ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL27°C
Çok Bulutlu
POLİTİKATÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 29 Eylül 2014 Pazartesi 19:42

Davutoğlu: "Demokrasiyi terk etmeyeceğiz"

Davutoğlu: "Demokrasiyi terk etmeyeceğiz"

Davutoğlu, "Bize geçmişte demokrasi dersi vermeye kalkanlar, Ortadoğu'da demokrasiyi ve demokratik güçleri terk ettiler ama biz terk etmeyeceğiz" diye konuştu.


Başbakan Ahmet Davutoğlu, Dünya Ekonomik Forumu'nun "Bölgesel Kalkınma İçin Kaynakların Serbest Bırakılması" konulu toplantısında konuştu.

Davutoğlu, "Bize geçmişte demokrasi dersi vermeye kalkanlar, Ortadoğu'da demokrasiyi ve demokratik güçleri terk ettiler ama biz terk etmeyeceğiz" diye konuştu.

Davutoğlu, konuşmasında,  "Dünyada her millet, her dinden insan nasıl demokrasiyle idare edilebilme kapasitesine sahipse çok köklü siyasal kültüre sahip İslam toplumları da demokrasiyi hem yaşatırlar, hem geliştirirler. İslam dünyası, IŞİD ile anılamaz, İslam da IŞİD veya benzer yapılarla anılamaz" dedi.

Böyle bir toplantıya İstanbul'un ev sahipliği yapmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Davutoğlu, böyle bir başlıkla toplantı tertip edilecek en doğru yerin İstanbul olduğunu söyledi. 

Davutoğlu, son 12 yılda İstanbul'da farklı kapasitelerde ve yerlerde bu şekilde toplantılara katıldığını ifade ederek, bu toplantılarda hep "bölgemiz" ifadesine şahit olduğunu, bu toplantılarının bir kısmının Balkan zirveleri olduğunu, katılımcıların İstanbul'da konuşurken "bölgemiz" dediğini, aynı duruma Karadeniz, Kafkaslar, Ortadoğu ile ilgili yaptıkları toplantılarda da şahit olduklarını anlattı.

"İstanbul öylesine çok bölgenin ortak şehri ki eğer 'bölgesel kalkınma' diye bir konuyu tartışacaksanız, en doğru yer İstanbul'dur, Türkiye'dir" diyen Davutoğlu, Napolyon'a atfedilen, "Eğer dünya tek bir devletten idare edilseydi başşehri İstanbul olurdu" sözünü hatırlattı. 

Davutoğlu, İstanbul'un birçok bölgenin, kuzey ve güneyin, doğu ve batının, eski tabirle "yedi iklim"in, Asya ve Avrupa'nın, Akdeniz'in, Karadeniz'in, Hazar'ın ve körfezin başşehri olduğunu, insanların bir sıkıntı ile karşılaştıklarında, İstanbul'a fevç fevç aktıklarını kaydederek, "Balkanlar'da sıkıntı yaşanırken, İstanbul sokaklarında Miloseviç'ten kaçan Boşnak ya da Kosovalılara rastlardınız. Soğuk savaş döneminde, nefes almak isteyen Polonyalılar da buraya gelirdi" ifadelerini kullandı. 

"Ortadoğu'da kriz varken, İstanbul sokaklarında bir huzur, sığınak, onurlu ve emniyetli bir hayat sürmek isteyen Suriyelileri, Lübnanlıları ya da diğer ülkenin vatandaşlarını, burada görürsünüz" diyen Davutoğlu, bunun Osmanlı'daki adının "Dersaadet" yani "mutluluk diyarı" olduğunu bildirdi. 

Davutoğlu, küresel sistemin ve bu küresel sistemin alt başlıkları olan bölgesel entegrasyon çabalarının insanlığın mutluluğu için oluşturulduğu düşünüldüğünde bu konuların İstanbul'da tartışılması gerektiğini anlattı.

Başbakan Davutoğlu, dünyada New York'tan sonra en çok dış temsilcilik bulunan şehrin İstanbul olmasının tesadüf olmadığını, İstanbul'da temsilcilik açan ülkelerin "İstanbul'un nabzını tutanların Balkanlar'ın, Karadeniz'in, Akdeniz'in, Kafkasya'nın, Ortadoğu'nun hatta son Afrika açılımıyla Afrika'nın da nabzını tutacaklarını" bildiğini vurguladı.

"20. yüzyılda kalan dünya finansal mimarisi artık miadını doldurdu"

Konuklara "Onun için dünyanın nabzının attığı İstanbul'a hoşgeldiniz" diye seslenen Davutoğlu, dünyadaki, küresel sistemdeki ve ait oldukları bölgelerdeki gelişmelerden sorumluluk taşıyan diplomatlar, devlet adamları ve akademisyenler olarak çok ciddi sorularla karşı karşıya olduklarını ve bu soruları açık yüreklilikle sormak zorunda olduklarını aktardı. 

Davutoğlu, son 6-7 yılda iki büyük deprem yaşadıklarını, birisinin küresel ekonomik politik deprem olduğunu, 2008'den itibaren küresel ekonominin büyük bir krizin içine girdiğini, dünya ekonomisinin durağana hatta küçülmeye yönlendiğini kaydederek, bu durumun kendilerine öğrettiği dersleri açık yüreklilikle tartışmak ve gerekli çözüm yolları bulmak zorunda olduklarının altını çizdi. 

20. yüzyılda kalmış olan dünya finansal mimarisinin artık miadını doldurduğunu ve yeni bir finansal mimariye ihtiyaç olduğuna işaret eden Davutoğlu, "Bu anlamda dünya finansal sisteminin dayanıklılığını güçlendirmek ve bu finansal sistemin muhtemel şoklara karşı tez kriterlerini ortaya açık bir şekilde koymak sorumluluğumuz var. Aynı şekilde yine bu ekonomi politik gösterdi ki dünyada artık herhangi bir kriz olduğunda, 1929'da yaşadığımız ilk büyük küresel krizden daha da farklı olarak onu öyle anmakla birlikte, artık bundan etkilenmeyecek hiçbir topluluk yoktur" diye konuştu.

"Türkiye'nin kaderi, Avrupa'nın kaderinden ayrıştırılamaz"

Davutoğlu, Avrupalılar olarak bu krizi derinden hissettiklerini, Avrupa'da yaşanan krizi kendi krizleri olarak gördüklerini belirterek, "Çünkü Türkiye'nin kaderi de Avrupa'nın, Avrupa Birliği'nin, Avrupa kıtasının kaderinden ayrıştırılamaz. Türkiye bir Avrupa ülkesidir. Avrupa tarihi, Türk tarihi ve arşivleri kullanılmadan anlaşılamaz. Türk tarihi de Avrupa geçmişi okunmadan doğru bir şekilde gelecek nesillere aktarılamaz" diye konuştu. 

Avrupa'da son dönemde yaşanan ekonomik daralmayı gördüklerinde Bulgaristan, Yunanistan gibi ülkelerle ekonomik ilişkilerini nasıl geliştireceklerini ve buna nasıl tepki vereceklerini düşünürken, diğer taraftan Avrupa ekonomisi üzerindeki daralmanın kendi ekonomileri üzerindeki etkisini aşmayı düşündüklerini bildiren Davutoğlu, bu konuda özgün, orijinal, bölgesel nitelikli formüller üretmeye çalıştıklarını dile getirdi. 

Davutoğlu, ikinci büyük depremin ise 2011'den bu yana hala içinde bütün acılarıyla yaşadıkları, "Ortadoğu ve Akdeniz'in güneyindeki büyük insani trajedilere yol açan jeopolitik ve siyasi deprem" olduğunu ve bu ikisinin birbirinden ayrı olmadığını kaydederek, eşitlikçi yapıyı sarsan unsurların bölgesel krizlerin daha da derinden olmasına yol açtığını söyledi. 

Ekonomik krizin olduğu günlerde şu anki Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'dan görevi devraldığını, o zaman kendilerinde bir muhasebe ihtiyacı doğduğunu belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Dışişleri Bakanı olarak yaptığım ilk konuşmalarda, verdiğim talimatlarda dış politika stratejisiyle küresel ekonomi politiğinin getirdiği ekonomik gereklilikler arasında bir irtibat kurulmasına özel çaba sarf ettim. Şimdi geriye dönüp baktığımızda, 5 yıl içerisinde eğer Türkiye, Avrupa'daki ekonomik daralmaya ve finansal sistemlerdeki sarsıntılara dayanabilmişse, finansal sistemimizin çok sağlıklı yapısı kadar onunla birlikte geliştirdiği alternatif bölgesel politikalar bunda etkili olmuştur. Neler yaptık? 2009'dan itibaren gerek Balkanlar'da, gerek Kafkaslar'da, gerek Ortadoğu ve Orta Asya'da yeni bir bölgesel strateji, vizyon ilan ettik. Ve dedik ki; şu anda aslında çok çarpıcı biçimde IŞİD ve onun etrafında gelen terörist meydan okumalara bir cevap mahiyetinde yorumlanması dileğiyle, 2009'da birçok Ortadoğu, Balkan platformunda yaptığımız konuşmalarda gerek benim Dışişleri Bakanı olarak 4 ilkeyi öne çıkardık. 'Ortadoğu, Balkanlar, Orta Asya ve Kafkaslar'da yeni bir üst düzey siyasal diyaloğa ihtiyaç var' dedik. İkincisi yeni bir güvenlik sistemine ihtiyaç var. Üçüncüsü ekonomik karşıtlı bağımlılığa ihtiyaç var. Dördüncüsü de kültürel bakımdan içselleştirici yeni bir siyasi kültüre ihtiyaç var. O yıllarda yaptığımız onlarca konuşmayı açanlar, bunu görebilirler."

"Yeni bir vize politikası geliştirdik"

Başbakan Davutoğlu, Türkiye'nin yeni vize politikasına ilişkin, "İnsanımız ne kadar çok hareket ederse, girişimcimiz ne kadar çok ülkeye rahatlıkla gidebilirse ekonomimiz o kadar katma değer üretir' diye düşündük ve yeni bir vize politikası geliştirdik. Ben Dışişleri Bakanı olduğumda 42 ülkeyle vize muafiyeti vardı, bıraktığımda 72 ülke" dedi.

KAYNAK:
AA
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER