ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Az Bulutlu
SAĞLIKTÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 16 Kasım 2014 Pazar 10:34

"Panik atak, kadınlarda erkeklerden iki kat fazla görülüyor"

Bu hastalık kadınlarda daha fazla

Uzmanlar 10 kişiden birinin hayatının bir döneminde panik atak geçirdiğini ifade ediyor.


Uzmanlar 10 kişiden birinin hayatının bir döneminde panik atak geçirdiğini ifade ediyor. Panik bozukluğunun bir parçası olan panik atağın birçok durumda yaşanabilir olduğunu anlatan Psikiyatrist Dr. Evrim Ebru Yılmazer, "Panik atak durumu kadınlarda erkeklerin iki katından fazla görülmektedir." dedi.

Doktor Yılmazer, "Panik atak, kişinin bir anda içine çok yoğun bir korku gelip, kalp atışlarının ve nefes alıp vermesinin hızlanması, titreme, terleme, ölüm korkusu, çıldırma hissi yaşaması gibi birtakım belirtilerle karakterize bir durumdur. Bunların hepsi her panik atakta yaşanmaz. Kişi ilk defa panik atak yaşadığı zaman, bunun psikolojik bir durum olduğunu düşünmesi çok mümkün olmuyor. Genellikle kişi bir hastalık geçirdiğini (kalp krizi veya astım krizi) düşünerek acil servise başvurur. İlk tanı için bazı tetkikler yapılır. Tüm tetkikler normal çıkar ama kişiyi buna inandırmak bazen oldukça zor olur. Maalesef kişi psikolojik bir durum yaşadığını hemen kabul etmek istemez." dedi.

"20’Lİ YAŞLARIN SONLARINA DOĞRU ORTAYA ÇIKIYOR"

Panik atağın sebebinin tam olarak bilinmediğinin altını çizen Dr. Yılmazer, "Bir şekilde beyindeki hormonlar, nörotransmitterler farklı salınmaya başlıyor ama tetiği çeken her zaman bir olay olmayabiliyor. Durup dururken de ortaya çıkabiliyor. O zaman kişi için ataklar daha da korkutucu olabiliyor. Rahatsızlık genellikle 20’li yaşların sonlarında ortaya çıkmaktadır. Panik atak yaşayan kişi kendi düşüncesini durdurabilmeyi başarmalıdır. Bu kolay bir şey değildir. Bu konuda kişinin yardım alması gereklidir. Kişinin kendisine zaman ayırması, iyi davranması gerekmektedir." değerlendirmesini yaptı.

"Panik atak durumu kadınlarda erkeklerin iki katından fazla görülmektedir" diyen Doktor Yılmazer, genelde psikiyatrik hastalıkların çoğunun kadınlarda daha sık görülmekte olduğunu vurguladı. Yılmazer şunları söyledi: "Kadınlarda yaşamlarını etkileyen çok fazla dış etken ve erkeklere göre çok daha karışık bir hormonel sistem var. Bu yüzden kadınlar daha fazla panik atak hastalığı yaşıyor olabilirler."

"İLAÇSIZ TEDAVİ PEK MÜMKÜN DEĞİL"

Panik yaşayan insanlar birtakım sakinleştirici ilaçlar kullanarak ya da alkol alarak, kendi kendilerini tedavi etmeye çalıştığını anlatan Doktor Yılmazer, hastalığın tedavi edilmediği takdirde yaşam kalitesini bozabileceğini söyledi. Hastalığın psikiyatri uzmanları tarafından kolaylıkla tedavi edilebilecek bir rahatsızlık olduğunu kaydeden Yılmazer, "Hastalığın tedavisinde ilaç tedavisi ve bilişsel-davranışçı terapi uygulanabilir. Her iki yöntemi birlikte uygulamak daha etkin olup, tekrarları da engelleyecektir. İlaç almadan bu durumu atlatmak pek mümkün değil. Kişinin geçirdiği atağın sayısına ve derecesine göre ilaç dozunu ayarlayabiliyoruz. Her hasta aynı koşullarda ilaç kullanmıyor. 6-12 ay aralığında tedaviyi sürdürmek önemlidir. Semptomların kaybolmasının hemen ardından ‘iyi oldum’ düşüncesi ile tedaviyi kesmek, hızla semptomların geri gelmesine neden olabilir. Yaşanan ataklar nedeni ile özellikle kişinin sosyal ve çalışma hayatı bozulmaya başlamışsa tedavi şarttır. Tedavi sürecinde kişiye panik atağın ne olduğu hakkında bilgi veriyoruz, onu tanımasını istiyoruz. Kişinin kaygısının ne olduğunu, kaygısını tetikleyen nedenleri bulmak tedavinin en önemli basamağıdır. Kaygı tekrarlayabilen bir durumdur. Asıl tedavi bu kaygının daha başlangıcında fark edilip, yaşanan semptomların yanlış yorumlanmasının önüne geçilmesi ile sonuca ulaşmaktadır. Panik atak esnasında kişinin acil servise başvurmayıp, evinde kendi başına bu atakla baş etmesini istiyoruz ve bazı nefes egzersizleri öğretiyoruz. Kısaca tedavi yöntemlerimiz kişilerin özelliklerine göre değişebiliyor."

"TEDAVİ EDİLMEZSE DEPRESYON OLUŞABİLİR

Panik atak tedavi edilmezse, kişi ya kimseyle görüşememeye ya da özel koşullar altında diğer insanlar ile birlikte olmaya başlar. Kişinin ilişkileri ve işlevselliği bozulur. İşini ve arkadaşlarını kaybedebilir. Evinde kendine bir yaşam alanı kurup, kısıtlı bir hayat sürmeye başlayabilir. Kişi hiçbir şeyden zevk almamaya, hayatın anlamsız olduğunu düşünmeye başlayabilir. Böylelikle yaşanan tabloya depresyon da eklenir.

KAYNAK:
CİHAN
ETİKETLER:
ÖNCEKİ HABER

"İşkolik"lere uyarı

SONRAKİ HABER

Diyabetli sayısı 7 milyonu aştı