ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL27°C
Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı
POLİTİKATÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 29 Mayıs 2013 Çarşamba 21:38

"En önemli hizmetimiz siyaset kurumuna verdiğimiz güven ortamıdır"

"En önemli hizmetimiz siyaset kurumuna verdiğimiz güven ortamıdır"


Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, siyasete artık güven geldiğini belirterek, 1999 yılında rozetle Kızılay'a inemediklerini, kırmızı plakalı araçların seçim bölgelerine gidemediğini dile getirdi. 11 yılın geride kaldığını kaydeden Çelik, "Türkiye'nin neresi olursa olsun başımız dik bir şekilde dört bir tarafına rahatça giden bir siyaset kurumu, siyasetçi ve ülkeyi yönetenler var. En önemli hizmetimiz siyaset kurumuna verdiğimiz güven ortamıdır." dedi.

Çelik, AK Parti Zonguldak Teşkilatı’nın Kızılcıhamam Asya Termal Otel’deki eğitim programına katıldı. Burada konuşma yapan Bakan Çelik, partililere siyaseti anlattı. Milletin derdi ile dertlenmek gerektiğini ifade eden Çelik, “Sorunlara çözüm üretme, bir diğer ifade ile sorunları torunlara bırakmamadır siyaset. Eğer sorunları geleceğe ertelerseniz görevinizi yapmamış olursunuz.” değerlendirmesinde bulundu.

"BİR SORUNLU SİYASETÇİ VAR, İKİ SORUMLU SİYASETÇİ VAR"

Siyasetin ikiye ayrıldığını aktaran Çelik, şu ifadeleri kullandı: “Bir sorunlu siyaset iki sorumlu siyaset. Siyasetçiyi de ikiye ayıracağız. Bir sorun çözen siyasetçi, iki sorun olan siyasetçi. Örnek verelim; 2002 öncesi siyaset, 2002 sonrası siyaset. 2002 öncesi siyaset güven veriyor muydu? Yok. Ekonomiyi IMF yönetiyordu. Güveni kırılmış bir Türkiye vardı. Bunlar işte sorun üreten bir siyaset. Şu an hamasetten uzak bir ekonomi var. Bakın kredi notları yükseliyor. Her alanda olumlu gelişmeler var. Sorumlu siyasetin gereği milletin umutları yeşerdi ve geleceğini planlayan bir siyaset var Türkiye’de. IMF’ye el açan bir Türkiye miyiz? Yok, kredi açan Türkiye.”

"1999 YILINDA ROZETLE KIZILAY'A İNEMEZDİK"

Türkiye’nin artık özür dileyen değil, dileten bir ülke konumuna geldiğini vurgulayan Çelik, “Siyaset kurumuna güven geldi. 1999 yılında rozetle Kızılay’a inemezdik. Kırmızı plakalı arkadaşlar seçim yerlerine gidemezdi. Şimdi çok şükür, 11 yıl geride kaldı, kırmızı plaka değil Türkiye'nin neresi olursa olsun başımız dik bir şekilde dört bir tarafına rahatça giden bir siyaset kurumu, siyasetçi ve ülkeyi yönetenler var. En önemli hizmetimiz siyaset kurumuna verdiğimiz güven ortamıdır." diye konuştu.

