ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Kuvvetli Sağanak
POLİTİKATÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 02 Kasım 2013 Cumartesi 16:31

Erdoğan: Türkiye'de yaşananlar bir normalleşmedir

Erdoğan: Türkiyede yaşananlar bir normalleşmedir


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’de yaşananların tam anlamıyla bir normalleşme olduğunu söyledi. Erdoğan, "Normal olan dillerin yasaklanması değil, yaşayan her dilin özgürce konuşulmasıdır. Normal olan inançların gizlenmesi değil özgürce yaşanmasıdır. Başı örtülü kızların üniversiteye girebilmesi değil üniversite kapısından çevrilmesi anormaldir. Başörtülü bayanların TBMM'ye girmesi değil, bugüne kadar girememiş olması garabettir. Ne oldu. Bir şey oldu mu? Bakın normalleşti." dedi.

AK Parti 21. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı, Kızılcahamam'da Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasıyla başladı. Erdoğan, konuşmasının ilerleyene bölümlerinde Marmaray'a yönelik eleştirilere cevap verdi, Türkiye'deki reformları anlattı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Marmaray'a yönelik eleştirilere Kızılcahamam'da cevap verdi. Erdoğan, "Bırakınız 2023, 2053, 2071 vizyonunu, bu muhalefette bir Marmaray vizyonunu gören var mı? Bu muhalefette hızlı tren vizyonunu gören var mı? Bütün dünyayı kucaklayan, bütün dünyaya el uzatan bir dış politika vizyonunu gören var mı? Biz İstanbul’da cumhurbaşkanımızla, bakanlarımızla, konuklarımızla en önemlisi de yüz binlerce vatandaşımızla, Marmaray coşkusunu yaşarken, muhalefetin genel müdürü Ankara Tandoğan’da son derece seviyesiz, son derece edep dışı bir şekilde ülkenin başbakanına hakaret ediyor. Onlar hep birlikte 10. Yıl Marşını söylerken, biz 90. Yıla Marmaray’ı hediye ediyor, 100. yılın hedeflerinden bahsediyoruz. Bunlar bugüne kadar 10. Yıl Marşını söylediler. Peki ne yaptınız arkadaş? Nereye kaç kilometre raylı sistem döşediniz? Sıfır. Bunların ki hep tekrar. Maalesef netice yok. Biz icraat yaptık." dedi.

İSTİKLAL MARŞI'NI İKİ DÖRTLÜKTEN İBARET SANIYORLAR

Erdoğan konuşmasında Marmaray'ın dualarla açılmasını eleştirenlere yönelik de şöyle cevap verdi: "Marmaray'ın dualarla açılmasını, Diyanet İşleri Başkanımızın dua etmesini, Japonya Başbakanının dahi ellerinin semaya açılmış olmasını birileri pek yadırgadı. Bu ülkenin ilk Meclis'i Gazi Mustafaa Kemal ve arkadaşlarının iştirak ettiği dualarla açılmışken Marmaray'ın dualarla açılması sizi neden rahatsız ediyor. Bu ülkenin ilk Meclisi 1920’de Gazi Mustafa Kemal’in bizzat Cuma gününü seçmesi ile, Cuma namazının ardından hatimlerle, mevlitlerle, dualarla açılmıştır. Gençlerimizin de belki halkımızın da büyük çoğunluğu bunu bilmiyor. Bu ülkenin bizatihi İstiklal Marşı'nda dua vardır. Nedir bu dua. “Rûhumun senden ilahî, şudur ancak emeli: Değmesin mabedimin göğsüne na-mahrem eli! Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli, Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.” Bu dörtlüğün İstiklal Marşı’nın içinde olduğunu biliyorlar mı? Bunlar inanın iki dörtlükten ibaret İstiklal Marşı'mız olduğunu sanıyorlardır. Marmaray'ın açılışında dua edilmesinden rahatsız olanlar, bu ülkeyi, toprakları tanımadığı kadar İstiklal Marşımızı da tanımıyor. Kendi tarihine bigane olacak kadar bu medeniyetin yabancısıdır bunlar."

TÜRKİYE'DE BİR KUTUPLAŞMA YOKTUR

Erdoğan konuşmasına, Demokratikleşme Paketi'yle gelen yeniliklere değinerek devam etti: "30 Eylül’de açıkladığımız Demokratikleşme Paketi'nin ardından 29 Ekim’de ve Marmaray’ın açılışında ortaya çıkan manzara hakkında düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Türkiye'de bir kutuplaşma, bir ayrışma, farklılaşma kesinlikle yoktur. Bu yönde muhalefetin yoğun çabaları olmasına rağmen Türkiye yakın tarihte olmadığı kadar birbirine kenetlenmiştir, aynı istikamete yönelmiş haldedir. Belli çevreler tarafından son derece kasıtlı biçimde Türkiye gündemine taşınmak istenen kavramlar, demokratik siyaset zeminini zayıflatmayı amaçlayan kavramlardır. Nedir bunlar? 'Diktatörlük, sivil diktatörlük, post-modern otoriterlik, Müslüman vesayeti, kutuplaşma, çoğunluğun azınlığa hükmetmesi, mahalle baskısı, yaşam tarzlarına müdahale' gibi kavramlar. Belli zamanlarda belli program dahilinde bunlar tedavüle sokulmak isteniyor. 10 yıllardır imtiyazları ellerinden gidenler bu imtiyazlarının kaybolmasının burukluğu içindeler. Normalleşme yolundaki her adımı bir korku senaryosuna tahvil etmeye çalışıyorlar. Karanlığı bir yaşam tarzı haline getirmiş olanlar. Kaosu, puslu, sisli havayı içselleştirmiş olanlar kaos, toz ve sis dağıldıkça kendilerine has o eski güzel günlerini özlüyor, o günlere dönmenin mücadelesini veriyorlar."

'YENİ TÜRKİYE'DE İMTİYAZLARA YER YOKTUR'

Demokratik sistemlerin farklı fikirlerin, taleplerin özgürce dile getirilebildiği sistemler olduğunu belirten Erdoğan, "Başkasının yaşam tarzına müdahale etmediği başkasının değerlerine hakaret etmediği sürece herkesin görüşlerini ifade edebilme, taleplerini dile getirebilme hakkı vardır. Uzlaşma 76 milyonun aynı şeyi düşünmesi, aynı şeyi istemesi asla değildir. Bizim öncelikle üzerinde uzlaşmamız gereken şey, meşru siyaset zeminin korunması, bu zeminin şiddet içermeyen her fikre, talebe açık olmasıdır. Başkasının özgürlük alanını daraltarak uzlaşma olmaz. Görüşlerini, fikirlerini, yaşam tarzlarını kısıtlayarak uzlaşma olmaz. Milletin fertleri arasında ayrışmaya, eşitsizliğe, horlamaya sebep olacak imtiyazları savunarak, baskıları, dayatmayı muhafaza ederek uzlaşma olmaz. Toplumun farklı düşünmesi, yada farklı talepleri dile getirmesi bir kutuplaşma değildir. Ancak imtiyaz elde etmek, ya da elindeki imtiyazları muhafaza etmek adına, teröre, sokak eylemlerine, şiddete, illegal yöntemlere başvurmak bir kutuplaşmadır ve biz böyle bir kutuplaşmanın önünde var gücümüzle dururuz. İmtiyaz elde etmek, ya da elindeki imtiyazları muhafaza etmek isteyenlerle herhangi bir uzlaşmayı demokrasiye, insani değerlere, her şeyden önce millete bir ihanet olarak görürüz. Çoğunluk azınlığa baskı uygulamayacak, tahakküm etmeyecek ancak on yıllardır yapıldığı gibi azınlığın çoğunluğa baskı uygulaması dayatmalarda bulunması, tahakküm etmesi de yeni Türkiye’de asla kendine yer bulamayacak. Yeni Türkiye'de imtiyazlara yer yoktur, olamaz. Siyasette, hukukta, sosyal hayatta imtiyazlara yer yoktur. Altını kalın çizgilerle çizerek söylüyorum Türkiye'nin sahibi 76 milyonun tamamıdır. Bayrağın, vatanın, ortak değerlerimizin sahibi 76 milyonun tamamıdır. Büyük bir kibirler, ceberut bir tavırla, parmağını sallayarak, kendisi dışındakileri aşağılama dönemi geri gelmemek üzere kapanmıştır. Kendisini ülkenin yegane sahibi görüp diğerlerine mürebbiye tavrı ile muamele eden herkesin, eski Türkiye’nin kötü alışkanlığından vazgeçmesini rica ediyorum. Bugüne kadar horlanmış, aşağılanmış, kendisini ikinci sınıf vatandaşmış gibi hissetmiş her bir kardeşimin, vatandaşımın artık özgüven içinde göğsünü gere gere 'Ben de bu ülkenin sahibiyim' demesini, bunu da sonuna kadar savunmasını rica ediyorum." şeklinde konuştu.

'TÜRKİYE'DE YAŞANANLAR BİR NORMALLEŞMEDİR'

11 yılda attıkları her adımın Türkiye’yi normalleştirme adımı olduğunu söyleyen Erdoğan, "Biz bir yandan imtiyazları ortadan kaldırırken, bir yandan on yıllardır horlamış, ötekileştirilmiş kesimleri bu ülkenin eşit vatandaşları haline getirmenin mücadelesini veriyoruz. Bundan hiç kimse rahatsız olmasın, üzülmesin, hüzünlenmesin. Hiç kimse kendisini dışlanmış hissetmesin. 10 yıllar boyunca belli kesimlere, inanç gruplarına, etnik köken gruplarına uygulanan ret inkar ve asimilasyon politikalarını kaldırırken hiç kimsenin haklarını sınırlandırmıyor, tam tersine gecikmiş hakları teslim ediyoruz. Bu ülkede milli, manevi değerlerimize yapılan baskıları kaldırırken, hiç kimsenin hayat tarzına kast etmiyor, hayat tarzı kısıtlanmış vatandaşlarımızı rahatlatıyoruz. Türkiye’de yaşanan tam anlamıyla bir normalleşmedir. Normal olan dillerin yasaklanması değil, yaşayan her dilin özgürce konuşulmasıdır. Normal olan inançların gizlenmesi değil özgürce yaşanmasıdır. Başı örtülü kızların üniversiteye girebilmesi değil üniversite kapısından çevrilmesi anormaldir. Başörtülü bayanların TBMM'ye girmesi değil, bugüne kadar girememiş olması garabettir. Ne oldu. Bir şey oldu mu? Bakın normalleşti. Şimdi sevgi taçlandı, dayanışma taçlandı. Farklı zemine oturdu. Benim bu ülkede başı açık ve kapalı kardeşlerimin arasında sıkıntı yok ki. Sıkıntı karar vericilerin. Zaman oldu yasamada, yürütmede, yargıda, sıkıntı buralarda yaşandı. Yoksa halkın böyle bir sıkıntısı yok. Halk da rahatladı. Kamuoyu araştırmalarına bakıyorsunuz yüzde 72, 73, 74 buralardan netice geliyor. Normalleşme. Üniversitelerde, ortaokul ve liselerde farklı dil ve lehçelerin okutulması, Peygamber Efendimizin hayatının, Kur'an-ı Kerim’in seçmeli ders olarak okutulması, üniversitelerde farklı dil ve lehçelerde kürsülerin oluşturulmasının, böyle özel okulların kurulacak olması garabet değil, bunların bugüne kadar yapılmaması eksikliktir. Bugüne kadar yaptığımız hiçbir reform birilerine imtiyaz için yapılmamış, tam tersine eşitliği normalliği tesis etmek adına yapılmıştır. Başı örtülü kadınlarımız gibi başı açık kardeşlerimizin bu tercihleri bizim teminatımız altındadır. Bugün de ne yapıyorsak, adalet için, Türkiye’de normalleşmeyi sağlamak için yapıyoruz." dedi.

'NE CUMHURİYET NE MARMARAY BİRİLERİNİN TAPULU MALIDIR'

Erdoğan, sözlerini "Bu ülkeyi, bu Cumhuriyeti CHP değil millet kurmuştur. Bu ülkeye demokrasiyi CHP getirmemiş, CHP'nin direnişine rağmen millet demokrasiyi getirmiştir. Demokrasilerde bir siyasi partinin il başkanı o ilin valisi olur mu? Ama biz Türkiye’de gördük. Bunlar çıkıp, 'Biz demokratız, demokrasinin en sadık bekçisi biziz' diyorlar. Neyin normal neyin anormal olduğuna karar verecek olan CHP değil milletin tamamıdır. Tek parti dönemi de, tek parti zihniyeti de , kendisini Cumhuriyet’in yegane sahibi görme hastalığı da geçmişte kalmıştır. Artık Cumhuriyet üzerinden, bayrak üzerinden kutuplaşmaya gidilmesine bizim gönlümüz razı olmaz. İzmir’deki cumhuriyet coşkusu da bizim coşkumuzdur, İstanbul’daki Marmaray coşkusu da bizim coşkumuzdur. Ne Cumhuriyet ne Marmaray birilerinin tapulu malıdır. Cumhuriyet, demokrasi bizim ortak gururumuzdur. Biz emanetçiyiz, görevimizi yapıyoruz. Bugün varız yarın yokuz. Eğer bunu başarılı bir şekilde yapıyor da milletimiz, 'Allah bu iktidardan razı olsun' diyorsa en büyük zenginlik budur. Ama tam aksi olursa, millet sizi tarih boyunca lanetle anar, birilerini andığı gibi. Marmaray, hızlı tren, hastaneler, 3 sene sonra, şu 14 vilayetimizdeki şehir hastanelerimiz bittiği zaman Türkiye'yi, farklı konuşacaksınız. Bu hastanelere halkımız geldikleri zaman, tedavi edildikleri zaman, ilgiyi gördükleri zaman diyecekler ki 'biz nasıl bir dünyada yaşıyoruz.' Yatırım destek ajansı toplantısı yaptık, orada Dünya Bankası Başkanı dedi ki, 'Sağlıkta sizi örnek gösteriyoruz.'" şeklinde sürdürdü.




KAYNAK:
CİHAN
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER