ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL16°C
Sisli
POLİTİKATÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 13 Kasım 2012 Salı 05:11

Arınç'tan önemli açıklamalar


Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Şu veya bu davalar sebebiyle, içerde bulunan asker, emekli asker, gazeteci, milletvekili konusunda, tutuklama olmaması gerektiği konusunda şahsi, özel düşüncem olarak ifade ediyorum'' dedi.

Arınç, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bütçeleri üzerinde milletvekillerinin eleştiri ve sorularını yanıtladı.

Anadolu Ajansı ve TRT ile ilgili eleştiriler olduğunu belirten Arınç, bazı sorulara yanıt vermeye İçtüzük'te engel olduğunu, çünkü bu kurumların bütçelerinin Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görüşülmediğini kaydetti.

Arınç, bugün ''Anadolu Ajansı ve TRT'de tarafsızlık ilkelerinin ihlal edildiği'' gerekçesiyle verilen gensoru önergesi olduğunu anımsatarak, orada da bu konuya değineceğini ifade etti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Diyarbakır'da yapılan cenaze töreninde TRT yayınında isminden bahsedilmemesine tepki gösterildiğini anımsatan Arınç, konuyla ilgili TRT'nin açıklama yaptığını hatırlattı.

Açıklamada, TRT Diyarbakır bürosu muhabirlerinin canlı yayın heyecanıyla CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in isimlerini sehven söylemediğinin kaydedildiğini, bunun bir sansür olmadığı, törenin başında yapılan canlı bağlantıda törene katılan siyasilerin isimlerinin Kılıçdaroğlu da dahil olmak üzere tek tek söylendiğini anımsatan Arınç, ''Bunun altında farklı bir sebep aramak bence yanlış olur. Çünkü bu muhabirin dikkatsizliğinden, tekrar edilmesinden dolayı unutulmuş olabilir'' dedi.

Yine de konuyu araştıracaklarını ifade eden Arınç, ''Bunu Sayın Kılıçdaroğlu'nun şahsına karşı bir kötü hareket olarak düşünmüyorum. Eğer bunu kasten yapmış olsa, tekrarlamış olsa, bunun icabına bakmak bizim görevimizdir. Biz habercilik açısından bu konularda bir ayrım yapmayı kesinlikle düşünmüyoruz'' diye konuştu.
    
''Jinekoloğu nereye koyacaksınız''
    
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı'nın CV'sinin dolu olduğunu belirten Arınç, tarih, edebiyat, dil üzerinde yeterli çalışmaları varsa, temsil ettiği üniversite görevi bu işler için yeterliyse, olumlu baktıklarını kaydetti.

Bu kurumlarda 2001-2011 yılları arasında çalışanların profiline bakıldığında söylediklerinin ne anlama geldiğinin görüleceğini kaydeden Arınç, şunları dile getirdi:

''Kurumlarda, kuruluşundan itibaren kimlerin başkanlık yaptığına baktığınızda, bizim ne kadar haklı olduğumuzu göreceksiniz. Farsça eserler vermiş, Mevlana üzerine çalışmış ancak birisi 'Atatürk bunun neresinde' diye yazacak, biz de onu analiz ve tahlil etmeden burada bir eleştiri olarak getireceğiz. Yeterlilik taşımıyorsa 'çok iyi Atatürkçü bir arkadaş' diyerek yapacağımız bir atama ne kadar yeterli olabilir- Arkadaşlarıma itiraz edenlere söylüyorum; bu kurum kurulduğunda uzun süre başkanlık eden şahıs Suat İlhan'dı ve görevi korgeneraldi. İtiraz eden arkadaşlarımızın bir askerin bu kurumda başkanlık yapmasından hiç rahatsız olduklarını zannetmiyorum. Yine bu kurumlarda uzun yıllar başkanlık yapan sayın Utkan Kocatürk tarihçi, edebiyatçı, dilci değildi, jinekoloktu. Arapça, Farsça biliyor da 'bu adam Atatürkçü bir kuruma başkan olamaz' diye düşünülüyorsa, jinekoloğu nereye koyacaksınız-

Arkadaşlarımızın her birinin CV'sine baktığınızda, bütün değerli başkanlarımızın yeterli donanıma sahip olduklarına eminiz.''

