ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL32°C
Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı
POLİTİKATÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 26 Ekim 2013 Cumartesi 21:18

Başbakan Erdoğan Van'da


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin üniversiteler konusunda özeleştirisini yapmak zorunda olduğunu belirterek, "Bizim üniversitelerimiz özellikle de 27 Mayıs müdahalesinin ardından ne yazık ki birer formatlama ünitesi olarak tasarlanmış ve bu şekilde bir gelişim göstermiştir" dedi.
Van'da bulunan Başbakan Erdoğan'a, Yüzüncü Yıl Üniversitesi tarafından, üniversite yerleşkesindeki Cengiz Andiç Kültür Merkezi'nde düzenlenen törenle fahri doktora unvanı tevdi edildi.
Cübbe giyme töreni sonrasında konuşan Başbakan Erdoğan, özgür düşünce ve eleştirinin, bilimin özünde olduğunu, özgür düşüncenin yer almadığı ortamda, bilimin neşet etme imkanı ve ihtimalinin bulunmadığını bildirdi.
"Üniversiteye sınır çizen, üniversiteye belli kalıplar dayatan, üniversiteleri kontrol altında tutmaya çalışan bir anlayış; bilime sınır çizen, bilime dayatmalarda bulunan bir anlayıştır" diyen Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
"İktidarlar eğitim ve öğretimle ilgili olarak, biz tabii hep eğitim, eğitim diyoruz da bazı yerlerde de öğretim diyoruz. Halbuki bunların ikisini bir arada ifade etmek gerekir, diye düşünüyorum. Sadece öğretim olmaz, sadece eğitim olmaz. Eğitim dediğiniz zaman, öğretimsiz bir eğitim olmaz. Orada avami, yani böyle kendiliğinden yetişen hani geçmişte olanlar varya, ustalarımız vesaire...Hani halk arasında var ya, alaylı olur. Ama biz şimdi bunu ne yapacağız? Teori, pratik buluşmasında, eğitim öğretimde bu şekilde yetiştirmek suretiyle geleceğe hazırlayacağız."
Türkiye'nin üniversiteler konusunda özeleştirisini artık yapmak zorunda olduğunu dile getiren Başbakan Erdoğan, "Bizim üniversitelerimiz özellikle de 27 Mayıs müdahalesinin ardından ne yazık ki birer formatlama ünitesi olarak tasarlanmış ve bu şekilde bir gelişim göstermiştir" diye konuştu.
Erdoğan, şöyle konuştu:
"Devlet, gençleri, gençliği, gençlerin o ele avuca sığmaz enerjisini bir tehdit olarak algılamış ve bu tehdidi bertaraf etmek için dayatmalarda bulunmuştur. Hatta devlet kimi zamanlarda çok daha ileriye gitmiş, gençlerin enerjisini, muhalefetini, kendi varlığını ve otoritesini tahkim edecek biçimde tasarlamıştır. Bugün geriye dönüp baktığımızda, bunun çok acı örneklerini görüyoruz. 27 Mayıs öncesinde üniversite gençliği kullanılmak suretiyle, demokrasi hedef alınmış, üniversite gençlerinin bilerek ya da bilmeyerek kullanılması yoluyla askeri müdahale yapılmış, demokrasi ortadan kaldırılmış ve başbakan ile iki bakanı idam edilmiştir. Menderes Hükümetine karşı sokakları esir alan nümayiş, 27 Mayıs Askeri Darbesiyle adeta bıçakla kesilir gibi kesilmiştir. Aynı tabloyu, aynı senaryoyu bizzat bizler 12 Eylül öncesinde yaşadık. Üniversiteler, farklı eller tarafından değil, aynı el tarafından kamplara ayrıştırılmış, kutuplaştırılmış, öğrenciler bir birine hasım haline getirilmiş ve malesef kanlı olaylar da yaşanmıştır."
-"Yaşananlar nedeniyle çoğu zaman okula bile gidemedik"-
Şu andaki gençlerin o dönemleri yaşamadığına dikkati çeken Erdoğan, gençlerde söz konusu dönemleri araştırmalarını, öğrenmelerini istedi.
Kendisinin de 1980 öncesinin üniversite öğrencilerinden olduğunu hatırlatan Başbakan Erdoğan, o dönemde bir siyasi partinin İstanbul gençlik kolları başkanı olduğunu söyledi.
Terörün o zaman Türkiye'ye kavram olarak girmediğini, anarşi kavramının olduğunu anımsatan Erdoğan, "O anarşik ortam içerisinde teşkilatımı o ortamın içine sokmamak için bir mücadelenin içindeydim. Hamdolsun bunu büyük ölçüde başardım. Genç arkadaşlarımdan o dönemde şiddete bulaşan hemen hemen hiç olmadı. Çünkü biz hep kaleme ve kitaba yöneldik" dedi.
Bu durumun kendine zaman kaybettirdiğini, 4 yıllık okulu 6 yılda bitirdiğini ifade eden Erdoğan, yaşananlar nedeniyle çoğu zaman okula bile gidemediklerini anlattı.
Bu dönemleri yaşatanların bazılarının, bugün o dönemde yaptıklarını sanki büyük işler başarmış gibi ortaya koymaya çalıştıklarını belirten Başbakan Erdoğan, "11 Eylül 1980 günü neredeyse bütünüyle sokakta olan üniversite öğrencilerinden, 12 Eylül 1980 sabahında hiç eser kalmamıştır. Bizim üniversitelerimiz belli zamanlarda bilimden, eğitim öğretimden ziyade sadece ve sadece gösterilerle protestolarla hatta anarşiyle gündeme gelmek zorunda kalmıştır. Özgür düşüncenin merkezi olması beklenen üniversite, şekilciliğin, dayatmaların hatta baskının, hoşgörüsüzlüğün ve tek tip insan yetiştirmenin merkezlerine dönüşmüştür" değerlendirmesinde bulundu.
-İlkokullarda "Andımız"ın kaldırılması-
Yakın tarihe kadar üniversite demenin "farklı olana tahammülsüzlük" olarak algılandığına değinen Erdoğan, bunun öğrenciler değil, bizzat en tepedeki yöneticiler eliyle, üniversitelerin ötekileştirme aracı yapılmak istendiğini söyledi.
Yaptıkları idari bir değişiklikle ilkokullardaki "And" uygulamasını kaldırdıklarını hatırlatan Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Andın içeriği problemliydi ama şekli içeriğinden çok daha problemliydi. Altı yaşındaki, 7 yaşındaki çocukların sıraya dizilip, 'hazırol' komutuyla bir askeri disiplin görüntüsünde, aynı ağızdan bir metni okumaları açıkçası soğuk savaş dönemi kapalı rejimleri hatırlatan bir manzaraydı. İlkokulları, ortaokulları bu şekilde formatlamaya müsait olarak gören zihniyet, üniversitelere de aynı nazarla bakıyordu. İnanın o zihniyet eğer imkan bulabilseydi, üniversitelerde de and okutur, üniversitelere de forma zorunluluğu getirir, farklı olanı üretim hatası olarak görüp, eleğin altına bırakırdı. Gençler çıkıyor, birileri ne diyor şimdi? And kalktı ya diyor ki 'Bunlar Türklüğe karşı.' Bunun Türklüğe karşı olmakla ne alakası var. Şimdi ben Türk'üm. 'Ben Türk'üm' demekten hiçbir zaman gocunmadım ki böyle bir derdim, böyle bir sıkıntım yok. Benim bir Kürt kardeşimin de 'Ben Kürt'üm' demesinden hiçbir sıkıntım yok, Laz'ım, Boşnak'ım, Roman'ım demesinden bir sıkıntım yok. Çünkü bizim indimizde insan olması önemlidir, insan."
Hiç kimsenin hangi etnik yapıda doğacağının kararını veremeyeceğinin altını çizen Başbakan Erdoğan, "Biz Müslümanız, bize göre, Müslüman bakışıyla söylüyorum; Rabbim kavimler halinde bizleri yaratmış. Herkesi farklı kavimde. Ama bir birine üstünlük taslamamış. 'Bir birinizle iyi anlaşasınız, iyi tanışasınız diye sizi kavimler halinde yarattık' diyor Allah. İşin aslı bu. Peki üstünlük nerede, üstünlük de Kur'ani ifadeyle söylüyorum ittikada. Olaya buradan bakacağız. Bir birimize üstünlük taslamayalım. Kalkıyor bakıyorsun, Türklükle üstünlük taslıyor, niye üstünlük taslıyorsun, geç o işi. Gel bir birimizi yaradandan ötürü sevelim. Ölçümüz bu olsun" ifadesini kullandı.
Erdoğan, millet kavramına bile farklı yaklaşıldığını dile getirerek, "İlla başına 'Türk' ifadesi gelecek. Sen illa oraya onu 'Türk milleti' diye dayatırsan, öbürü de diyor ki 'Hayır, Kürt milleti', öbürü çıkar 'Laz milleti', Öbürü 'Boşnak milleti.' Niye bunu böyle diyorsun. Diyor ki 'Türk milleti hepsini kavrar.' Hayır Türk milleti hepsini kavramaz, millet hepsini kavrar. Çünkü millet kavramının içinde Türk'ü de Kürt'ü de Laz'ı da Çerkez'i de var şu da var, bu da var" dedi.
-"Kısıtlanan hakları iade ettik"-
Eğitimde 4+4+4 uygulamasıyla gerek Andın kaldırılması, gerek böşürtü serbestisiyle belli kesimlere imtiyaz sağlamadıklarını ifade eden Başbakan Erdoğan, tam tersine kısıtlanan hakları iade ettiklerini bildirdi.
Bunun bir lütuf olmadığını, hakları ellerinden alınanlara bunları iade ettiklerini vurgulayan Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Bizim yaptığımız, terazinin bir kefesinden alıp, ötesi kefesine koymak asla değildir. Bizim yaptığımız, teraziyi aslında dengeye getirmektir. Adaleti tesis ettiğimize inanıyoruz ve üniversiteler hiçbir görüşün, hiç bir ideolojinin, hiç bir kesimin yuvası değildir. Üniversiteler sadece ve sadece bilimin, özgür düşüncenin yuvasıdır. Biz, üniversitelere böyle bakıyoruz. Üniversitelerin bu atmosfore kavuşması için de üzerimize düşeni, bu sorumluluğu yerine getirme mücadelesini veriyoruz. 10 yıllar boyunca üniversiteleri bir formatlama yuvası olarak görenler, elbette bu değişim ve dönüşümden rahatsız oluyorlar. Türkiye normalleşirken, birileri tabii ki adaletsiz şekilde sahip oldukları imtiyazlarını da kaybediyor. Faşizmle bilim aynı kefede bulunamaz. Dogma ile bilim aynı kefede bulunamaz. Hoşgörüşüzlük, tek tipçilik, özellikle de inkar, ret ve asimilasyon bilimle aynı kefede bir arada bulunamaz. Üniversitesi demokrat olmayan, demokrasi kültürünü desteklemeyen bir ülke sağlıklı bir demokrasiye kavuşamaz. Özellikle bizde, Türkiye'de üniversiteler demokrasinin karşıtı değil, demokrasinin savunucusu, özgürlüğün savunucusu olarak yeniden yapılanmak, yeniden konumlanmak zorundadır."
(Sürecek)
 

KAYNAK:
AA
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER