ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL16°C
Hafif Yağmur
POLİTİKATÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 24 Mayıs 2013 Cuma 21:23

"Demokrasi, statik bir mükemmeliyet rejimi değildir"


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Tüm İslam ülkelerine ve toplumlarına sesleniyorum; mezhep çekişmeleriyle, kendi potansiyelimizi, enerjimizi, maddi ve beşeri kaynaklarımızı heba etmeye kimsenin hakkı yoktur" dedi.

Gül, Lütfü Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'ndaki "38. Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu Kongresi"nde yaptığı konuşmada, Tunus, Mısır ve Libya'da devam eden dönüşümün, yaşanan ve yaşanacak tüm sıkıntılara rağmen tarihi nitelikte olduğuna vurgu yaparak, demokrasinin uzun ve meşakkatli bir yol olduğunun en fazla insan hakları savunucularının malumu olduğunu söyledi.

Bu nedenle, dönüşüm sürecindeki halklara ve hükümetlere hep birlikte yapıcı katkılarda bulunulması gerektiğine değinen Gül, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Sabırla, kararlılıkla bu dönüşümün barış, demokrasi ve refaha tahvil edilmesine çaba göstermeliyiz. Arap uyanışıyla bölgede umut verici gelişmeler kaydedilirken, maalesef Suriye'de büyük bir trajedi yaşanmaktadır. Diğer Arap halkları gibi daha özgür, demokratik ve haysiyetli bir düzen isteyen Suriye halkının üzerine, ağır silahlarla ve balistik füzelerle saldıran bir rejimle karşı karşıyayız. Tüm dünyanın gözleri önünde, Akdeniz'in kıyısında bulunan bir ülke Suriye, adeta kendi kendini tüketmektedir. İnsanlık kültür ve medeniyet mirasının en nadide eserleri, hatta şehirleri gözlerimizin önünde yok edilmektedir."

Cumhurbaşkanı Gül, şüphesiz, bu iç savaşın en büyük maliyetinin, sayıları yüz bine yaklaşan insan kaybı olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

"Yaklaşık 400 bini Türkiye'de olmak üzere, milyonu aşkın Suriyeli, komşu ülkelere kaçmak durumunda kalmıştır. Ayrıca, evlerini terk eden 4 milyon Suriyeli de ülke içinde mülteci durumuna düşmüştür. Bu ve pek çok diğer gerekçelerle, Suriye'deki durum herhangi bir siyasi veya bölgesel mesele değil, tüm uluslararası camiayı ilgilendiren vahim bir insan hakları meselesi haline gelmiştir. Burada akan kanın durdurulması, Suriye halkının da korkudan uzak, özgür ve onurlu bir demokratik sistemle yönetilmesi hepimizin kolektif mesuliyeti olmalıdır. Diğer bir deyişle, tüm uluslararası camia için bir vicdan ve insanlık haysiyeti meselesi olarak telakki edilmelidir. Hangi çağda yaşadığımız unutulmamalıdır."

Gül, insanlığın 20. yüzyılda yaşanan büyük acılar neticesinde geliştirdiği, tüm insan hakları normlarının yerle bir edildiği bir dramla karşı karşıya olunduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu yüzyılda hala soğuk savaş mantalitesiyle, 'proxy' ve 'yıpratma' savaşlarının acımasızca yürütüldüğüne tanık oluyoruz Suriye'de. Daha da vahimi, bu iç savaş tüm bölgeye sirayet edebilecek mezhep temelli çatışmaları tetikleyebilecek bir hale gelmektedir. Bu kürsüden, tüm İslam ülkelerine ve toplumlarına sesleniyorum; mezhep çekişmeleriyle, kendi potansiyelimizi, enerjimizi, maddi ve beşeri kaynaklarımızı heba etmeye kimsenin hakkı yoktur. Mevcut aşamada yapılması gereken, ülkedeki çatışma ortamının süratle sonlandırılması ve tüm Suriye halkını kucaklayacak siyasi geçiş sürecinin önünün ivedilikle açılmasıdır."

Gül, yaşanmakta olan bunca acılara rağmen Arap uyanışının, daha özgür, barışçıl ve müreffeh bir dünyaya ulaşma umudunu artırdığını söyledi.

Barışın olmadığı bir coğrafyada demokrasinin kök salmasının da beklenemeyeceğine vurgu yapan Gül, şunları kaydetti:

"Bu nedenle, 65 yıldır hepimizin vicdanını yaralayan Filistin meselesi başta olmak üzere, Arap-İsrail ihtilafının tüm kanallarında kalıcı ve adil bir barışın sağlanması elzemdir. Bu noktada en büyük sorumluluk, işgal, abluka ve yeni yerleşimlerle Filistin halkının en temel haklarını ihlal eden İsrail'e düşmektedir. Artık bölgede büyük bir demografi, demokrasiyle buluşmaktadır. Halkına hesap vermek durumunda olan demokratik yönetimler; dış politikalarını da halkın hissiyatına göre tanzim etmek zorundadırlar. İsrail, bahsettiğim yeni siyasi iklimin yarattığı öfke denizi içinde, kendisinin adeta bir Apartheid Adası haline dönüşmesine fırsat vermemelidir. Böyle bir sürecin nihai tahlilde, sadece bölgeyi istikrarsızlaştırmakla kalmayıp, İsrail'in güvenliğine de zarar verdiği ortadadır."
    
Ortadoğu'daki tarihi dönüşüm
   
Cumhurbaşkanı Gül, Ortadoğu'daki tarihi dönüşümün; barış, istikrar, demokrasi ve refaha tahvil edilmesinin uluslararası camianın bugünden atacağı adımlara bağlı olacağını ifade etti.

Uluslararası camianın etkili mensuplarının, Irak ve Afganistan gibi krizlerin kendi beklentileri doğrultusunda çözümü için trilyonlarca dolar maddi kaynağı ve pek çok insan hayatını feda edebildiğine dikkati çeken Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Tüm bunlara rağmen alınan sonuçlar ortadadır. Oysa, barışa, demokrasi ve yoksullukla mücadeleye yapılacak yatırımlar, tüm insanlık için çok daha faydalı ve etkili sonuçları meydana getirecektir. Ortadoğu ve Akdeniz havzasında tarihi bir dönüşüm yaşanırken, bu bölgede barış, demokrasi ve kalkınmaya yatırım yapmamak, bu sürece bigane kalmak, doğrusu tüm uluslararası camia adına büyük bir vizyon eksikliği olarak tarihe geçecektir. Öte yandan, bu tarihi dönüşümü kolaylaştırmak ve kalıcı kılmak için tüm bölgeyi kapsayan bir güvenlik mimarisine ve ekonomik işbirliği mekanizmasına ihtiyaç olduğu aşikardır. Unutmayalım ki, Marshall Planı, Avrupa Kömür Çelik Birliği, Avrupa Konseyi gibi pek çok düzenleme, İkinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından vizyoner liderler tarafından Avrupa'da barış, demokrasi ve refahı tahkim etmek için başlatılmıştır. Yine Helsinki Süreci, soğuk savaş rüzgarlarının en sert estiği bir dönemde ihdas edilmişti."

Gül, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da ilk aşamada gönüllülük esasına dayanacak Avrupa Konseyi benzeri bir bölgesel insan hakları mekanizmasının kurulması fikrini bir süredir dile getirdiğini anımsatarak, şunları kaydetti:

"Bu çerçevede, ülkemizin de kurucu üyesi olduğu ve dünyadaki en başarılı insan hakları rejimi olan Avrupa Konseyi'nin deneyimlerinin bölge ülkeleriyle paylaşılmasının yararlı olacağı kanaatindeyim. Bugün batı dünyasında farklılıkları çatışma sebebi olarak gören aşırı görüşlerin halen zemin kazanabildiğine maalesef tanık oluyoruz. Irkçılık, İslam karşıtlığı ve yabancı düşmanlığı, Avrupa'yı etkisine alan ekonomik krizin de etkisiyle batı toplumlarında artmaktadır. Irkçılık ve ayrımcılık, demokrasinin düşmanıdır. Bu tehdidi, yine demokrasinin kendini koruma reflekslerini harekete geçirerek ortadan kaldırabiliriz. Siz değerli insan hakları aktivistlerinin, geçmişte medeni dünyanın kara lekesi olan bu hastalıkların yeniden nüksetmemesi ve yeni nefret suçlarının işlenmemesi için çabalarınızı esirgemeyeceğinizden eminim."
    
"Demokrasi, statik bir mükemmeliyet rejimi değildir"
    
Cumhurbaşkanı Gül, demokrasinin, statik bir mükemmeliyet rejimi olmadığını belirterek, demokrasinin, dinamik toplum hayatının artan taleplerine cevap verebilmek için her zaman iyileştirmeye ve reforma ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Son 10 yıl içinde Türkiye'de yapılan devrim niteliğindeki pek çok reforma rağmen hala demokrasi ve özgürlükler alanında yapılması gerekenler olduğunu anlatan Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Yeri geldiğinde ben de basın ve ifade özgürlüğü ile uzun tutukluluk süreleri hakkında eleştiri ve temennilerimi kamuoyuyla paylaşıyorum. Uygulamadaki bazı sıkıntı ve yasalarımızdaki noksanlıklara rağmen Türkiye'nin demokratik inkişafı yönünde geçmişle kıyaslanamayacak kadar dev adımların atıldığını teslim etmek lazımdır. Bu, hem hakkaniyet bakımından önemlidir hem de daha ileri reformların cesaretlendirilmesi açısından gereklidir. Esasen hükümetimiz de reform sürecine kararlılıkla devam etmektedir. Malumunuz olduğu üzere, Türkiye, Kürt meselesini çözmek, şiddet ve terörü sona erdirmek için bugünlerde cesur adımlar atmaktadır. Geçmişte bize büyük acılar yaşatan bu meseleyi çözmek için yürütülen çabaları samimiyetle desteklemek ve yapılanları takdirle karşılamak gerekir. İnancım odur ki, sağduyu ve kararlılıkla yürütülen çalışmalar neticesinde Türkiye bu meseleyi de çözmeyi başaracaktır."

Gül, kongreye katılanların en vahim insan hakları ihlallerinin bulunduğu bölgelerde cesurca sesini yükselten kişiler olduğunu belirterek, "Çabalarınızın insan hak ve onurunu tüm insanlık namına korumak ve yüceltmek doğrultusunda olduğunu biliyorum. Bu gayretlerinizi takdirle karşılıyorum. Faaliyet ve girişimlerinizde yol gösterici olmanızın ve yapıcı bir üslupla davranmanızın, olumlu neticelerin alınmasına daha çok katkıda bulunacağına inanıyorum. Sözlerime son verirken, korkudan, baskıdan ve yoksulluktan uzak; daha özgür, daha barışçıl, daha adil ve daha müreffeh bir dünyada yaşamak dileğiyle, hepinizi içtenlikle selamlıyorum" diye konuştu.

KAYNAK:
AA
ETİKETLER:
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER