ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL14°C
Çok Bulutlu
POLİTİKATÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 27 Nisan 2013 Cumartesi 14:26

CHP ve MHP'ye fıkralı cevap

CHP ve MHPye fıkralı cevap

Erdoğan çözüm sürecine, milli içki ayrana ve Türkiye'nin nüfusuna yönelik açıklamalarda bulundu. CHP ve MHP'ye de fıkrayla takıldı.


Başbakan Erdoğan Türkiye nüfusunun yaşlandığını ve 2040'ta büyük tehlikenin beklediğini söyledi. Erdoğan ayrın çıkışını sürdürerek tek millet, tek bayrağa tek milli içeceği de ekledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Bu ülkede, son derece detay konularda, yasaklamalar, kısıtlamalar, zulümler konusunda teşvik edici açıklamalar yapanların, son süreçte dut yemiş bülbüle döndüklerini de görüyorsunuz" dedi.  

Başbakan Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen 22. Müstakil Sanayici İşadamları Derneği (MÜSİAD) Olağan Genel Kurulu'nun açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye için son derece önemli, tarihi bir süreçten geçildiğini belirterek, MÜSİAD ve MÜSİAD gibi birçok sivil toplum kuruluşunun, bu sürece gönülden gayretle destek verdiğini, ellerini, gövdelerini, hakikaten bu sürece koyduğunu gördüklerini ve bundan gerçekten memnuniyet duyduklarını ifade etti.
     
Ankara'da Kutlu Doğum Haftası töreninde Hz. Muhammed'in Hacer-ül Esved taşını yerine yerleştirirken, bir uygulamasını söylediğini aktaran Erdoğan, Hz. Muhammed'in hırkasını yere serip, Hacer-ül Esved'i onun üzerine koymak ve farklı kabilelerin liderlerini hırkanın bir ucundan tutturmak suretiyle hep birlikte Hacer-ül Esved'i kaldırdıklarını ve Peygamber'in de Hacer-ül Esved'i yerine yerleştirdiğini anlattı.

TÜRKİYE'Yİ BEKLEYEN 2040 UYARISI

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin genç nüfusuyla övündüğünü ama 2040'a gelindiği anda böyle gitmesi durumunda Türkiye'nin artık yaşlılar milleti arasına girmiş olacağını belirterek, bunun en büyük tehlike olduğunu söyledi.
     
Buradan çağrısını yinelemek istediğini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:
     
"Bu milletin nüfusunun artması lazım ve bu milletin sağlıklı bir nesil olması için de bana dedem milli içki olarak ayranı önerdi. Birileri de votka içecekmiş, bira içecekmiş, varsın o da birasını, votkasını içsin ama biz Anayasa'nın 58. maddesi gereği ne ise devlet olarak, bir Başbakan olarak bunu yapmak zorundayız, biz de onu yapıyoruz. Anayasa'nın 58. maddesi... Tedbirler alır, uyuşturucuyla mücadelede, kumarla mücadelede, bütün kötü alışkanlıklar, alkol, bunlarla mücadelede bilmeyenler açsınlar Anayasa'nın 58. maddesine baksınlar. Onun gereğini yapmakta bir Başbakan'ın birinci derecede görevidir, parlamentonun görevidir, biz bunu yapıyoruz, kimse rahatsız olmasın."
     
Başbakan Erdoğan, bugün geçmişe kıyasla çok daha aydınlık, çok daha umut dolu, istikbale çok daha güvenle bakan, yeniden büyük bir imanla bakan bir Türkiye Cumhuriyeti'ni gördüklerini ifade ederek, "Düşünün üniversitenin kampüsü içerisinde alkollü içki satılıyor ya böyle bir şey olur mu- Oraya aydınlanmaya gelen genç kafayı bularak evine gidiyor. Böyle şey olur mu- Ondan sonra eline bilgisayarı alacak yerde bakıyorsunuz ki döner bıçağıyla beraber oradaki genç arkadaşına saldırıyor, kafa kıyak çünkü. Bunu yapıyor. Bunu söylediğimiz zaman da bazı çevreler rahatsız oluyor. Biz burada hak ne ise bunu yapmak zorundayız ve milletimizin yanında yer almak zorundayız. Kardeşlik hukukunu güçlendirmekten yanayız" değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
   
 "Ben de diyorum ki 'Bu ülkede iç barışı sağlamak için, gelin o iç barış taşını, altındaki o millet örtüsüyle hep birlikte kaldıralım ve yerine yerleştirelim. Burada, şu parti, bu parti diyemeyiz, şu sivil toplum kuruluşu bu sivil toplum kuruluşu diyemeyiz. Milletçe hep beraber bunu yapmamız lazım. Dikkat edin, bu süreçte hiç sesi çıkmayanlar var. Bu süreçte konuşmak yerine, sessizliği, suskunluğu tercih edenler de var. Bu ülkede, son derece detay konularda, yasaklamalar, kısıtlamalar, zulümler konusunda teşvik edici açıklamalar yapanların, son süreçte dut yemiş bülbüle döndüklerini de görüyorsunuz. İmam hatip okullarının, meslek liselerinin kapatılması konusunda sergiledikleri çabanın yüzde 1'ini bu süreç için sergilemiyorlar. Kılık kıyafet yasaklarını desteklemek için yaptıklarının yüzde 1'ini bu süreçte yapmıyorlar. Oysa bu sürecin sonunda kazanan millet olacak. Bu sürecin sonunda kazanan 76 milyon olacak. Bu sürecin sonunda kazanan, bu toprakların işvereni olacak. Bu sürecin sonunda kazanan iş vereniyle işçisi olacak, annesi, babası, evladı olacak. Ama onlar için 76 milyonun kazanması önemli değil. Onlar, kendilerinin ne kazanacağına, ne kaybedeceğine bakıyor ve tereddüt içinde sessiz, tepkisiz kalıyorlar."

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, normal şartlarda, sermayenin, özgürlüklerin, hukukun, demokrasinin, açıklığın, şeffaflığın, sivilliğin yanında durduğunu belirterek, "Esasen bu duruş çıkarlarının da gereğidir ama bizde maalesef, bir kısım sermaye, çoğu zaman tam tersi istikamette konumlanmıştır. Bu tavrının da karşılığını, krediler yoluyla tekelleşme yoluyla güç temerküzü yoluyla fazlasıyla almıştır" dedi.
     
Başbakan Erdoğan, MÜSİAD'ın, gerek bir sivil toplum örgütü olarak gerekse tek tek tüm mensuplarıyla Türkiye iktisadına yeni bir soluk ve iklim kazandırdığını söyledi.
     
Erdoğan, "Türkiye ekonomisini sizler, kanaat kavramıyla tanıştırdınız. Türkiye ekonomisini sizler, bereket kavramıyla taçlandırdınız. Sizler, acımasız kapitalizmin, kıran kırana rekabetin, insanı insanın kurdu olarak gören anlayışın izinden değil, kanaatin, bereketin, zühdün ve takvanın izinden gittiniz" ifadelerini kullandı.
     
MÜSİAD'ı çok iyi tanıdığını ve bildiğini ifade eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
     
"MÜSİAD için insan, önce müşteri, önce tüketici, önce çalışan değil, MÜSİAD için insan, önce insandır, eşrefi mahlukattır, yaratılmışların en şereflisidir. MÜSİAD için ülke, büyük bir fabrika, büyük bir mağaza, bir tüketim arenası değil, her şeyden önce şehitlerimizin kanıyla sulanmış mübarek vatan toprağıdır. MÜSİAD için millet, bir para kaynağı, bir emek kaynağı, bir iş gücü yığını değil, tarihin ve ecdadın şanlı mirasını omuzlarında taşıyan, kader birliği yapan, aynı ufka bakan kardeşler topluluğudur. MÜSİAD'ı, Türkiye için değerli kılan, işte ekonomiye, iktisada, böyle farklı bir nazarla bakıyor olmasıdır."
     
Erdoğan, ülkede, ne yazık ki, herhangi bir mesele karşısında, ülkesini, milletini, devletini değil, en önce kendisini, en önce kendi çıkarlarını, en önce kendi cebini ve kasasını düşünen "nicelerine" şahit olduklarını ifade ederek, devletin imkanlarıyla bu ülkede ayakta kalanları çok iyi bildiklerini, çok iyi tanıdıklarını, makama geldikten sonra kimlerin nasıl ayakta kaldığını, nasıl bir şeylere sahip olduğunu daha iyi gördüklerini anlattı.
     
Kendi imkanlarıyla ayakta olanları "alkışlanacak olanlar" şeklinde tanımlayan Erdoğan, şöyle konuştu:
     
"Bu ülkede öyleleri oldu ki, milletin emeğinden istifade ettiler, tekelleşmek suretiyle milletin harcamalarından istifade ettiler. Yetmedi, milletin ödediği vergilerden sınırsız derecede istifade ettiler ama iş milletin topyekun çıkarlarına geldiğinde, milletin menfaatleri söz konusu olduğunda milletin yanında değil, milletin karşısında yer aldılar.
     
Geçmişe dönüp şöyle bir bakın... Her zaman, demokrasinin değil, statükonun, müdahalelerin yanında durduklarını görürsünüz bu tiplerin. Özgürlüklerin değil, kısıtlamaların yanında durduklarını görürsünüz. Serbest piyasanın değil, dünya ile entegrasyonun değil, tekelleşmenin, içe kapanmanın taraftarı olduklarını görürsünüz. Milli manevi değerlerin değil, her zaman sadece kendi çıkarlarının yanında durduklarını görürsünüz."

"MÜSİAD, BU ÇARKA, BU İŞLEYİŞE ÇOMAK SOKTU"

Başbakan Erdoğan, normal şartlarda, sermayenin, özgürlüklerin, hukukun, demokrasinin, açıklığın, şeffaflığın, sivilliğin yanında durduğunu belirterek, "Esasen bu duruş çıkarlarının da gereğidir ama bizde maalesef, bir kısım sermaye, çoğu zaman tam tersi istikamette konumlanmıştır. Bu tavrının da karşılığını, krediler yoluyla tekelleşme yoluyla güç temerküzü yoluyla fazlasıyla almıştır" dedi.
     
MÜSİAD'ın "bu çarka, bu işleyişe çomak soktuğunu" dile getiren Erdoğan, MÜSİAD'ın yanı sıra MÜSİAD gibi başka örgütlenmeler, işveren örgütleri, işçi örgütlerinin bu çarkın dişlilerini kırdığını söyledi.
     
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Burada asıl takdir edilecek olan şudur; siz, 'Bugüne kadar onlar yedi, bundan sonra biz yiyeceğiz' diyerek ortaya çıkmadınız. Tam tersine siz 'millet' dediniz, 'vatan' dediniz, 'insan' dediniz, 'demokrasi' dediniz, 'hak' dediniz, 'hukuk' dediniz. Siz, 'Elit bir tabaka kazansın, kaymak tabaka kazansın, bir avuç seçkin kazansın' demediniz. 'Türkiye kazansın, 76 milyon hep birlikte kazansın, kazanalım' dediniz. Allah'a hamdolsun, sonuçta samimiyet kazandı, sonuçta hak galip geldi, sonuçta batıl zail oldu ve inşallah daha da olacak" diye konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, çözüm sürecine ilişkin "Şu anda, Türkiye yeni bir evreye, yeni bir kulvara geçiyor. Bu süreci hiç kimse farklı yerlere çekmesin. Bugün gerçekleşen, Cumhuriyetimizin güçlenmesidir, Cumhuriyetimizin 23 Nisan 1920'deki, 29 Ekim 1923'teki o ruhla o heyecanla o birliktelikle kucaklaşmasıdır. Bugün gerçekleşen, bu topraklar uğruna canlarını feda eden şehitlerimizin hayallerinin artık gerçeğe dönüşmesidir. Şunu herkes bilsin bugün, geçmişe kıyasla çok daha güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti var" dedi.
     
Erdoğan, bu ülkedeki her sorun ve meselenin, kendilerinin olduğu kadar salonda bulunanların da ortak sorunu olduğunu söyledi.
   
 MÜSİAD'ın bugüne kadar böyle bir idrak ve şuur içinde hareket ettiğini belirten Erdoğan, MÜSİAD'ın, 76 milyonun aynı geminin içinde olduğu, aynı rotada, aynı hedefe doğru ilerlediği bilinciyle gayret sarf ettiğini kaydetti.
   
 "Ancak, bütün övgülerin ve takdirlerin yanında, önümüzdeki yeni sürece dair farklı politikaların ortaya konulmasını da sizlerden özellikle rica ediyorum" diyen Erdoğan, hükümet olarak, 2002 yılından itibaren bir sosyal restorasyon sürecini başlattıklarını ve bunu kararlılıkla uygulamanın samimiyeti içinde olduklarını anlattı.
     
Erdoğan 10 yılı aşkın sürenin, altyapının düzeltilmesi ve iyileştirilmesiyle zeminin, temelin sağlam ve sağlıklı hale getirilmesiyle geçtiğini dile getirerek, şu andan itibaren artık çok daha farklı alanlara, detaylara yoğunlaşmak zorunda olduklarını aktardı.
     
Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
     
-Sosyal sorumluluk dediğimiz vazifeyi, daha samimi, daha kararlı, daha kapsamlı şekilde 780 bin kilometrekarelik vatan topraklarını her köşesine ulaştırmak zorundayız. Sosyal sorumluluk sadece 3-5 öğrenciye burs vermekten ibaret olamaz. Sosyal sorumluluk sadece ramazan aylarında gıda paketleri dağıtmaktan ibaret olamaz. Artık, yoksullukla işsizlikle mücadelede, dayanışma ve paylaşma mücadelesinde, daha geniş bir perspektifle daha kapsamlı, daha kalıcı çalışmalara yönelmek zorundayız.
     
Burada MÜSİAD'ı, TUSKON'u, TÜMSİAD'ı, ASKON'u, TÜSİAD'ı ile hep birlikte bu ülkede, Güneydoğu'ya, Doğu'ya artık işverenin yatırımlarını yapması gerekir. Bunlar yapıldığı andan itibaren bakacaksınız, bu çözüm süreci meyvelerini vermeye başlayacak."
     
Başbakan Erdoğan, yaşanabilir şehirler inşa etmek zorunda olduklarına dikkati çekerek, "Gençliğe, kaliteli ve modern bir eğitimin yanında, milli ve manevi değerlerimizi muhafaza edecekleri istikbali hep birlikte hazırlamak zorundayız. Dezavantajlı tüm kesimlere, çocuklara, kadınlara, yaşlılarımıza, engellilerimize çok daha fazla odaklanmak durumundayız. Demokrasiyi, hukuku, milli egemenliği daha fazla güçlendirirken, eş zamanlı olarak, altını çizerek ifade ediyorum, kardeşliği, kardeşlik hukukunu da pekiştirmek zorundayız" diye konuştu.

"GERÇEKTEN TARİHİ BİR SÜREÇTEN GEÇİYORUZ"

Erdoğan, şu an itibariyle artık yeni bir dönemin başlayıp, yeni bir dönemin kapılarının ardına kadar aralandığını ifade ederek, gerçekten tarihi bir süreçten geçildiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:
   
 "Şu anda biten, şu anda sona eren, sadece 30 yıllık terör değil, çok daha uzun yıllara yayılmış bir sorunlar manzumesidir. Çıtayı çok yüksek tutarak belki bazılarının 'hayal' diyebileceği şekilde bir ifade kullanmış olmayayım. Ama bunlar bu fakirin gerçeğe dönmesini beklediği hayalleridir. İnşallah şu anda sadece terör sona ermeyecek. Şu anda, Türkiye için karanlık bir devrin kapıları kapanıyor. Şu anda, Türkiye'nin adeta makus talihi değişiyor. Şu anda, Türkiye yeni bir evreye, yeni bir kulvara geçiyor. Bu süreci hiç kimse farklı yerlere çekmesin. Bugün gerçekleşen, Cumhuriyetimizin güçlenmesidir, Cumhuriyetimizin 23 Nisan 1920'deki, 29 Ekim 1923'teki o ruhla o heyecanla o birliktelikle kucaklaşmasıdır. Bugün gerçekleşen, bu topraklar uğruna canlarını feda eden şehitlerimizin hayallerinin artık gerçeğe dönüşmesidir. Şunu herkes bilsin bugün, geçmişe kıyasla çok daha güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti var.
     
Bugün soruyorum Allah için başınızı iki elinizin arasına alın, şöyle bir düşünün; 10 yıl önce nasıl bir Türkiye vardı, bugün nasıl bir Türkiye var- Bunu her alanda düşünün. Her alanda, eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette ulaşımda enerjide nasıl bir Türkiye vardı bugün nasıl bir Türkiye var- Rakamları az önce arkadaşlarımda söylediler, ben tekrar o işlere girecek değilim ama marifet iltifata tabidir."

CHP VE MHP'YE FIKRALI GÖNDERME

Başbakan Erdoğan, "Türkiye'de herkesin gördüğünü, anladığını, hissettiğini CHP Genel Başkanı duymuyor, görmüyor, anlamıyor" dedi.
     
Erdoğan, sözlerini bir Nasrettin Hoca fıkrasıyla sürdürdü:
     
"Nasrettin Hoca, vaaz verdiği köylülerden çok şikayetçiymiş. Hoca anlatıyor anlatıyor ama köylünün bir kulağından giriyor, diğerinden çıkıyormuş. Hoca artık pes etmiş. Bir gün kürsüye çıkıp sormuş: 'Ey cemaat, bugün ne anlatacağımı biliyor musunuz-' Cemaat, 'Hayır, bilmiyoruz' diye cevap vermiş. Hoca, 'Bilmiyorsanız, anlatsam da anlamazsınız' diyerek kürsüden inmiş. Ertesi cuma, Hoca yine kürsüye çıkmış, aynı soruyu tekrar sormuş: 'Ey cemaat, bugün ne anlatacağımı biliyor musunuz-' Cemaat aralarında anlaşmış ve bu defa 'Biliyoruz' diye cevap vermiş. Hoca 'O zaman anlatmama gerek yok' diyerek yine kürsüden inmiş. Üçüncü hafta Hoca yine aynı soruyu sorunca, bu sefer cemaatin bir kısmı 'Biliyoruz', bir kısmı da 'Bilmiyoruz' demiş. Hoca hazır cevap: 'O zaman bilenler bilmeyenlere anlatsın' deyip kürsüden inmiş."

"İKISİ DE TEK YUMURTANIN İKİZLERİ"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin çözüm sürecini bildiğini, bu sürecin işine gelmediğini de bildiğini, bu süreç tamamlandığında kendisine istismar zemini kalmayacağını da bildiğini ve bundan dolayı sokakları terörize edecek kadar etrafa tahrik yaydığını dile getiren Erdoğan, "Bir zahmet, MHP Genel Başkanı, CHP Genel Başkanı'na olup biteni anlatsın. Zaten ikisi de aynı yolun yolcusu, aynı trenin katarı, tek yumurtanın ikizleri. Bilen bilmeyene anlatsın. Yine de anlayamazsa Akil İnsanlar Heyeti'nden rica ederiz. Bütün Anadolu'yu, Trakya'yı geziyorlar, 81 vilayeti dolaştılar. Bütün kesimlerle irtibat kuruyorlar ve anlattıklarını, oralardan dinlediklerini bir kez de ben inanıyorum ki CHP Genel Başkanı'na anlatırlar" diye konuştu.

"DEĞİŞİKLİĞİN KARŞISINDA HİZAYA GEÇTİLER"

Başbakan Erdoğan, MHP'nin bu süreçteki durumuna ve tutumuna ilişkin bir noktayı milletin dikkatine sunmak istediğini ifade ederek, 3 yıl önceki Anayasa halk oylamasında siyasi partilerin nasıl bir tutum sergilediklerini herkesin gördüğünü söyledi.
     
CHP, MHP, BDP, onların yanında Türkiye Komünist Partisi, İşçi Partisi, diğer irili ufaklı marjinal partilerin ve grupların bir araya geldiğini, aynı çizgide, aynı hatta buluştuğunu ve Anayasa değişikliğine karşı çıktıklarını hatırlatan Erdoğan, bu partilerin içerikle hiç ilgilenmediğini, bazılarının "Partimiz kapatıldı, kapatılıyor" diye dert yandığını ama partinin kapatılmasını ortadan kaldıracak Anayasa değişikliğiyle ilgili madde görüşülürken Meclis'e gelmediklerini anlattı.
     
Anayasa değişikliği için 330 oy gerektiğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
   
 "Maalesef bizim içimizden 3-5 arkadaşımız da ihanet etti ve 330'u yakalayamadığımız için 26 maddelik paketin 27. maddesi böylece düşmüş oldu. Eğer çıkmış olsaydı, 26 maddeyle beraber çıkacak, böylece Türkiye'de artık parti kapatılması tarih olacaktı.
     
Şimdi yine bakıyorsunuz zaman zaman 'Partimiz kapatılıyor, kapatılacak' diyorlar. Bir karşısında dikildik, bunun adımlarını attık ama siz yanımızda yer almadınız. Anayasa maddesinin hangisiyle ilgilendikleri belli değil. Değişikliğin Türkiye'ye neler kazandıracağıyla hiç ilgilenmediler. Adeta, tek bir noktadan talimat almışcasına, adeta tespih taneleri gibi değişikliğin karşısında hizaya geçtiler. Sonuçta milletim, sandıkta onlara gereken cevabı yüzde 58 ile verdi."
 

KAYNAK:
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER