ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Az Bulutlu

YAZARLAR

Günümüzde Hz.Hasan

Ahmet Turgut

19 Nisan 2011 Salı 14:51
  • A
  • A
Kutlu Doğum Haftasındayız. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Nebi’yi hatırlamaya ve anlamaya çalışıyoruz. Rol model anarşisinin yaşandığı bir zamanda kurtuluşu Allah’ın En Sevgili Kulunda bulanlarımız da var, Onu ve yakınlarını tarihe hapsetmek isteyenlerimiz de…

Evet… Kimileri Hz.Muhammed (S.A.V)’i 14 asır öncesinde bırakıyor. Bu inançsızlık göstergesi mi? Kesinlikle… Ama meselenin bir boyutu daha var. İnançlı olmak, günde beş vakit namaz kılıyor olmak bile Resulullah’ı 21.asra getirmeye yetmiyor. Bu noktadaki idrak ve anlayışa dair sorunlarımızın üstesinden gelmek zorundayız.

Kuran; “onda sizin için güzel bir örnek var” diyerek Resulullah’ı rol model sunuyor. Birçok yerde “akletmiyor musunuz?” diyerek bizleri ikaz ediyor. Kendimize rol model oluşturmak için aklın ve bilginin gerekliliği muhakkak. Öyleyse geçmişimize yeni baştan göz atmak, En Güzel Örnekten kendimize ilkeler devşirmek zorundayız.

Siyer kitaplarının tozlu sayfaları bize Resul’ün antlaşmalarından bahseder. İlki hicret sonrasıdır. Mekke’den Medine’ye gelen Nebi, yaşadığı şehirdeki tüm kimliklerin temsilcileriyle bir metin üzerinde uzlaşmıştır. Yahudiler, Hristiyanlar, Müşrikler ve Müslümanlar bu antlaşma sayesinde bir arada yaşayabilirliği akdetmişlerdir. Bu metin bizlere “Vatandaşlık ve Kimlikler Üstü Bir Aradalık” mutabakatını vazediyor. Bugün bu konuda sıkıntı yaşıyor muyuz? Ve çözüme yakın mıyız?

Hz.Muhammed bu antlaşmadan altı yıl sonra Hudeybiye’de Mekkeli müşrikler ile bir antlaşma yaptı. Bu kez Müslümanların kontrolündeki bir belde ile gayri-müslimlerin komşuluk hukukları düzenlendi. Bugün yüzlerce antlaşmayla benzeri durumlar içerisindeyiz.

Her iki antlaşmanın maddeleri, dönem şartları, muhatapları ayrı ayrı incelemelere konu oldukça En Yüce Rol Modelimiz, 21.asrı etkileyecek ilkeleri de belirleyecek…

Geçiyoruz günümüz İslam Dünyasına. Özelde Ortadoğuyu düşünecek olursak her iki antlaşmanın hikmetlerinden de ne denli uzak olduğumuz görülmekte. Üstelik başka bir antlaşmaya daha ihtiyacımız olduğu açık. Maalesef bunu Resulullah’ın sağlık günlerinde bulamıyoruz. Bahsettiğim antlaşma Müslümanların birbirleriyle olan ilişkilerini düzenliyor. En Güzel Örnek bu konuda her hangi bir yazılı adım atmadı. Ama bizlere şunu söyledi: “Oğul, babanın sırrıdır.”

Mezkûr hadisin birçok veçhesi ve manası olduğu muhakkak. Konumuz itibariyle antlaşmalar üzerinden hareket edecek olursak hemen Hz.Hasan örneğiyle karşılaşıyoruz. O Kutlu Hidayet Önderi, Dedesinin yarım bıraktığı antlaşmalar halkasını tamamlayan kişi…

Unutanlar için hatırlatalım. Meşru ve mevcut lider Hz.Ali’ye karşı isyan eden ve iç savaş çıkartan Muaviye; Hz.Hasan’a karşı da ordu toplamıştı. Nihayetinde darbeyle onu indirip kendisi başa geçti. Hz.Hasan yönetimi devretmek durumundayken deyim yerindeyse şapkasını alıp gitmedi. Bu işi bile bir hukuka bağladı. Müslüman olma iddiasındaki iki toplumun uzlaşısındaki ilkeleri belirledi.

1. Lider Allah ve Resul’üne itaat edecek…
2. Lider yerine kimseyi veliaht tayin edemeyecek…
3. Yönetim bir gruba dayanıp diğerine zulmetmeyecek…

Antlaşma metni toplam on madde içermekte. Diğerleri dönem şartları ve muhataplarını konu edindiği için detaya girmiyoruz. Lakin yukarıdaki şu üç madde bugünkü sorunlarımızın da göbeğinde yer alıyor.

Hz.Hasan rol model alınacaksa ilk meyanda akla gelenleri dillendirebiliriz demektir. Öncelikle bilinmelidir ki, liderler mutlak belirleyici olamazlar. İlkedeki “Allah ve Resul’üne itaat” yönetimin hesap vereceği bir makam olduğunu vazediyor. Sistem laik ise bu hesap dünyevi olmalıdır. Adresi anayasadır.

Liderler yerlerine veliaht tayin edemeyecekse en başta “Siyasi Partiler Yasası” elden geçirilmelidir. Liderler, parti başkanını seçecek delegeleri seçtiği müddetçe parti içi diktatoryalar yıkılamaz. Haliyle rol modelin Hz.Hasan olduğu da söylenemez.

Yıllardır “toplumsal uzlaşı” çığlıklarımız boşta kalmakta. 28 Şubatta palazlananlar dindar kitleye dünyayı dar ettiler. Dünün zalim aktörleri günümüzdeyse güçsüz düştüler. Ama başka bir imtihan sürecindeyiz. Bu kez dünün mazlumları güçlü…

İntikamı adalet olarak görürsek dün yaşananları bugün başkalarına dayatacağız. Hz.Hasan’ın iç barış ilkelerinin 3.sünü de böylelikle alaşağı edeceğiz. Ki bu ilkeye göre hiçbir yönetim yandaş zengin ve güç sahipleri edinemez. Farkındayım. Hz.Hasan ile yüzleşmek çoğumuzun zoruna gidiyor.

Aynı pencereden bakmaya devam edersek şunu da söylemek zorundayız. “Oğul, babanın sırrıdır” diyen Resulullah, torunları Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin için defaatle “onlar inci mercandırlar” buyurmuştur.

Bu sözün de birçok manaları olduğunu peşinen kabullenmekle birlikte gelenekten gelen şu yoruma dikkat edebiliriz. Mercan ile remzedilen Hz.Hüseyin’dir. Kızıl olan rengi şahadetinin şiarıdır. Öyleyse inciden murat Hz.Hasan olmalı.

Bu noktada akıllara gelen ilk yorum, incinin bir sedef içinde gizlendiğidir. Kabuğu kırılmadıkça ondaki güzellik kendisini muhataplarına açmıyor. Hz.Hasan’daki irfan ve güzelliğin kabuklar altında sır kalışı, sözlü edebiyatımıza da yansımış durumda. Her ikisi de şehit olan O İki Güzel içerisinde Hz.Hüseyin’le ilgili binlerce mersiye var ama abisi İmam Hasan hep geri planda bırakılmıştır. Belki de bu yüzden onun iç barış ilkelerini görmekte de zorlanıyoruz.

Yazının başına atıfla, hatırlamak durumundayız. Rol Model Hz.Resulullah ve Onun Ciğerpareleriyse tarihimizi yeni baştan okumak ve kendimizi buna göre inşa etmek zorundayız.

Özellikle Hz.Hasan’a sırt çeviren İslam Dünyasının kendi iç barışını yakın gelecekte bulabilmesi epey zor görünüyor.

Hz.Hüseyin ve mücadele ahlakında buluşmak üzere…
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.