ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL21°C
Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı
POLİTİKATÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 24 Ocak 2013 Perşembe 23:36

Kabine revizyonuna Arınç'tan ilk yorum


Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bakanlar Kurulu'nda yapılan değişiklikle ilgili, ''Yeni görev alan arkadaşlarımızın da mutlaka başarılı olacağına inanıyorum. Kendilerini tebrik ediyorum'' dedi.

Arınç, CNN Türk televizyonunda yayınlanan Aykırı Sorular programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Bakanlar Kurulu'nda yapılan değişiklikleri nasıl yorumlayacağına ilişkin soru üzerine Arınç, programın önceden planlandığını, gelişmeler üzerine bir araya gelinmediğini belirtti.

Bakanlar Kurulu'ndaki değişikliğin hayırlı olmasını dileyen Arınç, şunları söyledi:

''Yazılıp, çizilip, konuşuluyordu kabinede değişiklik olacağı. Bu tamamen Başbakanın takdirinde olan bir konu. Çalışma arkadaşlarını, ekibini zaman içerisinde bazı değişimlerle karşımıza çıkarıyor.

Ben Mayıs 2009'da Başbakan Yardımcılığına atanmıştım, 4. yılım içerisindeyim. Daha önceki dönemlerde de bazı değişiklikler yapılmış, 3 bakanımız ayrılmış, bir başkası gelmiş. Bazen tek olmuş bazen daha kapsamlı olmuş. Bu dönem için de böyle bir beklenti vardı. Kaldıki sayın Başbakan da 'her zaman her şey olabilir' diye bir işaret vermişti. Ben öncelikle görev yaparken bugün için ayrılmış olan değerli arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Benim 4 yıl hükümet içerisinde görebildiğim kadarıyla, onun öncesinde de takip ettiğim kadarıyla çok başarılıydılar herkes kendi alanında. Şimdi yeni görev alan arkadaşlarımızın da mutlaka başarılı olacağına inanıyorum. Kendilerini tebrik ediyorum.''
    
''AK Parti dinamik, yarışmacı, demokrasiyi benimsemiş bir parti''
    
Arınç, ''Hükümetlerde bir yorgunluk, bir sıkıntı yada bir yüz eskimesi, başarısızlık gibi durumlar mı oluyor- En önemlisi zaman zaman kabine içerisindeki fikir ayrılıkları mı bu durumları doğurur- Önümüzdeki günlerde de böyle başka değişiklikler olması olağan bir süreç midir-'' sorusu üzerine, ''Bütün şıkları alt alta toplayınca son şık hepsi şıkkıdır. Bu söylediklerinizin, söyleyemediklerinizin hepsi bir siyasi parti için geçerlidir'' dedi.

AK Parti'nin dinamik, yarışmacı, demokrasiyi benimsemiş bir parti olduğunu ifade eden Arınç, şöyle devam etti:

''Bu partinin kuruluşunda emeğim geçtiği için parti programının yazılmasında, tüzüğün yazılmasında bilfiil emeğim olduğu için söylüyorum. Biz siyasette yarışmacı siyaset jargonunu benimsemiştik. Yani bu partide görev alan, almak isteyen herkesin önü açık olmalı, başarı onu her yere getirebilmeli. Önüne engel çıkarılmamalı. Bu süreç içerisinde değişim ve dönüşüm zorunludur. Yani bu bir siyasi taktik olduğu kadar herkesin aklıyla bulabileceği bir metottur. Yani herkes aynı noktada sürekli kalamaz kalmamalı.

Kamuoyunun en çok tartıştığı nedir- 3 dönem üst üste milletvekilliği yapanların en azından bir dönem ara vermesi. Bu aslında bu düşüncemizin bir ürünüdür. Belediye başkanları, il başkanları, il yönetim kurulları içerisinde yer alanlar da her kongrede mutlaka yüzde 30, yüzde 40 değişime uğramaktadır.''

Bakanların hükümet içerisinde kendi alanlarında projeleri, yapmak istedikleri ve ekipleri olduğunu, bu çalışmalarını süreç içerisinde de başarıyla yürüttüklerini belirten Arınç, zaman içerisinde partide başka isimlerin de bakanlık yapabileceğini söyledi.

