ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL9°C
Yağışlı
POLİTİKATÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 05 Nisan 2013 Cuma 01:40

''İstanbul'da ne varsa Diyarbakır'da da o olacak dedik''


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, terör sorununun sadece iç barışı, toplumsal bütünlüğü, huzur ve esenliği tehdit etmediğini, aynı zamanda Türkiye'nin bölgesel etkinliğini, 2023 hedeflerini, büyük zorluklarla sağlanan güven ve istikrarı da riske attığını belirterek, ''Çözümsüzlüğü çözüm görenlerin anlamadığı gerçek, bu yaklaşımın miadını doldurduğu, bu anlayışın artık sürdürülebilir olmadığıdır'' dedi.
     Erdoğan, Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi'nde gerçekleşen ''Çözüm Süreci Akil İnsanlar Heyeti İstişare Toplantısı''nın açılışındaki konuşmasında, hükümet olarak sivil toplumun, kanaat önderlerinin ve farklı toplum kesimlerinin katkı ve eleştirilerini rehber edinerek süreçleri işlettiklerini, demokratik katılım kanallarını açık tuttuklarını, en geniş mutabakat ve istişare ile hareket ettiklerini, uzlaşı ve diyaloğa büyük önem verdiklerini anlattı.
     AK Partili olsun veya olmasın, kendileri gibi düşünsün veya düşünmesin, ileri demokrasi hedefine, hakkın ve hukukun üstünlüğüne inanan her kesimin enerjisini bir araya getirmenin gayreti içinde olduklarını, büyük bir demokratikleşme hamlesi başlattıklarını ifade eden Erdoğan, ''Akil İnsanlar Heyeti''nin çok farklı kesimleri temsil ettiğini, farklı düşüncelerden oluştuğunu belirtti.
     Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
     ''Etnik kökenler, inançlar, mezhepler, ideolojiler her ne olursa olsun, burada bulunan herkes bir sorunun var olduğunu ve acilen çözülmesi gerektiğini kabul ediyor. Bizim ortak paydamız da esasen budur. Biz Türkiye sevdalıları olarak, Türkiye'nin sorunları olduğuna ve bunların acilen çözülmesi gerektiğine inanan kişiler olarak buradayız. Türkiye'nin can alıcı, can yakıcı bir meselesinde her ne şekilde olursa olsun çözüm arayışlarının uzağında kalmak için hiçbir bahane geçerli olmaz. Kan akmaya devam ederken her bahane teferruattır. Terörün sebepleri, sonuçları, çözüm yöntemleri ve çözüm muhtevası konusunda herkes fikir ve değer dünyasına göre farklı perspektifler ortaya koyabilir ama hepimizin ittifak edebileceği konu, kanın durmasıdır, hakkın ve hukukun üstün tutulmasıdır, ileri demokrasinin hayat bulmasıdır.
     Silahı, terörü, şiddeti, çatışmayı, ölümü değil demokrasiyi, hakkı, hukuku, siyaseti, hayatı önemseyen herkesin yapması gereken, taşın altına elini koymak, sorumluluk üstlenmek, yanlış gidişe 'dur' demektir. Bu salonda bulunan insanlar sadece akil değil aynı zamanda cesurdur, yüreklidir, idealisttir, barış severdir. Böyle bir tablonun oluşması, en başta Türkiye'yi yüreklendirmiş, milletimizi umutlandırmıştır. Çok farklı kesimlerden insanların bir arada bulunması, ortak bir fotoğraf vermesi, sorunun çözümüne ilişkin umutları daha da yeşertmiştir. Çözümün değil sorunun parçası olanların yaptıkları, yapacakları eleştiriler, bizim umudumuzu, irademizi, kararlılığımızı kesinlikle zayıflatmaz. Kanı, gözyaşını durdurmak, Türkiye'yi daha yaşanabilir bir ülke, birinci sınıf demokrasiye sahip bir ülke yapmak için birlikte çalışmak arzusundayız. Bu heyeti nasıl halis niyetlerle, samimi niyetlerle oluşturduysak, aynı halis, samimi niyetlerle toplumdaki algıyı da değiştirmek, toplumu çok daha sağlıklı şekilde bilgilendirmek durumundayız.''
     Neler yapılacağı, nasıl bir yol izleneceği, hangi takvim çerçevesinde ilerleneceği konusunda bazı düşünceleri olduğunu ancak yolun ve yöntemin çizilmesi konusunda heyet ve heyetin istişarelerinin asıl belirleyici olacağını belirten Erdoğan, 7 coğrafi bölge için gruplandırma, her grup için bir başkan, bir başkanvekili ve bir sekreter belirlendiğini, bu yapı içindeki çalışmaların, izlenecek yolun, bugünkü ve sonraki toplantılarda çok daha net zemine kavuşacağını söyledi.
     Erdoğan, bu tür bir heyete neden ihtiyaç duyulduğu, heyetten beklentilerinin ne olduğu, çözüm sürecindeki amacın, istikametin, yöntemin, bulunulan noktanın ne olduğu sorularına da en kısa sürede cevap vermek arzusunda olduklarını ifade etti.
    
     -''İstanbul'da ne varsa Diyarbakır'da da o olacak dedik''-
    
     Türkiye'nin terör ve şiddet nedeniyle 40 bine yakın insanını toprağa verdiğini kaydeden Erdoğan, ''Sorunun ekonomik, sosyal ve siyasi faturasıyla ilgili yapılan tahminleri biliyorsunuz. Bu sorun, sadece iç barışımızı, toplumsal bütünlüğümüzü, huzur ve esenliğimizi tehdit etmiyor, aynı zamanda bölgesel etkinliğimizi, 2023 hedeflerimizi, büyük zorluklarla sağladığımız güven ve istikrarı da riske atıyor. Çözümsüzlüğü çözüm görenlerin anlamadığı gerçek, bu yaklaşımın miadını doldurduğu, bu anlayışın artık sürdürülebilir olmadığıdır. Çözüme karşı olanların önerisi, açıkça ölümlerin devam etmesi, Türkiye'nin kan kaybetmeyi sürdürmesidir. Biz ülkemize ve milletimize bu faturayı ödetmek istemiyoruz. Her yıl belli sayıda şehit vermeyi, büyük bedeller ödemeyi sineye çeken, kabullenen bir anlayış, ne insanidir ne de vicdanidir'' diye konuştu.
     Erdoğan, hükümetlerin, siyaset ve siyasetçilerin yapabileceklerinin belli ve sınırlı olduğuna dikkati çekerek, özellikle psikolojik havayı, sosyal dokuyu terörden arındırmak için herkesin sorumluluk üstenmesi gerektiğinin altını çizdi.
     Başbakan Erdoğan, 10 yıl boyunca kararlılıkla, engelleyenlere, saldıranlara inat doğu ve güneydoğuya ''inanılmaz'' hizmetler götürdüklerini kaydederek, şöyle devam etti:
     ''İstanbul'da ne varsa Diyarbakır'da da o olacak dedik. Yol, baraj, konut, okul, üniversite, hastane, ambulans, havalimanı ne lazımsa onu bölgeye kazandırdık, kazandırıyoruz. Hükümet, devlet olarak, o bölgeyi şefkatle kucaklıyoruz. 10 yıl önce acaba 'Hakkari'ye havalimanı gidecek' deselerdi inanır mıydınız- 'Iğdır'a havaalanı gidecek, orada da havaalanı yapılacak' veya 'Şırnak'a havalimanı yapılacak' deselerdi, inanır mıydınız- Iğdır'ı açtık. Yıl sonu itibariyle de Şırnak ve Hakkari'yi, Yüksekova'da yapılıyor, onları da açacağız.
     Tehditlere rağmen, iş makineleri yakılmasına rağmen... Bir taraftan yakılıp yıkılıyor, öbür taraftan biz yine yapmaya devam ediyoruz. Son 10 yılda bölgeye yaptığımız yatırımların miktarı 40 milyar liraya yaklaştı. OHAL'i kaldırdık. Bölgeyi dolaşırken oradaki bütün kardeşlerimizin bize söylediği şuydu; 'Olağanüstü hali kaldırın, biz sizden başka bir şey istemiyoruz'. Biz OHAL'i kaldırdık. Hemen geldiğimiz ay kaldırdık. Devlet güvenlik mahkemelerine son verdik. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğini sivilleştirdik. Emasya protokolünü kaldırdık. Doğu ve güneydoğuda günlük yaşamı kolaylaştıracak adımlar attık. Maddi ve manevi olarak yaraları sarmanın mücadelesi içinde olduk. İsimler, film, dizi, tiyatro üzerindeki dil yasaklarını kaldırdık. Farklı dil ve lehçelerde yayının, seçmeli eğitimin, savunma hakkının önünü açtık. Benzeri birçok adımları attık. En önemlisi, inkar, ret ve asimilasyon politikalarına son vererek, büyük bir zihniyet devrimini gerçekleştirdik. Halkı küçümseyen, halkın değerlerini hor gören, farklılıkları reddeden, ötekileştiren, ayrıştıran anlayış bizimle birlikte yerle bir oldu. Kucaklayan, kabullenen, sahip çıkan, empati yapan bir anlayışı getirdik ama bunlar yetmiyor.''

KAYNAK:
AA
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER