ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL17°C
Kuvvetli Sağanak
POLİTİKATÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 17 Mayıs 2013 Cuma 23:11

"Muhalefet partilerinin olumlu yaklaşımını göremiyoruz"


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Öncelikle El-Fetih ve Hamas'ın uzlaşması sürecini, önce bunu başarmamız lazım. Eğer bu uzlaşma başarılmazsa İsrail-Filistin görüşmelerinden bir netice elde edileceğine inanmıyorum yani bugüne kadar El-Fetih bu görüşmeleri sürdürmüştür. Görüldüğü gibi herhangi bir netice alınamamıştır" dedi.
     Başbakan Erdoğan, Washington'daki Brookings Enstitüsü'nde, "AK Parti İktidarları ve Türkiye'nin Dönüşümü" konulu bir konuşma yaptıktan sonra soruları yanıtladı.
     Türkiye'nin yeni anayasa hazırlama süreciyle ilgili bir soru üzerine Erdoğan, "Yeni anayasa süreci yaklaşık 1,5 yıl oldu ve son seçimde bütün siyasi partilerin aslında halkımıza bir sözüydü" diye konuştu.
     Uzlaşma komisyonunun kurulması sürecinde diğer siyasi partilere ve Meclis Başkanlığına önerileri de olduğunu belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
     "Bizim Parlamentoda 326 milletvekilimiz var, 550 sandalyenin olduğu Parlamentoda. Bunun dışında yanılmıyorsam muhalefetin tamamının 222 milletvekili var. Bu 222 milletvekilini 3 parti paylaşıyor. Biz tek parti olarak 326 milletvekiliyle 3 temsilcilimiz var ve diğerlerinin 9 temsilcisi var. Bizim derdimiz bağcıyla uğraşmak değil, bizim derdimiz üzüm yemek. Yeter ki yeni anayasayı hazırlayalım ve bu askeri dönemin hazırlamış olduğu darbe anayasasından ülkemizi kurtarmak suretiyle bir sivil anayasaya kavuşturalım."
    
 "Muhalefet partilerinin olumlu yaklaşımını göremiyoruz"
   
     "Fakat şu ana kadar ne yazık ki muhalefet partilerinin olumlu yaklaşımlarını göremiyoruz" diyen Erdoğan, şöyle konuştu:
     "Bu olumlu yaklaşımlar gerçekleşmiş olsa netice alınır. Şu anda anamuhalefet partilerinin, Meclis Başkanının talebiyle önerileri alındı. İşte 150 civarında öneriyi, madde olarak, anamuhalefet verdi. İşte 140 civarında, ikinci bir muhalefet partisi olarak en küçüğü olan parti verdi. Yine bir diğer muhalefet partisi 106 öneri verdi. 104 tane de biz verdik. Şu ana kadar mutabakatta kalınan madde sayısı 40. 1,5 yılda buraya geldik. Cumhuriyet tarihi itibarıyla 90 yıllık geçmişe sahip bir ülke, birçok anayasalar yapmış, sürekli değişiklikler uygulamış, en son 26 paketli anayasa paketini tüm muhalefete rağmen bizler Meclisten referandum kaydıyla geçirdik ve referanduma gittik. Halkımız yüzde 58 destek vermek suretiyle 26 maddelik değişimi yaptık. Şu anda böyle bir imkan var mı bir referanduma gidebilme imkanı var mı- Buna baktığımız zaman görünmüyor."
     Başbakan Erdoğan, yeni anayasa hazırlama sürecinde olumlu yaklaşımlarını sürdüreceklerine dikkati çekerek, şunları söyledi:
     "Meclis Başkanı tabii bunu nereye kadar sürdürür veya sürdürebilir bilemiyorum. Fakat edindiğim şu andaki izlenim, herhalde Meclisin kapanışıyla birlikte bu süreç de bitecektir. Çünkü anamuhalefetin yaklaşımı şu; sınırsız, 'buna süre konmaz' deniyor. Böyle gayriciddilik olur mu- Siz bir anayasa yapacaksınız, süre sınırsız olacak... Eğer ciddiyseniz bunun takvimi belirlenir, 'şunu bir yılda bitireceğiz veya 1,5 yılda bitireceğiz' dersiniz, eğer buna sınırsız, süresiz bir yaklaşım koyarsanız o zaman bu sulandırılmış olur Diğerlerinde aynı durumu görüyoruz."
     "Burada ciddi olalım, kararlı olalım. 'Tamam 1 yılda, 1,5 yılda bitiriyoruz' diyelim, bunu bitirelim. Bu Parlamento bunu rahatlıkla bitirebilecek altyapıya sahiptir" diyen Erdoğan, "Üniversitelerimiz de bu işe hazırdır fakat görüyoruz ki bir sulandırma söz konusu. Onun için de Meclis Başkanının burada yapacağı açıklama şu anda beklentimizdir" ifadesini kullandı.
    
"İlla da ABD'deki başkanlık sistemi olacak diye bir şey yok"
    
     Erdoğan, başkanlık sistemiyle ilgili bir soruya ise şu yanıtı verdi:
     "Bu, gerek rahmetli Özal'ın gerek Sayın Demirel'in, onların da sürekli gündeminde olan, konuşulan bir konuydu. Bizim dönemde de zaman zaman medya mensubu arkadaşlarımızın soruları üzerine bunun incelenmesinin, bunun üzerinde durulmasının faydalı olacağını söylemişimdir ve 'benim kanaatim nedir' derseniz, ben başkanlık sisteminden yana olduğumu söylemişimdir. Şu anda da söylüyorum.
     Bunun için illa da ABD'deki başkanlık sistemi olacak diye bir şey yok. Bu konuda dünyada 100'ü aşkın ülkede gelişmiş, gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerde başkanlık sisteminin uygulamaları var. Tüm bunları inceleyip bunlardan şöyle orta noktada bir başkanlık sistemi tezi çıkarılabilir ve ondan sonra da bu referanduma gidilecekse referanduma gidilir veya Parlamentoya sunulacak Parlamentoya sunulur, ondan sonra nihai karar verilir. Bizim olmazsa olmazımız değildir. Eğer Parlamento veya milletimiz 'evet, bu sisteme geçiyoruz' diyorsa bu sisteme geçilir. Çünkü şu andaki mevcut sistemimiz, şöyle geçmişe baktığımız zaman, bizi getirdiği nokta ortadadır. Demek ki bu işin reforme edilmesi gerekir diye düşünüyorum."
    
Filistin sorunu
    
     Başbakan Erdoğan, "(Filistin sorunu neredeyse bir Türk iç siyasetini ilgilendiren konudur) demiştiniz. Türkiye, daha sonraki süreçte bir Filistin-İsrail sorununun çözümü için girişimde bulunacak mı- Bu, ABD'nin desteklediği planda mı yürütülecek-" yönündeki soru üzerine, şöyle konuştu:
     "Biz, bunu adeta bir 'iç meselemizdir' demiyorum ama iç meselemiz hassasiyeti içerisinde bu olaya yaklaşıyoruz. Tabii burada bir gerçek var; öncelikle El-Fetih ve Hamas'ın uzlaşması sürecini, önce bunu başarmamız lazım. Eğer bu uzlaşma başarılmazsa İsrail-Filistin görüşmelerinden bir netice elde edileceğine inanmıyorum yani bugüne kadar El-Fetih bu görüşmeleri sürdürmüştür. Görüldüğü gibi herhangi bir netice alınamamıştır. Son katıldığım Davos bellidir. O Davos'ta Quartet'ın başkanı durumunda olan Tony Blair'e demiştim ki, 'Hamas'ın olmadığı masadan barış çıkmaz' demiştim. O da orada panelde kalktı, 'barışın olabilmesi için Hamas'ın bu sürece katılması lazım' dedi. Tabii o gün bugündür Hamas'ı bu sürece katamadılar."
     Şu anda El-Fetih ile Hamas arasında bir uzlaşı sürecinin başlatılmış durumda olduğunu ifade eden Erdoğan, şöyle dedi:
     "Eğer bu başarılırsa, bu uzlaşıdan sonra İsrail ile yapılacak olan görüşmelerin ben çok daha suretle neticeleneceğine inanıyorum. Bunu başarmak gerekir. Türkiye olarak bizim de bu süreçte yapabileceğimiz çok şeyin olduğuna inanıyorum. Çünkü biz El-Fetih ile de Hamas ile de gayet iyi görüşen ülke konumundayız. Bizim El-Fetih'teki kardeşlerimiz ve Hamas'taki kardeşlerimiz arasında herhangi bir fark söz konusu değildir. Hepsine aynı mesafedeyiz. Biz istiyoruz ki onların birbiriyle uzlaşması, kaynaşması bu İsrail-Filistin görüşmelerini belli noktaya taşıyacaktır."
    