Arınç, ''Çünkü bu insanlardan istifade etmek gerekir. Siyasi gereklilik olabilir. Yani o kişinin bakan olmasının o il için, parti teşkilatı için ayrı bir anlamı vardır veya bir başkası bekler. Çünkü ben mesela 2009 mart ayında yapılan genel mahalli seçimlerden sonra hükümet değişikliği yapılmıştı. Ben o zaman göreve başlamıştım. Şimdi 2011 seçimleri geçti yeni bir hükümet kuruldu ve ilk değişikliğini şimdi yapıyor. Onun zamanlaması ihtiyaçlara göre'' diye konuştu.

''Yadırganacak bir şey yok'' denilmesi üzerine, ''Hiç yadırganacak bir şey yok'' dedi.
    
''Bakanlığında başarılı''
    
''Türkiye'de toplumsal mutabakatın büyük oranda olduğu Kürt sorununu aşma yönteminiz Türkiye'nin genelinde karşılık buluyor. Burada kritik isimlerden birisi İdris Naim Şahin'di. Pek çok sebepten dolayı Sayın Şahin'in daha milliyetçi bir politika izlediği söyleniyordu. Muammer Güler Bey'in bütün kesimlerle diyalog kurabilen ve sanki Kürt meselesi sürecinde bir simgesi, anlamı varmış gibi geldi. Bu yorumlama doğru mu- Siyaseten artık İdris Naim Şahin bey bir yük haline gelmiş miydi-'' şeklindeki soru üzerine Arınç, bu soruya cevap vermesinin etik olmayacağını söyledi.

Arınç, şöyle konuştu:

''Parlamentoda ve hükümette birlikte çalıştığımız arkadaşım için kamuoyunda, basında veya bir başka yerde yapılan tartışmalara benim taraf olmam söz konusu olamaz.

Ancak İdris Naim Şahin arkadaşımız mülkiye kökenli bir arkadaşımızdır. Kaymakamlık yapmıştır. Daha sonra büyükşehir belediyesinde çalıştı. Partimizin uzun yıllar genel sekreterliğini yaptı ve haklı olarak bir bakanlığa atandı. Bakanlığı belki kısa süreli oldu ama bu süre içerisinde ben bakanlık teşkilatı içinde genel kabul gördüğüne inanıyorum. Ama gazetelerde yazılan, kendi konuşmaları, o konuşmalar sebebiyle birilerinin onu eleştirmesi konusu tamamen vicdanların takdir edeceği bir konu. 'Bu görev değişikliğinin onlarla irtibatı var mı, yok mu' derseniz. Vardır desem de yoktur desem de bu benim ağzımdan çıkacak bir söz değil. Ben İdris Naim Şahin arkadaşımızın bakanlığında başarılı olduğunu, en azından bakanlık teşkilatının Emniyet Genel Müdürlüğü de olmak üzere, valiler de olmak üzere, kaymakamlar da olmak üzere onun kişiliğinden ve bakanlığından memnun olduğunu biliyorum.''
    
''Yadırganacak bir isim değil''
    
Arınç, ''Sayın Güler'in bugüne gelmesiyle birlikte biz dün çok tartışılan Sayın Başbakan'ın da bir uyarı tonunda yaptığı 'Türkiye'nin Başbakanına eğer siz bomba yağdırıyor derseniz bu iş olmaz' dediği süreçte yine de bir olumlu zeytin dalı olarak görebilir miyiz. Tırnak içinde Kürt sorununda barış arzusu AK Parti açısından devam edecek mi-'' sorusu üzerine, ''İsim olarak Muammer Güler Bey'e kimsenin itirazı olmaz. Çünkü uzun yıllar idarecilik yaptıktan sonra yine uzun yıllar İstanbul Valiliği yaptı. 15 milyonluk nüfusu olan bir kenti başarıyla yöneten bir insan. Şu anda da milletvekili olduktan sonra İçişleri Komisyonu Başkanı oldu'' dedi.

Muammer Güler'in güler yüzlü olduğunun söylenmesi üzerine de Arınç, ''Güler yüzlü bir insan. Medeni ilişkileri var... Ben iyi bir isim olduğunu düşünüyorum diğer bütün arkadaşlarım gibi. Yadırganacak bir isim değil. Bunun sayın Başbakanımız açısından nasıl bir anlamı vardır bilemem ama ben de hükümette bulunan biri olarak İçişleri Komisyonu Başkanlığı yapmış, valilik yapmış ve mülki amirliği konusunda kendisinden sitayişle bahsedilen bir insanın tanıdığı bir kurumda bakan olmasını çok tabii görüyorum.''

