ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Parçalı Bulutlu

YAZARLAR

Bugün 24 Nisan Neşe Dol(m)uyor İnsan

Ahmet Turgut

25 Nisan 2012 Çarşamba 10:12
  • A
  • A
Her yıl ola geldiğince bu yılki 24 Nisan gündemi de bekleyiş odaklı. Obama, "Soykırım" kelimesini telaffuz edecek mi, endişemiz yine yersiz çıktı. Halbuki Batı medyasının geldiği nokta; ‘Hakikati kabul mu edelim, bekleyelim mi?’ aşamasında. Vicdanen şüphe duymadıkları bir durumu, menfaatler ikilemiyle dillendirmekten çekiniyorlar o kadar...
Bazı ülkeler -ki bugün Slovakya da aralarına katıldı- tartışılmaz bir hakikat gördükleri soykırım iddiasını inkâr edenlere hapis cezası vermek derdindeler.
Onlara göre Türkiye; "Evet, soykırımcıyız!" diyerek Ermenistan'dan özür dilemeli. Devamında da 15-20 Milyar dolar tazminat ödemeli. Zira 6 milyon Yahudi için 60 milyar dolar ödenmiş. İstatistik bilimi (1 Yahudi = 1 Ermeni) kabulüyle yukarıdaki rakama ulaşmış.
Evet! Medeniyetler ne denli evrilseler, gelişip boy verseler de köklerinden uzaklaşamıyorlar. Kodlarında 'günah çıkarma' ritüeli olan bir medeniyet; "Kabul et ve af dile!" diyerek diretiyor. Arınmanın rayici de belli. (10 Bin dolar / Kişi)
Siz bu iddiaları kabul etmeyince Kilise engizisyonları gibi "O halde cezalandırırım!" safhasına geçiliyor. Bin yılı aşkın bir tecrübenin verdiği olgunlukla bu kez 'yakmak' değil 'içeri atmak' ile tehdit ediyorlar.
Hatırlıyoruz! İznik Konsülünde heyetler "Filanca kitap gerçek, filanca değil" diyerek, yanlış gördüğüne hayat hakkı sunmamıştı. Ortaçağ Avrupasında da benzer sahneler var. O gün ‘heyet’ olan karar vericiler, bugün ‘meclis’ çatısı altında kendi uzmanlıkları olmayan konularda ahkâm kesiyorlar.
Onların kodları belli ve bu doğrultuda bir hayat dayatıyorlar.
Peki biz?..
Haçlı Seferleri esnasında 1 milyona yakın Hristiyan asker, tahmini nüfusu 2 milyon olan Anadolu'ya girdi. Muazzam bir kuvvet eşitsizliği var. Avrupalı tarih kitaplarında Haçlıların girdikleri şehirlerde kan kokusundan atların bile bayıldığı, şövalyelerin bel hizasınca kan deryasında yürümekte zorlandıkları anlatılıyor. Biz bu muazzam vahşet hakkında bir tane türkü bile yakmamışız. Küffara karşı yaşadığımız acıları unutmayı tercih etmişiz.
Ama!..
Kendi içimizde yaşadığımız; 'Öteki Türk' veya 'Öteki Müslüman'a dair sıkıntılarımızı asla unutmak yoluna gitmemişiz. Onlarla kıyamet davacısı görünümündeyiz.
Bu da bizim kodlarımızdan gelen bir defo...
Öyle ki; kimileri “ABD Soykırım ilan etsin, hükümete çatma bahanemiz olsun!” düşüncesinde.
Kimileri “Her ne olduysa Osmanlı zamanında olmuş, bundan bize ne!” aymazlığında.
“Ama onlar da konsolonslarımızı vurdu” diyenlere karşı kimileri de “Vurulanlar Monşer’di, halkın çocuğu değillerdi” rövanşında…
Evet! ‘Öteki Biz’ var oldukça ‘Eloğlu’ 20 yıl gibi kısa bir süre önce kameralar önünde gerçekleşen Hocalı Soykırımını inkar edip, asrı bulan bir kargaşada tarihçilerin bile uzlaşamadığı sorunlara ‘tartışılmaz, tartışılması bile teklif edilemez’ hükümler koyma arefesinde. Boşnak sığınmacıları kameralar önünde Sırp çetelerine teslim eden Hollandalı komutanlar ‘Üstün Hizmet’ Madalyaları almakta…
Bizde günah çıkarma, inkarı cezalandırma veya iç birlik gibi kodlar yok ama ‘tepesi atma’ fenomenimiz var. Hoca Nasreddin’e atıfla sormak gerek: bir kez daha “Ya atarsa!..”
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.