ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL8°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Devrilmeyen Diktatörler, Evrilmeyen Bilinçler

Ahmet Turgut

12 Nisan 2011 Salı 01:47
  • A
  • A
Hüsnü Mübarek, Mısır’ı terk etti. Onun döneminde binlerce insan gözaltlarında kayboldu. Ülkenin 700 Milyar doları buharlaştı. Ama bugün onun hakkında ne dava açabilen var, ne de böylesi bir irade göstermekte kararlı halefler… Yarın belki Kaddafi de ülkesini terk edecek. Onun da yargılanıp yargılanamayacağı bir muamma. Toplumlar kuvvetle muhtemel “kral öldü, yaşasın yeni kral” bile diyemeden müstakbel diktatörlerine bel bağlayacaklar. Bu bir temenni yahut siyasi kehanet mi? Asla!..

Görünen köyün kılavuzu bunun böyle olacağının işaretlerini vermekte; kâh güncel gelişmeler eşliğinde, kâh tarihin şahitliğiyle…

Yakın geçmiş konusunda kendi ülkemize bakabiliriz. Kenan Evren hakkındaki anayasal yargılama yasağını son referandumda elbirliğiyle kaldırdık. Lakin dişe dokunur bir gelişme henüz yok…

Uzak geçmişe yöneldikçe örneklerin sayısı artırılabilir elbette. Muradımız tüm bu örneklere kendi sinerjisiyle yön veren kaynak ve sembol isme ulaşmak.

Bu meyanda Kuzey Afrika ve Ortadoğu Devlet geleneklerini derinden etkilemiş olan, deyim yerindeyse “Kök Diktatör ve Darbeci”yi artık deşifre etmek zorundayız. Onun icraatları ve gerekçeleriyle yüzleşemeyen İslam Coğrafyasının bugünkü liderlik ve yönetim sorunlarına deva bulabilmesi epey zor görünüyor.

Kimi siyaset tarihçileri onu katı devletçi Makyevel’in Ortadoğulu öncülü addetmekte. Bu isim, iktidarı elinde bulunduranlar ve onlarla dirsek temasında olanlarca “Hazreti” unvanıyla anıla geldi. Yapıp ettikleri kutsal zırhlarla aklanıp “ictihad farkı” hile-i şeriyyesiyle aklandı.

Öyle ki; onun Peygamber Torunu Hz.Hasan’ı zehirlemiş olması, Sahabelerden düzinelercesinin boynunu vurdurması, Hz.Ebubekir’in oğlu Muhammed’i bir merkebe bağlayıp canlı canlı yakması bile zulüm olarak tanımlanamadı. O kendi savunmasını yaparken “ümmetin hayrı bu yöndeydi” diyebilmişken, takipçileri bir adım ileriye gidip “onu eleştiremeyiz, bizimki gibi fani-günahkâr ağızların harcı değil bu” diyerek tüm yargılamaların önünü kesiverdi.
Evet!.. Bahsimize konu olan kişi Ebu Süfyan oğlu Muaviye. Nam-ı diğer Yezid’in Babası…
Şam Valisi iken meşru ve mevcut yöneticiye isyan bayrağı açan, toplumu nesillerce sürecek iç savaşlara sürükleyen; bu esnada kendisine itaat etmeyenleri yakmak dâhil her türlü infazla sindirmeye çalışan, sonuç getirici hamleleri meşru sayan ve Beşinci Raşid Halife Hz.Hasan’ı darbeyle deviren Muaviye bugün maaleseftir ki, “Hazreti” ünvanıyla anılabilmekte. Mesele ona verilecek payelerden ziyade elbette icraatlarına ve metotlarına karşı takınılacak tavırda…

İslam Dünyası genelinden Türkiye özeline odaklanacak olursak çok basit bazı gözlemlerimizi sıralayabiliriz: Ergenekon, Balyoz, vs. iddialarla darbe müteşebbislerine –mevcut delil ve kanaatlerle- tavır alan kahır ekseriyetin dini bir duyarlılığı olduğu muhakkak…

Aynı topluma önderlik yaptığını düşünenlerin dini ve kültürel hayatın Kök Darbecisine “Hazreti” sıfatıyla yaklaşması çelişkilerin en manasızı olsa gerek…

Evlatlarına “Muaviye” ismini koyamayanların ama “onun yaptığı iktidarı silahla devralmaktı, bu darbe sayılamaz” türden açıklamalar yapıp sonra da günümüzün darbe beceriksizlerini vicdanlarda mahkûm etme ikircikleri daha ne kadar saklanabilir ki?

Daha dün Kenan Evren’in hukuk dışı kalışına isyan edenlerin hâlâ Kök Darbeci Muaviye’yi “o ashabtandır, icraatlarını biz eleştiremeyiz” deyişleri ne denli tutarlıdır?

Yüzleşmek, sorgulamak elbette sancılıdır. Bir takım gerçekleri kabullenmesi zordur. Lakin bu kaçınılmaz bir süreç…

“Neden Müslüman toplumlar diktatörler eliyle yönetiliyor?” diye merak edenlerin suçu sadece ötekine atıp “Batılılar yüzünden” diyerek cevap bulması ve daha da fenası bununla mutmain olması hazin bir durum.

Evet!.. Bir manası da “barış” olan İslam, kendi doğasına dönecekse artık sormanın ve kendimizi acıtmanın vakti gelmiştir.

Unutulmaması gereken bir nokta daha var. İlkeler ve değerler kimlikleri aşkındır. Sorgulayan zihinlerin ketlerle kuşatılmak istenmesi de mutlaktır. Darbe ve darbecilik konusundaki sorgulamalarda; “ama Alevi-Şia geleneği Muaviye’yi dışlıyor, öyleyse biz Sünniler ona sahip çıkmalıyız” amigoluğu artık miadını doldurmuştur.

Unutmamak gerek ki; bu satırları yazan kişinin de Mezheb İmamı olan Ebu Hanife, Muaviye’den hadis nakletmemekle iftihar eden bir muhaddistir. Üstelik Ehl-i Sünnet’in dört büyük İmamından olan Şâfî; Muaviye’nin takipçilerince Rafızi olmakla suçlanıp sürgüne yollanmıştır.

Üstelik tarih şunun da şahididir: Ömrü Muaviye’yi yerip Hz.Ali’yi övmekle geçen Şah Hatayî, iktidarı devralıp Şah İsmail olunca o çokça tenkit ede geldiği Muaviye’nin Saltanat mirasını aynen devralıp kendi evlatlarına bırakmıştır.

Sözün özü mesele bugün için klasik Alevi-Sünni çatışmalarından(!) bağımsızca ele alınmak zorunda...

“İslam Barışı ve Hz.Hasan” konusunda buluşmak üzere…
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.