabrı ararken Seyyide Zeyneb vardır gözlerimizin önünde. Ona öykünürüz.

Ve birey olarak kendi içimizde yahut toplumsal manalarda İç Barışa susamışsak, biliriz ki; rol modelimiz Sulhun Önderi olan Hz.Hasan’ul-Mücteba’dır.

Sözün sonunda küçük bir hatırlatma: 22 Ocak Pazar günü, Hicri takvimle Safer ayının 28’i oluyor. Yani İnci misal Güzelliğin Şahadet yıldönümü…

Yine enteresandır. Kimi tarihçilere göre Âlemlere Rahmet olan Hz.Habibullah (S.A.V.) de aynı gün Refik-i Âla’ya yürümüştür. Yoksa takvimler de mi Hz.‘Mustafa’ ile Hz.‘Mücteba’nın yan yanalığına şahit?..
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.