BAKAN ÇELİK, ŞANLIURFA'YI NASIL ÇÖZDÜĞÜNÜ ANLATTI

İyi bir siyasetçi olmak için iyi bir sosyal bilimci olmak gerektiğini kaydeden Bakan Çelik, kendi siyasi hayatından örnek verdi. 3 dönem Bursa milletvekilliğinin ardından son dönem tayinin Şanlıurfa’ya çıktığını hatırlatan Çelik, Şanlıurfa’ya gittiğinde izlediğini politikayı şöyle anlattı: “Gittim, kimisi ceket gösteriyor. Kimisi bu listeye oy yok diyorlar. Kimisi ‘ne Bursalı ne Artvinli’ büyük büyük pankartlar. Gittiniz yapayalnız bir insan. İşte burada iyi bir sosyal bilimci olacaksınız. Araziye ayak uyduracaksınız. Bileceksiniz, nerede neyi nasıl konuşacağınızı bileceksiniz. Ben gittim şehrin merkezine gitmedim mesela. Çünkü gitseydim iyi bir netice almayacaktım, içime doğdu. O halde başka bir formül bulmak gerekiyordu. Ben taşradan merkeze gelme formülünü buldum. Niye? Bir kere taşrada bir başarı hikayesi oluşturmamız gerekiyordu. Gittik muhtarlara, kaymakamlarla, belediye başkanlarına derdinizi açık açık konuşun dedim. ‘Bize belediye başkanına, Başbakan'a derdinizi açıkca söyleyin’ dedim. Önce bir fotoğrafını doğru çekelim ki gereğini yapalım. İşte kimini o salonda çözdük. Oradan başladık ve merkeze gittik.”

"İŞTE O AKŞAM SİYASETÇİ OLDUM"

Kendi başından geçen bir olayı anlatan Bakan Çelik, siyasete başladığı ilk yıllarda mikrofonu eline aldığı ve yaptığı ilk konuşmayı anlattı. O gün Bursa’nın bir kahvehanesinde bir kalabalığa seslendiğini aktaran Çelik, Osmanlı’nın kuruluşundan başladığını, çok iyi bir konuşma yaptığını düşündüğünü belirterek, hiç beklemediği bir tepki ile karşılaştığını ve Abdulhamit’e gelemediğini söyledi. Çelik, bunun nedeninin ise o sırada kendisini dinleyen bir adamın ‘ben domatesi dereye döktüm, senin derdin ne, onu anlamadım’ dediğini ve orada kaldığını belirtti. Çelik, o konuşmanın ardından kendisini çok beğendiğini, fakat neden böyle bir tepki olduğunu anlamaya çalıştığını söyleyerek, durumu sonradan çözdüğünü ifade etti. İşte o akşam siyasetçi olduğunu kaydeden Çelik, onun için sosyal bilimin çok önemli olduğunu dile getirdi.

"BU OLAYLAR O ÜLKELERİN BAŞINA GELSEYDİ MİLLİ GELİRLERİ 10 BİN 500 DOLARI OLAMAZDI"

Türkiye’nin demokrasi sürecinde özellikle İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Türkiye’nin durumunu özetleyen Çelik, darmadağın olmuş Almanya’nın taş üstüne taş koymak için fabrikalar yaptığını, istihdam için insan gücü aradığını belirterek, “Biz Başbakan ve Bakan idam ettik. Onlar aya çıkarken biz yaya kaldık.” dedi. Türkiye’nin demokrasisinin her 10 yılda bir karşılaştığı engellerin ekonomiyi de vurduğunu vurgulayan Çelik, şu anda kişi başı gelirin 10 bin 500 dolar olduğuna dikkat çekerek, “3 bin 500 dolardan 10 bin 500 dolara çıktı. Almanya’nın 48 bin dolar İngiltere’nin 39 bin dolar, ABD’nin ki 38 bin dolar, Norveç’in 108 bin dolar. Bizim ki 10 bin 500 dolar. O ülkelerin başına bu olaylar gelseydi, inanın 10 bin 500 doları bulamazlardı. Bu millet böyle vefalı, çileli yollardan geçmiş.” sözlerini dile getirdi.

"MUHALEFET BÖYLE DEVAM EDERSE 60'LARI 70'LERİ BULURUZ"

Bu kadar engellemelerden sonra idamlardan sonra bugün yürüdüklerini bildiren Çelik, sözlerini şöyle tamamladı: “Oy verdim, iyi ki oy verdin. 34, 47, 50. Yalnız senin çalışmanla mı oluyor. Bu millet hizmeti görüyor ya. Gönül gözü ile Allah razı olsun diyor. İşte bu 34’leri 50’leri buldurdu. Şimdi anketler yapılıyor, 55 diyorlar, 57 diyorlar. Yani inşallah Allah bu muhalefete de uzun ömürler versin. Böyle devam ederlerse 60’ları 70’leri buluruz.” 

KAYNAK:
CİHAN
ETİKETLER:
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER