ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL11°C
Yağışlı

YAZARLAR

Günümüzde Hz.Hasaneyn

Ahmet Turgut

27 Nisan 2011 Çarşamba 15:08
  • A
  • A

Geçen haftalardaki yazıların temelinde Âlemlere Rahmet olan Resulullah’ı bugünlere taşıyabilme çabası vardı. Örneğimizse Hz.Muhammed’in yaptığı -ve yapmadığı- barış antlaşmalarıydı. Gelen mailler ve aldığımız tepkiler nedeniyle sanırım konuyu biraz daha açmak durumundayız.

Hz.Muhammed’in yaptığı antlaşmaların ilki Medine Vesikası adıyla maruf. Bu antlaşmanın tarafları hepsi de Medineli olan Müslümanlar, Yahudiler, Müşrikler ve sayıca az da olsalar Hristiyanlar...

Muhatapların dini referans ile belirlenmiş olmasının bugünkü karşılığı etnik kimlikler olsa gerek. Zaten etnik bileşenlerin dini inanış, dil ve ırk üzerinden genişletilmesi günümüz ihtiyaçlarına daha çok cevap vermekte.

Buradaki antlaşma öz itibariyle bir arada yaşama ve kader birlikteliği ahdidir. Buna göre otoritenin başlıca görevleri şunlardır: Tüm kimliklerin kendini ifade edebilmesini sağlamak ve hem birbirleriyle, hem de kendi içlerinde yaşayacağı sorunlar karşısında kimlikler üstü hakemlik yapmak… Böylelikle entegrasyon esas alınırken asimilasyonun da önüne geçilmiştir. Ama maalesef Medine Vesikası hakkında Batı tarihindeki Manga Carta Sözleşmesi, Fransız İhtilali, vs. kadar derin etütler yapılmadığı için bu antlaşmayı günümüze taşımakta zorlanıyoruz. Yakın geçmişteki tecrübelerimizse Batı referanslı algının bizim derdimize derman olamadığının tanığı.

Dönelim Resulullah’ın ikinci antlaşmasına. Bu antlaşma Hudeybiye’de Mekkeli müşriklerle akdedilmiştir. Buradaki muhataplar; Müslümanların çoğunluk teşkil ettiği belde ile öteki kimliğin egemenliğindeki komşu güçtür. Medine Vesikasındaki bir arada yaşama kültürü bu antlaşmada ötekiyle yan yana yaşama kültürüne evrilmiştir. Dönem şartları açısından Hz.Muhammed’in birincil stratejisi ateşkes sağlayıp silahsız bir sürece fırsat tanımaktır. Nitekim uygulamada görülmüştür ki, Resulullah bu dönemi tebliğde rahatlama olarak değerlendirmiştir. Komşu güçle barış yapmayı kendini anlatabilme imkânına çevirmiştir. Toplum bağlamında ortada teslimiyet değil muhatap tanınıp kendini inşa edebilme süreci vardır.

Her iki antlaşmanın benzerleriyle şu an bizler de yaşamaktayız. Medine Vesikası günümüz devletlerinin kendi anayasaları ile karşılamaya çalıştığı sorunlarla örtüşmekte. Yeni bir anayasa yapma arifesindeyken bireyler ve toplumsal kimliklerin bir aradalığına dikkat etmek bizim de başlıca sorunumuz. Ortak gelecek isteği ve kader birliği en kritik noktada yer tutuyor.

Hudeybiye’yi ise AB uyum yasalarıyla, Nato, vs. ile çakıştırabiliriz. Bu ölçekte bakıldığında imajını düzeltme ve kendini inşa etme noktasındaki performansımız bir kez daha sorgulanabilir. Konuyla ilgili detaylara girmek ve daha fazla örnekler üzerinden fikir cimnastiği yapmak bizi güncel politikanın karanlık kuyularına çekebilir elbette. Lakin burada mühim olan değişik bir düşünüş refleksi edinebilmek ve Resulullah’ı günümüze taşıma noktasında bazı sorunları aşmak. En Güzel Örnek olan Resulullah’ı 632 yılına hapsetmekten kurtulup onu Âlemlere Rahmet kılmak istiyorsak 21.asra taşıyamadığımız bir Hz.Muhammed ile aydınlanabilmemiz epey zor görünüyor.

Gelelim Resulullah’ın yapmadığı antlaşmaya. Daha doğrusu ardından gelenlere bıraktığı o ahide…

Geçen haftaki yazıdan hatırlanacağı üzere bu antlaşma Müslüman olma iddiasındaki iki toplum arasındaydı. Secdede ve Kitapta buluşan iki Müslüman toplumun sulhunu Resulullah yazılı kayda geçirmedi. Ancak onun “oğlumdur” buyurduğu Hz.Hasan bu antlaşmayı akdetti. Kiminle?.. Kendisine darbe yapan ve yıllarca bir önceki lidere isyan edip iç savaş çıkartmış olan Muaviye bin Ebu Süfyan ile.

Burada gördüğümüz lider, darbe yapanlar karşısında şapkasını alıp gidenlerden değil. Hz.Hasan son demde bile darbeci muhatabını hukuka çağırmış bir lider. Ahitle onu ilkeler çerçevesine çeken bir önder.

Antlaşma maddelerini ve kimi amaçlarını önceki yazıda açmıştık. Öz itibariyle bu yazıyı ilgilendiren asıl nokta ülkenin en çalkantılı anında bile sorumluluk sahibi liderin muhataplarını hukukun içerisine çekme çabasıdır. Nitekim yönetimi devretmiş olan Hz.Hasan, Müslümanlara İç Barış İlkelerini vazetmiştir. Ve bu üç ilkenin de bugün uygulanmadığı bir İslam Dünyasıyla karşı karşıyayız. Libya’dan Afganistan’a, Bosna’dan Endonezya’ya kadar mevcut olan karışıklık ve iç huzursuzluk ortamı Hz.Hasan’ı ve yaşadığı süreci anlamamakta gösterdiğimiz direncin bir tezahürü olsa gerek…

Tarih bize göstermiştir ki, Resulullah barıştıran Nebidir. Kendi toplumunu ve İslam inancı dışındakileri sulha davet edip atlaşmalar imza ederken bu sözleşmeleri ihlal edenlere de anında tepki göstermiştir. “Oğul babanın sırrıdır” derken Hz.Hasan’ı “Nebi’nin Sulha Götüren Büyük Oğlu” olarak tanıdık. Hz.Hüseyin ise “Antlaşmayı Bozanlara Tepki Gösteren Nebi’nin Oğludur” dersek ikinci perdeyi açabiliriz.

Muaviye, Hz.Hasan’la Allah’ın adı üzere akdettiği antlaşmayı ihlal edince Hz.Hüseyin kıyam etmiştir. Bazı tarihçilerin ve yorumcuların bahsettiği üzere Hz.Hüseyin’in karşı çıkışı Yezid’in zalimliğine değildir. Zira Yezid’in tahta geçtiği gün zalim olup olmayacağı en azından icraatlar noktasında bir gaybtır. Tarih bize sonuç itibariyle Yezid’in zalimliğini göstermiştir. Oysa Hz.Hüseyin sürecin henüz başındayken kıyam etmiştir.

Kerbela’da yaşanan o trajediye uzanan bu kanlı süreci iyi okuyamayan İslam Tarihçileri, Hz.Hüseyin’i konumlandırmakta ve anlamakta zorlandığı için bugün terör belasından başımızı kurtaramıyoruz. Kimimiz Hz.Hüseyin’i Marx ve Che Guevera ile özdeşleştirirken kimimiz tümden ona sırtını çevirmekte…

Oysa Resul’ün Hak Arayan Oğlu’nu anlamamakta direttikçe, Hz.Hüseyin’in mücadelesini “seni tahttan indirip oraya ben oturacağım” bayağılında algıladıkça bugün hakkımızı nasıl arayacağımızın şifrelerini edinemiyoruz.

Kendi kültürel geçmişini analiz edemeyen ilkesiz ve referanssız bir İslam Âlemi; hem iç-dış barış konusunda hem de yanlışları düzeltme noktasında rotasını kaybetmiş halde…

Her zamankinden daha da muhtaç bir halde çözümlerimizi Resul’ün ve Yakınlarının icraat ve ilkelerinden devşirmek durumundaysak kendi tarihimizin erken evresiyle yüzleşmek ve yanlışlarımızın adını koyup bir an evvel çözüme odaklanmak durumundayız.
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.