ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Çok Bulutlu

YAZARLAR

Aşure’nin Dibi Mi Tutuyor?

Ahmet Turgut

13 Temmuz 2010 Salı 13:27
  • A
  • A
“Ben kimim?” sorusuna verilen cevaplar ile “biz kimiz?” sorusuna verilen cevaplar örtüştükçe kimliklerin belirginleştiğini söylemek yanlış olmasa gerek. Doğası gereği sosyal yaratıklar olan ‘biz’ler; benzerlerimiz ile birlikte anılmak ve aynı paydalar altında toplanmaktan hep hoşnut olmuşuzdur. Belki güven duygumuz artırıyor böylelikle, belki de aidiyet ihtiyacımızı karşılıyoruz bir şekilde.

Bunda bir sorun var mı?

İlkesel noktada yok. Herhangi biri; “Türk, Liberal, Galatasaraylı” olabildiği gibi, “Alevi, Doğulu, işçi” de olabilmekte.

Peki, ilkesel noktada her şey bu kadar güzelken günümüzde yaşadığımız sorunlar nerede başlıyor?

İsterseniz futbol üzerinden düşünelim biraz.

Beşiktaşlı olmak futbol sever olmaktan daha önemliyse; iyi bir Fenerbahçeli olmak için öncelikle Galatasaray’a küfretmek gerekiyorsa; Cimbomluların Trabzonsporlulardan daha kültürlü olduğu iddia edilebiliyorsa sorunlar başlamıştır artık.

Aynamızı güzelliklerde dolaştırmak ister ve ilkesel sorunsuzluğu anlatmayı arzularsak imdadımıza Anadolu geleneğinden bir sembol yetişebilir.

Rahatlıkla “hepimiz Aşure’yiz” diyebiliriz.

Türkmen, Kürt, Alevi, Sünni, Doğulu, Batılı, vs, vs. aynı kazan içerisinde kendi tadımızla yer alıyoruz. Bu öyle bir aş ki; ne fındık, fındık olmaktan vazgeçiyor, ne üzüm ya da incir ‘kendi’ olmayı bırakıyor. Her bir tat ayrı kalsa da bir araya geldiğimiz vakit o emsalsiz jöle sayesinde müşterek bir lezzet oluyoruz. Üstelik de kokumuz her yana miskler gibi ulaşıyor.

“İyi, hoş da bu jölenin adını koyalım o vakit” diyenler çıkacaktır elbet.
Bugün için ‘Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olmak ortak paydası’ jölenin görevlerini yerine getirebiliyor mu?

Dün o jölenin adı “ümmet” olmaktı. İnançta birlik tüm tatları asırlarca bir arada tutabilmişti. Ama bir zaman geldi, bu da işe yaramadı. Araplar kazanı terk etti.

Evrenseli aramak adına “her devrin jölesi” reçetelerine baktığımızda görülebilen en büyük ortak nokta “hakkaniyet”.

Evet, içinde adaleti ve haklara saygıyı barındıran bir hakkaniyet ümmetin de, vatandaşın da bir arada yaşama arzusunu artırmıştı; yarın da bu arzuyu artıracak olan yine bu jöle…

Bir de tersinden gidelim. Hakkaniyeti sıfırlayıp, aşure kazanından ayrılmayı hesap edelim. Muradım eksik malzemeyle yapılmış aşurenin tatsızlığını örnek vermek değil. Farz-ı muhal babından düşünelim biraz.

Diyelim ki; ülkenin bir kısmı ayrıldı. Bu ‘ayrık parça’ kendisine nereyi örnek almak istiyor? Devletleşememiş Arap ülkelerini mi? Tüm komşularıyla gayrı resmi olarak savaş halinde olan İsrail’i mi?

Yoksa iki lider -ve onlara bağlı gruplar arasında- gidip gelen Kuzey Irak’a eklemlenecek üçüncü güç olarak işleri içinden çıkılmaz bir hale mi getirmek istiyorlar?

Üstelik bütünde ve ayrıkta kalacak ‘öteki’ler ne olacak? Küçük Türkiye’nin Kürtleri ile ayrılan parçanın Türkleri her iki taraf için müstakbel bir sorun olmayacak mı?

Aslında kazanı bölmek ve sonuçlarına katlanabilmek, kazanı paylaşmaktan daha zor…

Nasreddin Hoca’nın dediği gibi kazanlar ölür de, doğurur da. Ama arada hakkaniyet ölçüleri kalmadı mı, dünü aradığımız gibi bugünleri de ararız. İyisi mi, kazanın kıymetini bilip dibini tutturmaya çalışalım…
YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.