''Ben bu yargının bir temsilcisi miyim''
    
''Cezaevinde gazeteciler varsa, bunların sorumlusu ben miyim, benim kurumlarım mı-'' diye soran Arınç, ''Bu insanların yargılayan, iddianame tanzim eden veya bunlar hakkında tutuklama veya hüküm veren yargı değil mi- Ben bu yargının bir temsilcisi miyim- Yargı noktasında bana söylenebilecek hiçbir şey yok'' dedi.
Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Nedim Şener, Ahmet Şık, Soner Yalçın, arkası yok, sayılması da mümkün değil. 70, 80, 90 rakamlarından bahsederken, bu insanlar kim- O insanların kim olduğunu her fırsatta söylemeye devam edeceğiz.
     Uzun süren tutukluluklar konusunda, içerde bulunan gazetecilerin tahliye edilmeleri konusunda söylediklerimi herkes biliyor. Şu veya bu davalar sebebiyle, içerde bulunan asker, emekli asker, gazeteci, milletvekili konusunda tutuklama olmaması gerektiğini şahsi, özel düşüncem olarak ifade ediyorum. Bunu dışında kim ne söyleyebilir- 'Basın özgürlüğünü istemiyor, tutuklamalardan yanadır' diye bana bir kusur isnat edilebilir-

Bir bakan olarak aldığım idari kararlar neticesinde bu insanlar içeri girebilir mi- Benim kurumlarımın hiçbirisi bu gazetecilerin mesleklerini yaparken yargılanmaları, ceza almaları konusunda ne bir şikayette bulunmuştur, ne bir söz ifade etmiştir, ne de talimat vermesi söz konusu olsa talimat vermiştir.''

3. yargı paketinde yapılan değişiklikleri anlatan Arınç, Terörle Mücadele Kanunu'nun değişmesi veya kaldırılması konusunda hiçbir CHP'li milletvekilinin teklifinin olmadığını söyledi.

CHP'li milletvekilleri buna ilişkin tekliflerinin bulunduğunu belirterek, Arınç'ın sözlerine itiraz etti.
    
''Maskelerini indiriyoruz''
    
 Bugünkü fiili duruma bakıldığında, gazeteci sıfatıyla içerde bulunan kişilerin tutuklulukları ve hükümlülükleri Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında kabul edildiği takdirde, bu tutuklulukların devam edeceğini ve hükümlülüklerin mutlaka olacağını belirten Arınç, Gazetecileri Koruma Komitesi (CJP) için hazırlanan rapora katkı sağlayan isimlerin bağımsız ve objektif olma konusunda yetkili, yetenekli olmadığını ifade etti.

Arınç, ''Bunlardan birisi yurtdışına haber yaptığı zaman 'terörist, terör örgütü' demiyor, 'Kürt özgürlük savaşçıları, Kürt direnişçileri' diyor. Tanımlamayı böyle yapınca rapora katkıda bulunan bir kişinin raporu nasıl yönlendireceğini biz biliyoruz'' dedi.

Gazeteci olduğu belirtilen kişilerle ilgili hazırlanan iddianameden bazı bölümler okuyan Arınç, ''Bunu kullanarak 'Türkiye'de basın özgürlüğü yoktur' demeye çalışanların maskelerini indiriyoruz'' ifadesini kullandı.

Arınç, konuşmasına şöyle devam etti:

''Söylenenlerin hiçbirisi doğru değil. Yazdıkları kitaptan, makalelerden, karikatürlerden dolayı tazminat davasına hükümlü olanlar var. Nedim Şener'in, Ahmet Şık'ın, Soner Yalçın'ın yargılandıkları konuyu biliyoruz. Tutuklanmalarının istisnai olması gerektiğini, tahliye edildiklerinde ilk tebrik eden kişi olduğumu ifade etmek isterim. Ancak, terör örgütüne fiilen katılarak, bu eylemlere bizzat katılarak bu fiilleriyle yargılanmış, mahkum edilmiş kişilere veya adi suçlardan dolayı hüküm giymiş kişilere gazeteci sıfatıyla bir imtiyaz kazandırmaya çalışamazsınız. Bunların hiçbirisi basına suç işleme imtiyazını, özgürlüğünü kazandırmaz.

Yazacak, çizecek, konuşacak, bunların hepsine 'evet' ama kanunlara göre suç sayılan fiilleri işlediğinde de bunun karşılığını mutlaka görecek.

CJP raporundan çıkara çıkara eleğin üstünde kalanlara baktığımda görüyorum ki Türkiye'de basın özgürlüğü vardır. Türkiye'de basın özgürlüğü var ki bizim hakkımızda, AK Parti, hükümet hakkında her gün ağız dolusu hakaretler yazılabiliyor. Ben şikayetçi olmuyorum. Meclis Başkanı iken davalar açmaya başladım, hiçbir faydası olmadığını gördüm, onları Allah'a havale ediyorum, böylesi daha etkili oluyor.''

Arınç, milletvekillerinin konuyla ilgili eleştirilerine ilişkin, ''Ceza hukuku bakımından bizim şikayetimize bile bağlı kalmadan savcılar iddianame yazıyorsa, bağımsız yargının savcılarını böyle hakaretle karşılayamazsınız'' dedi.

KAYNAK:
AA
ETİKETLER:
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER