ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL12°C
Parçalı Bulutlu

YAZARLAR

Bizim Propogandamız - 2

Ahmet Turgut

28 Ekim 2010 Perşembe 12:13
  • A
  • A
Geçen haftaki yazımızda propagandanın amaçlarına ve usullerine değinmiş; -çalkantılı asırlarda icat edilip- tarihimize, kültürümüze sinmiş bazı propaganda örneklerini hatırlamıştık. Orada bahse konu edilenler uğruna on binlerce insanın öldüğü menfi örneklerdi. Acıları bugünümüzü bile etkileyebilen çatışmaların ürünleriydiler.

Tabii bir de içeriğine estetik öğelerin katıldığı, kin çağrıştırmaktan ziyade bilinçaltını ele veren propagandalar vardır.

Sanırım bu konudaki en çarpıcı örnekler Nasreddin Hoca etrafında türetilenlere ait. “Akşehir’den çıkıp tüm Anadolu’ya mal olan fıkraların propagandist kaygıları olabilir mi?” sorusuna verilebilecek en kestirme cevap; “Timur” adıdır.

Hafızaları bir parça zorlamak gerekebilir. Bu fıkralarda köye emanet edilen fil, kendi başına egzotik sevimli bir hayvancağız değildir. Cüssesi ve gücüyle iktidarın sembolüdür. Yerel olmayan, tamamen yabancı duran bir tüketicidir. Sürekli yer ama bir türlü doymak bilmez, tüm kaynakları bitirip semirme derdindedir. Ez cümle; özelde Akşehir’in, genelde tüm Anadolu’nun başına bela bir hayvandır. Ahali ondan şikâyetçidir. Lakin tüm itirazları Timur’un huzuruna yaklaşabilene kadardır. Zira o da ‘eli kılıçlı hatiplerden biri’dir. Onunla yüz be yüz konuşulamayacağı için arkasından atıp tutmak mecburi bir haldir. Oysa reel tarihe dönecek olursak görürüz ki, Nasreddin Hoca ile Timur çağdaş değillerdir. Anadolu’nun birlik ve dirliği sarsıldığı için dedikodu-propaganda makinesi harekete geçip bunları üretmiştir.

Tabii dönem şartları fıkralarla yetinilmediğini de göstermekte. Ulviyet ayağı eksik bir propagandanın başarıya ulaşmayacağı düşünülüp atalar da imdata çağırılmıştır.

Nasıl?

İyi kötü herkes okumuş ya da dinlemiştir: Devleti-i Aliyye’nin kurucusu Osman Gazi, manevi önderlerden Şeyh Edebali’nin tekkesinde bir rüya görür. Osman Gazi’nin ve Şeyh Edebali’nin göğüslerinden çıkan iki nur birleşip devasa bir çınar ağacı olur ve dal budak salmaya başlar. Önce Anadolu’yu kuşatır, ardından Balkanları ve Ortadoğu’yu…

Bu rüyaya dair kayıtların 14.asır kitaplarında yer edinemeden 15.asır sonlarındaki kaynaklarda aniden hortlaması işkillendirici bir durum.

Ankara Savaşındaki ağır yenilginin ardından Osmanlı Devletinin diğer Türk Beylikleri karşısında itibar ve iktidar yitirdiği bir dönemde çok şükür (!) bu rüya muhaliflerin dünyevi hırslarını budayıcı, dahası yasaklayıcı bir ulvi yardım olabilmiştir.

Tüm bu örneklerden sonra şunun hakkını vermek de gerekir ki; propagandalarda kullanılmış olan isimler ve figürlerin mahiyeti, propagandayı icat edip yayanlarla her zaman örtüşmemektedir. Geçen haftaki yazımızda Hz.Resulullah (S.A.V) ile ilgili verilen örneği bu gözle de okumak gerekir.

Yeniden görüşmek dileğiyle…
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.