 

 

 

 

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Sayın Kılıçdaroğlu, partisine hakim değil, görebildiğim kadarıyla. Belki bilerek dün akşam orada olmadı. Çünkü alanı tamamen onlara terk etmişlerdi. 2 grup başkanvekilinin ikisi de orada yoktu'' dedi.

İmralı ile MİT'in başlattığı görüşme sürecini çok olumlu bulduğunu belirten Arınç, böyle bir sürecin başlamış olmasının medyanın çoğu tarafından desteklendiğini söyledi. MHP dışındaki siyasi partilerin bu konuda olumlu bir beklenti içinde olduğunu ifade eden Arınç, bazı grup ve derneklerin muhalefetlerinin ise çok güçlü olmadığını söyledi. Arınç, şöyle devam etti:

''Dolayısıyla eğer terör bitecekse, örgüt silahlarını bırakıp, Türkiye dışına çıkacaksa, onun sonrası da bir şekilde planlanacak, sonunda Türkiye yıllardır maddi, manevi büyük kayıplar verdiği terör konusundan kurtulmuş olacaksa, bazı batılı ülkelerin yürüttüğü ve başardığı önemli noktaları da dikkate alarak, bir Türkiye örneğinde yeni, bazı olumlu hedeflere de varmak suretiyle bir netice alabileceksek bu, Türkiye'nin çok büyük bir şansı olur, Türkiye adeta uçar. Halk memnun olur, artık kandan, gözyaşından kimse bahsetmez ve insanlar bugüne kadar çektikleri eziyetleri ve şikayetleri kenara koyar, ümitle birbirini kucaklar. Bu umut var.''
    
''Meydan Ülker Tarhan'a ve onun ekibine kalmıştı''
    
TBMM Genel Kurulu'ndaki görüşmeler sırasında yaşananları ''çok acıydı'' diye tanımlayan Arınç, ''Ancak CHP Grubu'nu tanımakta zorluk çektim. Büyük bir endişe duydum. Bütünlük vardı. 30-35 kişi tam bir bütünlük içindeydi ama bu bütünlükçü grup tam bir ulusal söylem içerisinde, tam bir ırkçı tutum içerisinde, birbirlerini adeta ezercesine kürsüye koşan, bağıran, çağıran ve MHP'lilerin kendilerini aynı şekilde alkışladıkları bir gruptu. 130 kişilik parti grubundan 100'ü kaçmış gitmiş, 30'u orada kalmıştı'' dedi.

Başında Emine Ülker Tarhan'ın olduğu bu grubun, ''Yeni CHP'' jargonuna hiç uymadığını ifade eden Arınç, ''Sayın Kılıçdaroğlu'nun orada olmasını, parti içindeki bu tavrın, bu damarın ne kadar güçlü olduğunu görmesini isterdim. Maalesef orada biraz bunları seyredip, ondan sonra ayrılan 3-5 kişiyi de adeta zihnime not ettim. En azından biri bugün istifa eden milletvekiliydi'' diye konuştu.

Akşam gördüğünün sosyal demokrat bir parti olmadığını dile getiren Arınç, şunları söyledi:

''Kemalist, laik, solcu, belki de faşist damarı çok ortaya çıkmış... Çok tuhaf kavramlar... Tam bir bulamaç ortaya çıktı. Sonunda ulusalcılık gibi karşımıza çıktı. Akşamki tablo böyleydi. Sayın Kılıçdaroğlu, partisine hakim değil, görebildiğim kadarıyla. Belki bilerek dün akşam orada olmadı. Çünkü alanı tamamen onlara terk etmişlerdi. İki grup başkanvekilinin ikisi de orada yoktu. Meydan, Ülker Tarhan'a ve onun ekibine kalmıştı. En azından tutanakları bugün veya yarın okurlarsa ekibinin dün ve evvelsi gün genel kurulda neler söylediklerini CHP'nin Genel Başkanı'nın görmesi gerekir.''

Arınç, dün akşamki olayın basit bir şey olmadığını, Kılıçdaroğlu'nun bu konu üzerine eğilmesinde fayda bulunduğunu dile getirerek, ''Bunlar sağa sola, topu taca atarak geçiştirilecek basit şeyler değil. Parti içerisindeki bir damarın partide Kılıçdaroğlu'ndan da memnun olmadığını gösteren bir tablo var'' dedi.
    
''Yedi ceddim Türk'tür ama Türkçü değilim''
    
Başbakan Yardımcısı Arınç, bir soru üzerine, Türkiye'de farklı etnisiteye sahip pek çok grup olduğuna işaret ederek, bunların birini diğerine tercih etmenin doğru olmadığını söyledi. Arınç, ''Hayatımın hiçbir safhasında cicu, cucu olmadım. Bir yörük ailenin çocuğuyum, ceddim, yedi ceddim Türk'tür ama Türkçü değilim. Karşımda bir Kürt'ü kabul edebilirim ama Kürtçü olmasını hazmedemem'' diye konuştu.
    
''Türkiye'nin kendisini koruma amaçlı tedbir alması, çok doğru bir davranış''
    
Patriotların Türkiye'de konuşlanmasının savunma amaçlı olduğuna yürekten inandığını vurgulayan Arınç, Suriye'nin füze imkanlarına sahip olduğunu söyledi. ''Böyle bir saldırıya karşı Türkiye'nin kendisini koruma amaçlı tedbir alması, bence çok doğru bir davranış'' diyen Arınç, en akılcı tedbirin NATO'nun elinde bulunan imkanların Türkiye'de konuşlanmasını temin etmek olduğunu bildirdi.

CHP'nin Suriye'de yaşananlarda Esad'ın yanında yer aldığını ifade eden Arınç, ''Dolayısıyla aldığımız bu tedbirleri de hoş görmeleri de mümkün değil'' dedi.

Arınç, CHP ile Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed arasındaki ilişkiyi ''duygusal'' olarak nitelendirdi ve ''Mezhepsel yaklaşım dersem, bunun altından başka feryatlar yükselir'' ifadesini kullandı.

Esad halkına silah doğrulttuğu zaman kendisine ikazlar yapıldığını dile getiren Arınç, muhalefetin sesini yükseltmesinin her ülkede olabileceğini ancak buna karşı alınan tedbirlerin de demokratik olması gerektiğini söyledi.

Deniz Kuvvetleri'nde Donanma Komutanı Oramiral Nusret Güner'in görevinden ayrıldığı yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine Arınç, Güner'i tanımadığını, komutanın istifasının ne anlama geldiği bilecek durumda olmadığını belirtti.
    
''Oflamalarıyla ağlamalarıyla kalacaklar''
    
''Artık Türkiye'de darbe tehdidi tamamen ortadan kalkmıştır diyor musunuz-'' sorusuna Arınç, ''Ben inanıyorum'' karşılığını verdi.

''İnsanlar düşünemez bile diyor musunuz-'' denilmesi üzerine Arınç, şöyle konuştu:

''Düşünen çok olur. Şimdi içinden ne kadar geçirenler vardır. Olmaz mı- 3-5 kişi mutlaka olacaktır ama oflamalarıyla ağlamalarıyla kalacaklar. Çünkü böyle bir şeyi gerçekleştirmek fiilen de mümkün değil. Artık Türkiye'nin geldiği nokta, içinde bulunduğumuz konjonktür, yaşadığımız pek çok olay bunu gerçekleştirecek bir gücün olmadığını bize gösteriyor. Bu, Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından bence çok önemli bir nokta.''

Nabi Avcı'nın Milli Eğitim Bakanlığı'na getirilmesini nasıl değerlendirdiğine ilişkin soru üzerine Arınç, Ömer Dinçer'in bakanlığında önemli çalışmalar gerçekleştirdiğini, Nabi Avcı'nın da bu dönemde Milli Eğitim Komisyonu Başkanlığı görevini yürüttüğünü söyledi.

Arınç, ''Sayın Avcı, bence Milli Eğitim'de belki yeni bir yüzle yeni bir adımla ama Ömer Dinçer'in yaptıklarını da inkar etmeden yoluna devam edecektir. Başarılı olacağını düşünüyorum. Ömer Dinçer'in, kuralları ve prensipleri çok önemli olduğu için, 700 bine yakın öğretmeni olan, birkaç milyonluk personeli olan binlerce okul, binlerce idareci, eş durumları, yeni atama bekleyen öğretmenlerle çok üzüldüğünü, çok sıkıldığını da biliyorum. O, prensiplerinden taviz vermemişti. Onu başarısızlığı sebebiyle değil, belki Sayın Başbakanın dikkat ettiği başka bir husus sebebiyle bu sefer bakanlıktan biraz dinlenmeye tercih etmiş olabilir'' diye konuştu.

Kendisine yönelik suikast girişimine ilişkin soruya karşılık Arınç, konunun 4. yılına girdiğini söyledi. O tarihte konuyla ilgili Emniyet Genel Müdürü'nden bilgi aldığına değinen Arınç, şöyle dedi:

''Bunun üzerine 2 gram koyabilmiş değilim. Düşünün benim bir siyasetçi sıfatım var, hükümette görevim var. Soruşturmayı yürüten savcıyla telefonla veya bizzat giderek, onu davet ederek görüşme yapsam Türkiye ertesi gün yıkılır. 'Talimat mı verdi- Olay hakkında neler konuştular-' O yüzden yüzünü görsem tanımam. Telefonla da konuşmadım. Davet etmek veya gitmek ihtiyacını da duymadım. Çünkü Türkiye'de bunların hepsi yanlış anlaşılabilir.''

Arınç, konunun Bakanlar Kurulu'nda gündeme gelmediğini belirterek, ''Benim haricen gazetelerde okuduğum kadarıyla sadece benimle ilgili olmadığı, başka bakanlarla ilgili de gözetleme yapıldığı, hatta İlker Başbuğ'un bir subayı takip için görevlendirdiği hep yazılmıştı. Güya bazı krokiler bulunmuştu ama ben iyi biliyorum ki o iki kişi sivil bir araçla sivil bir kıyafetle gelmişlerdi. Özel Harp Komutanlığı'nda görevliydiler. Çünkü elde edilen belgeler onları vermişlerdi. Araba kiralanmıştı ve evimin etrafında belki 8-10 gün gözetleme yapıldığını da kendileri inkar etmediler'' diye konuştu.

''İlker Başbuğ ile çalıştığınız için soruyorum. Böyle bir şeyi ona kondurur musunuz-'' sorusuna Arınç, ''Hayır, ben onlardan şunu bekledim. O zaman de söyledim. En azından bir geçmiş olsun diyebilirlerdi bana'' yanıtını verdi.

''O zaman kuşkunuz arttı'' denilmesi üzerine Arınç, ''Kuşkumuz artmadı, ben bunları doğal karşılıyorum. Bir dönemin yaşadığımız olaylarından biri olarak görüyorum. 5 yıl Meclis Başkanlığı yaptım. Bugün ortaya çıkarılan pek çok şey hakkında bizim de kulağımıza bazı şeyler geliyordu'' dedi.
    
''Ağlamayan insandan korkarım''
    
Arınç, zaman zaman gözyaşı dökmesine ilişkin yorumlara yönelik soru üzerine de ''Bununla ilgili yorumlarda insanı incitecek çok şey var. Meclis'te hakkımda gensoru verilmiş, muhalefet partilerinden CHP ve MHP temsilcileri hiç utanmadan, yüzleri kızarmadan 'ağlamadan sorumlu başbakan yardımcısı' diyor'' diye konuştu.

Bu durumun bir zaaf olup olmadığı yönündeki soruyu da Arınç, ''Şöyle bir zaaf olabilir. Devlet adamı metin olmalı, cesur olmalı. İçindeki hisleri saklayabilmeli'' diye yanıtladı.

''Tam tersini düşünemez miyiz- Merhamet duygusu olan ağlayan bir insan...'' denilmesi üzerine Arınç, ''O zaman Kılıçdaroğlu'na niye sormadınız- Çünkü ağlayan Genelkurmay Başkanı'nı eleştirmişti'' dedi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, şunları kaydetti:

''Ben ağlayamayan insandan korkarım. Hep gülen, kahkaha atan ama hiç ağlayamayan insanın bir eksikliği vardır. O eksikliği tespit ettim ama onu ekranda konuşamam. Çünkü o insanların mutlaka bir yerde bir defosu var. Biliyorum ben bunları, hayatlarında öyle bir defoya sahip ki bu insanlar ağlayamıyor. İnsanları tanırsanız bunu çözersiniz. Ağlamak insani bir duygu. Her yerde ağlamak belki hoş değil ama tutamıyorum kendimi. Bir çocuğu görsem bazen ağlamaklı oluyorum, kendi oğlum aklıma geliyor. Bir mutluluk görsem seviniyorum, ağlamak istiyorum, üzüntüyü paylaşmak istiyorum ama ciddi bir devlet adamı böyle bir görüntü içerisinde her zaman olmamalı. O zaman da 'eksiklik mi' diyorum. Çünkü metin olmak herkesin gözyaşı döktüğü bir yerde belki daha cesur, daha dirayetli görünmek daha faydalı olabilir. Ama kendimi değiştirecek halim yok.''

KAYNAK:
AA
ETİKETLER:
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER