ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL10°C
Yağışlı

YAZARLAR

Doğum Günü 4 Temmuz

Ahmet Turgut

04 Temmuz 2011 Pazartesi 10:59
  • A
  • A
Bugün 04 Temmuz 2011…

Takvimler bir kez daha Temmuz ayının dördüncü gününde olduğumuzu söylüyor. Seçici algının neresinden bakarsak bakalım, bugün değişik bir gün…

Batı dünyası 4 Temmuzları ABD üzerinden hatırlayıp her yıl aynı analizleri tekrarlıyor. Zira tarihin kaydettiği ideolojik temelli ilk savaşı veren Kuzey Amerika, 235 yıl önce böylesi bir günde Britanya Krallığından bağımsızlığını ilan etti. Böylece “bireysel özgürlükler, hür teşebbüs, saltanat karşıtlığı ve kendini yönetim hakkı” gibi şiarlar dünya ölçeğinde tedavüle çıkmış oldu ve modern demokrasilerin(!) önü açıldı.

Takvimin kendisine atfedilen önem Holywood tarafından ıska geçilmediği için hafızalarda “Doğum Günü: 4 Temmuz” ismiyle yer eden bir de film var.

Kimi Batılılara göreyse 4 Temmuzlar “Irksal özgürlüklerin” miladı. 1827 yılının 4 Temmuz’unda dönemin ABD yönetimi köleliği kaldırdığını açıklamıştı. Her ne kadar bu karara rağmen resmî ırksal eşitlik 150 yıl kadar geciktirilmiş de olsa, ABD’liler 4 Temmuzları bu açıdan da mühim bir dönemeç saymakta.

“Toplumsal eşitlik ve sınıfsız yaşam” şiarlarının bayraktarı olan Komünist gelenek açısından da bugün başlı başına bir öneme haiz. 1848 yılında Karl Marx tarafından yayımlanan o meşhur manifestonun altında da 4 Temmuz tarihi var ne de olsa…

Farkındayım! Bu satırları okuyanlar 4 Temmuzları övünç değil utanç ve öfke ile anmaktalar. 2003 yılında Kuzey Irak’ta konuçlu askerlerimizin başına çuval geçirildiği için birilerinin “bağımsızlık günü” veya “ırksal-sınıfsal eşitlik milatları” bize bir anlam ifade etmiyor. Pentagon sembolik değeri olan böylesi bir günde hem Türkiye’nin haysiyetiyle oynayıp hem de Iraklılara yapacağı açık zulmün işaretini vermişken halet-i ruhiyemiz nasıl başka türlü olabilir ki?

Önceki bahiste “Doğum Günü: 4 Temmuz” filmini hatırlatmışken bizim 4 Temmuz’umuz için “Kurtlar Vadisi – Irak”ı anmamak mümkün değil elbette…

Ancak bu yazının muradı tafsilatta kaybolmak olmadığından kalemi asıl akışına bırakmak zorundayız. Bahse konu olayları alt alta koyup azıcık düşününce aklımıza tek yekûnda gelen “özgürlük sorunsalı…”
Evet, bugün bir milattır. Ancak bu, özgürlüğün değil onu arayışın miladi…

Kaygınız ister demokrasi adına olsun, ister ırki veya sınıfsal bir temele dayansın; yahut milli gurur üzerinden incinmişliğinizi tamir etmeye çalışın; bugün size özgürlüğünüzü aramanız gerektiğini hatırlatıyor. Hem de daha evvelki 4 Temmuzlarda olmayan biricik farklılıkla…
Takvimler bugün için güneş yılını baz alarak “4 Temmuz 2011” diyebilir. Lakin hemen alt satırda bir ibare daha var: “Hicri 1432 yılı, Şaban ayının 3. Günü…”
Yani! Hz.Hüseyin Efendimizin dünyaya teşrif edişinin 1428’nci sene-i devriyesindeyiz.

Hazindir! Takvim yaprakları hikmet ve manayı birkaç kandil gecesine hapsetmekte epey mahir…

Kabul etmeliyiz ki; “Üç Aylar” denilen, bir nevi tefekkür ve yoğunlaşma sezonunda kendileri bizatihi Kandil olmuş değerlerimizi yâd etmek konusunda cahil ve idraksiz görünüyoruz. Oysa inanırız ki; onlardır Velimiz. Işığımızı onlardan alır; aklımıza, ruhumuza, vicdanımıza onlarla hayat kararız. İrfanî yaşantımızı o Kandil misal Velilerin ışığıyla aydınlatmaya uğraşırız.

Evet!.. Hüseyin’dir; bize özgürlüğün ahlakını ve onu arayışın yolunu gösteren…

Ali’yyel-Murteza ile Fatımatü’z-Zehra’nın evladıdır; zalime boyun eğince hakkımızla birlikte izzetimizi de yitirdiğimizi öğreten...

Ve Hasan’ül-Mücteba’nın kardeşidir; ilkeyi kendimizde var etmedikçe zulmün yeni zalimler doğuracağına delil olan…
Fakat biz sadece şahadetine ağlamayı seçip Hüseyin’in doğumunu ve -daha da vahimi-bizde doğmasını umduğumuz hikmetleri anlamayı göz ardı ettik. Bunun bilinci ve utancıyla sesleniyoruz.

“Ey Şah-ı Şehid! Deden Resulullah’ın sen ve pak ailenle birlikte bizlere bıraktığı o iki emanetten biri olan Kuran’da yazanlara atfen diyoruz ki; Doğduğun gün, katledildiğin gün ve yeniden diriltileceğin gün selam sanadır!..

Sendeki esenlikle bize doğ! Doğ ki, insanlığın vicdanı seninle hayat bulsun!

Ey ismiyle müsemma Güzel! Uğruna varlığından geçtiğin Yaratanımıza açtık ellerimizi. Dilimizde yine sen ve tahir ceddin var:

Ey Rabb’ül-Âlemin! Âlemlere Rahmet olarak gönderdiğin Habibullah hürmetine ve Onun Pak Evladı Hz.Hüseyin’in yeryüzüne teşrif buyurduğu şu gün hakkı için bizleri menzili Sana yakinlik olan mutlak özgürlük yoluna koy! Işığını Senden alıp bize veren o Kandillerin aydınlığıyla bizi aydınlat!..”

-Salât ve selâm Resul’ün ve Âl-i Beyt’inin üzerine olsun-
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.