"67 sınırlarına bir defa İsrail'in çekilmesi şarttır"
    
     Quartet'ın Filistin sorunuyla ilgili 4 önerisi olduğuna değinen Erdoğan, "Bu 4 önerinin en önemlisi, bir numarasıdır, o da sınırlar konusudur. Bu sınırlar noktasında 67 sınırlarına bir defa İsrail'in çekilmesi şarttır. Bunu Olmert döneminde Sayın Olmert ile konuştuğumuzda, bu konuda kendisi olumlu yaklaşıyordu. Olmert'ten sonra oluşan oradaki iktidar yapısı içerisinde maalesef çok daha olumsuz yapı meydana geldi. Bu olumsuz yapı içerisinde ters yaklaşımlar oldu. Temenni ederim ki aklı selim de burada sürece hakim olur. Böylece bu sıkıntı giderilebilir" değerlendirmesinde bulundu.
     Erdoğan, eski ABD Başkanı Bush ile de bu konuyu görüştüklerini dile getirerek, şunları söyledi:
     "Bir defa Ortadoğu'da iki devletli yapı hep konuşuldu, yani İsrail devleti ve Filistin devleti. Bunlar istendi. Şimdi bakıyoruz, İsrail devletine 'evet' diyenler, Filistin devletine 'evet' diyemiyor. Hatta İsrail'in kendisi Filistin devletini kabul etmiyor. Şimdi İsrail kendisini Filistin devleti olarak kabul etmediği sürece barışın neyini konuşuyoruz. Barış iki devlet arasında yapılır. O devlet de bütün kurumlarıyla unsurlarıyla her şeyiyle var olur ve öyle kabul edilir. Bunu da görmek bilmek, anlamak gerekir, diye düşünüyorum."
     Başbakan Erdoğan, Suriyeli mülteci sayısı ve bu ülkedeki olaylarla ilgili, "ABD ile uçuşa yasak bölge oluşturma konuşuldu ve ne yanıt aldınız- Bu süreçte ABD, sürecin parçası olacak mı-" yönündeki soruyu, şöyle yanıtladı:
     "Sadece bizim ülkemizde 300 bine yakın mülteci var. Bunların yaklaşık 200 bini çadır kentlerde yaşıyor. Yaklaşık 20-25 bini konteynerde yaşıyor ve 70 bin civarında da kiralık olarak değişik evlerde kalan, 11 vilayete dağılmış vaziyette orada yaşıyorlar. Ama Ürdün'de çok ciddi sayıda Suriyeli var. Lübnan'da aynı şekilde bu dağılmış olan Suriye nüfusu var. Tabii bütün bunların yanında Suriye içerisinde, Suriye'nin farklı illerine göç etmiş durumda olan Suriye vatandaşı var. Bu süreç içerisinde şu anda no-fly-zone ile ilgili olarak bir tespitimizi söylemem gerekir; ABD-Türkiye arasında alınabilecek bir karar değildir. Bunun BM Güvenlik Konseyi'nden geçmesi gerekiyor. Şimdi Cenevre 1, Cenevre 2 ile devam ettirmek gibi süreç söz konusu. Bu konuda şu anda Rusya'nın Cenevre sürecinin devamından yana olduğunu biliyoruz ve gerek Amerika gerek Çin, Türkiye, Arap Ligi ülkeleri, hep birlikte bu sürecin içerisinde yer alarak, fakat takvimin açıklanması lazım ve bu takvim içerisinde Cenevre sürecini devam ettirerek, eğer buradan böyle bir kararın çıkması halinde biz Türkiye olarak üzerimize düşeni yaparız, yapmamız lazım."
    
"BM Genel Kurulu'nda tartışılmalı"
    
     Şu anda Suriye'deki muhalif güçlerin karadaki mücadelede hakim olduklarına işaret eden Erdoğan, şu görüşleri dile getirdi:
     "Suriye'deki sıkıntı, hava hakimiyeti noktasında. Suriye'de rejim füze kullanıyor, şu anda NATO tespitlerine baktığımızda, 283 füze atışı yapmış vaziyetteler ve yine elde edilen bazı bilgiler var ki 'sarin' diye ifade edilen kimyasal da kullanıyorlar. Böyle bir durumu da söz konusu. Tüm bunların şu anda insanlığın önüne getirilmesi lazım. BM Güvenlik Konseyi'nin önüne getirilmeli, hatta BM Genel Kurulu'nda tartışılmalı. Nitekim biliyorsunuz, son olarak bir oylama bu konuyla ilgili yapıldı ve bu oylamada BM Genel Kurulu'nun sürece böyle bir incelemenin başlatılması sürecine olumlu baktığını görüyoruz."
     Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Cenevre süreci için 'ipe un sermek' gibi olduğunu söylemiştiniz. Şimdi bu sürece nasıl bakıyorsunuz- ABD'nin Suriye konusunda çok müdahil olmadığını biliyoruz. Sizin genel izleniminiz nedir- Bir ay öncekinden farklı Washington yönetimi mi var-" yönündeki soru üzerine, şunları kaydetti:
     "Önce ABD ve Avrupa Birliği'nin İran'a yaptırımlar konusunda bu uygulama süreci içerisinde bizim de özellikle ham petrol ithalindeki bir yaklaşımımız vardı ve bu ham petrol ithalini bizler de ciddi manada azalatmış durumdayız. Bunun birçok nedeni var. Fakat şu andaki süreçte de bu azalma zaten devam ediyor. Tabii milletler takdir edersiniz ki kendi menfaatlerini gözeterek, bu tür adımları atarlar. Ben şu anda ham petrolü nereden daha ucuz alıyorsam oraya döneceğim, doğalgazı nereden daha ucuz alıyorsam oraya yöneleceğim. Bu, benim en tabii hakkımdır, ülke olarak. Yeter ki bunu bulabileyim. Şu anda ham petrol noktasındaki hakikaten İran'dan ithal ettiğimiz petrol ciddi oranda düşmüştür. Geçenlerde Petrol Bakanı da geldiklerinde kendileriyle bu konuyu görüştük. 'Bu yaklaşım içerisinde zaten böyle bir sürecin de devamı mümkün değil' dedik kendilerine. Bundan sonra daha da azalır mı konusuna gelince, bunu gerek ihtiyacımız gerekse zaman gösterecektir.
     Cenevre süreciyle ilgili benim ipe un sermek düşüncemle ilgili, doğrudur. Şu anda bizim Cenevre sürecinin uzatılması diye tanımlayacağımız bu süreçte asıl hedefimiz, burada benim fikrimdeki değişme diyebilirsiniz veyahut bir gelişme de diyebilirsiniz. Rusya ile Çin'in de bu sürece katılımını sağlama bakımından kısa süreli bir adım atılabilir. Eğer Cenevre süreci ki dün Sayın Obama orada bir ifade kullandı, Esed'siz bir süreçten bahsetti, Esed'in olmadığı bir süreç zaten birinci Cenevre sürecinin de ana başlıklarından bir tanesiydi. Yoksa Esed'in olduğu bir geçiş hükümetiyle veya onun yönlendireceği bir geçiş hükümetiyle bu işin çözülmesi mümkün değil, bunu zaten muhalifler de kabul etmez. Ama şu anda burada atılan adımlar içerisinde dikkat edilirse Hür Suriye Ordusunun ortaya koymuş olduğu tavır ortadadır, özellikle Suriye'deki koalisyon güçlerinin yeni bir seçimi yapılacak, bu belirlendiği andan itibaren çok daha farklı bir dönem başlayacaktır. Bu farklı dönem içerisinde Rusya ile Çin, onların da bu sürece katılımını getirecek bir 2. Cenevre süreci bizim açımızdan da destek bulmuştur."

KAYNAK:
AA
ETİKETLER:
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER