ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL18°C
Sağanak Yağışlı
POLİTİKATÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 24 Eylül 2013 Salı 22:32

"İdeal Türk Gençliğinin Nitelikleri" konulu makale yarışması ödül töreni

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Necip Fazıl, davasının haklılığına inanan, inandığı uğruna canını ortaya koyan, inancı uğruna özgüven içinde olan, bunu yaşayan ve öğreten bir rehberdi. İlahi mesaj neydi; 'İnanıyorsanız muhakkak üstünsünüz.' Necip Fazıl'ın tüm hayatı işte bu düsturun, ayeti kerimenin ruhundan ve pratiğinden ibaretti" dedi.


Erdoğan, Birlik Vakfı tarafından düzenlenen, "Büyük Doğu Düşüncesi ve Necip Fazıl Kısakürek'in Eserlerinde 'İdeal Türk Gençliğinin Nitelikleri" konulu makale yarışmasının ödül töreninde, Birlik Vakfı Ankara Şubesi ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği yetkililerine düzenledikleri anlamlı program için teşekkür etti.

Etkinlik vesilesiyle "Çöle İnen Nur" kitabını yeniden "enfes" şekilde neşrettikleri için Vakıf ve TOBB yöneticilerini, makale yarışmasına katılan gençleri ve birinci olan Mirza Şamil'i kutlayan Erdoğan, "Mirza Şamil evladımıza özelikle kalbimin derinliklerinden gelen ifadeyle teşekkür ediyorum, gözlerinden defaatle öpüyorum. Mirza'yı dinlerken şunu gördüm, artık gözümüz açık gitmeyecek inşallah. Üstadı çok iyi anladığını gördüm, üstadın dilini çok iyi yakaladığını, mefkuremizi ifade edebilecek bir çapta, kalitede gördüm ve inanıyorum ki Mirza Şamiller olduğu müddetçe bizim geleceğimizi kimse karartamayacaktır" diye konuştu.

Yarışmada birinci olan Şamil'İn ailesine ve hocalarına da teşekkür eden Erdoğan, buluşma vesilesiyle Necip Fazil Kısakürek'i de bir kez daha rahmetle andığını, Allah'ın onu cennetiyle taltif etmesi için dua ettiğini söyledi.
Başbakan Erdoğan, Necip Fazıl Kısakürek'i izah ve tarif etmenin, hakkında konuşmanın çok çetin bir mesele olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

"Eserlerini okuduğum, eserlerinden ziyadesiyle müstefid olduğum, daha da ötesi kendisini tanımak ve kendisiyle yol arkadaşlığı diyemeceğim ama izinde yürüme fırsatını yakaladığım Necip Fazıl'ı izah etmek, onun hakkında konuşma, onu tarif etmek bizler için gerçekten çetin bir mesele. Sene 1975, Üstad'a Milli Türk Talebe Birliği bir jübile yapacak. İşte biz o zaman cılız, Mirza kadar olmasa bile, işte biraz daha ondan şöyle böyle boyu bosu yerinde bir genç. Takdimi yapacak, şiirlerinden şöyle bir demet sunacak gençler aranıyor. İki arkadaş seçildik ve diğer arkadaşım çok uzun bir methiye sunmuştu, 4 A4 sayfası, ben de kısa bir ifadeyle 'bizi 4 kıta, 7 iklim hakim kılan ruhun mimarı' diye Üstadı takdim etmiştim. Zaten daha fazla dinlemedi, ondan sonra 'beni bu genç takdim etsin' dedi. Şiirlere geldik, şiirlerde de Zindandan Mehmet'e Mektubu fakire emretti, onu da biz okuduk. Muhteşem bir geceydi, unutulmaz bir geceydi. O zaman gecelerimizin heyecanı, coşkusu çok çok farklıydı. Milli Türk Talebi Birliği'nin konferans salonu veyahut da şu anda Lütfi Kırdar diye bildiğimiz yer o zaman İstanbul'un tek kapalı spor salonuydu oralar bizim toplantı merkezlerimizdi, oralarda gerçekten tıklım tıklım oraları doldururcasına gecelerimizi yapardık ve geleceğe yönelik bütün heyecanımızı, aşkımızı oralarda tazelerdik."

-"Necip Fazıl'ı bir tek cümleyle bir tek sıfatla takdim etmek asla mümkün değil"

Necip Fazıl'ı bir tek cümleyle bir tek sıfatla takdim etmenin aslında mümkün olmadığını ancak Kısakürek'in bir başka tevazu gösterdiğini anlatan Erdoğan, "Halbuki üstadı anlatanlar mütevazı olmadığını, tam aksine hep gururlu, kibirli olduğunu söylerler ama orada da tam aksine 4 A4 safyası okunmaya başlanınca 3. sayfada kestirdi, çok da manidar bir ifadeyle kestirdi, onunla kesip attı. Sıra bize geldi biz de bir cümleyle üstad işi bize yıktı" dedi.

Başbakan Erdoğan, Necip Fazıl'ı sadece eserleriyle hayatıyla tahlil edebilmenin de mümkün olmadığına dikkati çekerek, Kısakürek'in, muarrızlarının, muhaliflerinin dahi okuduğu, izlediği, hakkında söz söylediği tarihteki çok müstesna şahıslardan biri olduğunu söyledi.

"Bir şairdi, bir muharrirdi, mütefekkirdi, sanatçıydı, kimi zaman sanık, kimi zaman mahkumdu, kimi zaman sevginin, kimi zaman öfkenin merkezindeydi" diyen Başbakan Erdoğan, Kısakürek'in "Çerçeve" adlı eserinde şahsına yapılan tüm yakıştırmaları, tüm sıfatları tek tek alt alta dizerek, kendini "bana göre ben, tek müdafaa kelimesi olmayan ve şahsına her ne kadar süfliyet çamuru atılıyorsa hepsini gayesinin ulviyetinden bilen basit ve alelade adamcağız" diye tarif ettiğini anlattı.

"Necip Fazıl Kısakürek, kendi tarifiyle bir adam hem de adam gibi bir adamdı" ifadesini kullanan Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Hiç sarsılmayan bir çizgisi, değişmeye istikameti vardı, uğruna hayatını vakfettiği bir davası, o dava uğruna canından, serinden, hürriyetinden geçtiği ulvi bir gayesi vardı. Üsdat Necip Fazıl'ın bir yönüne özellikle vurgu yapmak arzusundayım, bütün hayatını yazı yazarak geçirdi ve geride de çok sayıda eser bıraktı. Çok sayıda şiiri, hikayesi, makalesi, tiyatro eserleri, güncel yazıları var, bütün hayatını adeta ders vermekle konferanslarla geçirdi. Çok sayıda tavsiyesi, öğütü, ibretlik kitapları var ama Necip Fazıl Kısakürek bize özellikle de her devrin genç nesillerine o eserlerinden çok daha değerli bir eser bıraktı. Necip Fazıl'ın duruşu, tavrı, edası, özgüveni, davasına olan sadakati, davası uğruna kendi deyimiyle kalemine mürekkep yerine ciğerinden kan çekerek ortaya koyduğu çilesi, kendi başına en büyük eserdi. Herkesin sustuğu, susturulduğu bir ortamda Fazıl, cesaretle konuşuyordu. Herkesin kalemini sattığı ya da kiraladığı bir ortamda, bu dönemde de var ya, Necip Fazıl kalemini titretmiyordu. Herkesin kaçtığı davada Necip Fazıl 'ben varım' diyerek ortaya çıkıyor, 'benim olmadığım yerde Türkiye yoktur' diyebiliyor, elini, kolunu, gövdesini hatta canını ortaya koyabiliyordu.

Herkesin korkutulduğu, sindirildiği, herkesin başını öne eğdiği bir dönemde Üstad Necip Fazıl, davasından aldığı güçle dimdik duruyor, ulaşabildiği herkesi de gururla ayağa kalkmaya çağırıyordu. Necip Fazıl, en zor zamanlarda, Anadolu'nun saf çocuğu Sakarya'ya, yani Anadolu'ya, Trakya'ya, Türkiye'ye hatta tüm Doğu'ya 'yüzüstü çok süründün ağaya kalk' diye haykırabiliyordu. Nefsini kendi deyimiyle Allah diyen çobanın ayak tozundan bile aşağıda görüyordu ama Allah'ın, onun peygamberinin ve dininin düşmanları karşısında başı dik, onurlu, şerefli olmayı, hatta kibirli olmayı bir sadaka olarak ruhunda yaşıyor ve yaşatıyordu. Necip Fazıl, işte bunun için önemlidir. Necip Fazıl, davasının haklılığına inanan, inandığı uğruna canını ortaya koyan, inancı uğruna özgüven içinde olan, bunu yaşayan ve öğreten bir rehberdi. İlahi mesaj neydi; 'İnanıyorsanız muhakkak üstünsünüz.' Necip Fazıl'ın tüm hayatı işte bu düsturun, ayeti kerimenin ruhundan ve pratiğinden ibaretti. Ben iddia ediyorum ki Üsdat Necip Fazıl, bütün hayatı boyunca bütün eserlerinde, konferanslarında muhataplarına 'İnanıyorsanız muhakkak üstünsünüz' düsturunu aşılamanın mücadelesini verdi. Fazıl'ın derdi, çilesi buydu, ruhunda fırtınalar estiren, zihnine afakanlar bastıran davası ve gayesi buydu."

KAYNAK:
AA
ETİKETLER:
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER